Kayıtlar

şarkı sözü etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

"yapamayacağımı bilmek beni sakinleştiriyor..."

Nasıl bir temel atılmış ki yıllar sonra dinlenince bile aynı trans haline büründürüyor bu melodiler. Herşeyiyle muhteşem bir şarkı, neredeyse hiçbir eksik yeri yok; bu haliyle tam bir ütopya ki oraya aittik o zamanlar. Herşeyimizle tamdık ve eksiksizdik. Kusurlarımızı edinerek insan olmaya karar verdik. Yüreğimizi öylece ortaya koyduğumuz ve onunla başbaşa bir masada vakit geçirdiğimiz zamanlar... Masadan alıp tekrar içeri koyduğumda ne o eski yürekti ne ben eski ben. Hala yaptırabilecekleri korkutuyor ama "yapamayacağımı bilmek beni sakinleştiriyor". Kendime dönüp arkamı gidiyorum kendime. Pişmanlıklarım, elimin kiri. "(...) people in prayer for me everyone there for me sometimes i feel i should face this alone my soul exposed it calms me to know that i won't. blood...heal me fear...change me belief will always save me blood...swearing fear...staring conviction made aware give up on misery turn your back on dissent leave their distrust behind wash ...

sorrow's a girl inside my cave

sorrow found me when i was young sorrow waited, sorrow won sorrow they put me on the pill it's in my honey, it's in my milk don't leave my hyper heart alone on the water cover me in rag and bone sympathy 'cos i don't wanna get over you i don't wanna get over you sorrow's my body on the waves sorrow's a girl inside my cave i live in a city sorrow built it's in my honey, it's in my milk don't leave my hyper heart alone on the water cover me in rag and bone sympathy 'cos i don't wanna get over you i don't wanna get over you (The National/Sorrow/High Violet) Dinle

günebakan

Resim
"günebakan düşlerimiz, yağmur sesiyle çoğalsın" evimizi günebakanlar koruyor; adamın birinin düşlerini çoğalttıkça çoğaltıyor.

conversation 16

... it's a hollywood summer you never believe the shitty thoughts i think we had friends out for dinner when i said what i said i didn't mean anything we belong in a movie try to hold it together till our friends are gone we should swim in a fountain i do not want to disappoint anyone now we'll leave the silver city cause all the silver girls gave us black dreams leave the silver city to all the silver girls everything means everything i was afraid i'd eat your brains i was afraid i'd eat your brains cause i'm evil cause i'm evil ... (The National/Conversation 16/High Violet) dinle: http://fizy.com/#s/1j1fl5 izle: http://www.youtube.com/watch?v=lnQC-O7pq4U

sadece bir his

kurtuluş'tan geçerken, kulağımdaki ses "yanlış cevaplardan seçerdin istediğini" diyordu, dışarıdaki de kurtuluşa çağırıyordu. tam olarak ne demek istediklerini anlamadım. neyi nereye koyacağımı bilemiyorum. ama sonuç olarak elde avuçta olana bakıyorum; olan bitene; garip bir tekrar söz konusu. ya aynı yerde dönüp duruyorum ya da temeli iyi atmışız fark etmeden, fazla savrulmuyoruz. yaşananlar birbirinin tekrarı. tekrar etmem gerekirse, garip bir döngünün içindeyiz. kendimize dolanıp duruyoruz. tam olarak ne istediğimi bilmiyorum. neyi nereden alacağımı da... kimden nasıl ne istenir ve sonra ne cevap verilir. sadece elde avuçta olana, olan bitene baktığımda, haklı olduğumu hissediyorum. sadece bir his. aklı baliğ olmadım daha. aklım almıyor olan biteni. neyi nereye koyacağımı bilemiyorum. koyverip gidiyorum. "korkulardan arın da gel; bu bir yaşam-sakin ol geçer gider..." o kadar büyük bir tekrar var ki evin camlarını bile geçen yılla aynı gün silmişim. çözece...

belki

"(...) geçmiş yalnızların izinde selamı kesmişiz tutkuyla, uyandık pazar, dünya kapalı. görmeyeli uzun zaman olmuş bazı dostları. (...)"

artık melek değilim

Dün, uzun süre sonra bir canlı rock performansı izledim. Nefes Bar'da Redd... Nefes standartlarına göre pek sakindi ortalık; grup temiz çaldı ve işini iyi yaptı. Daha önce falan filan ve bir şövalye var içinde ile değinmiştim kendilerine... Bu kez de: "bir korkuluk gibi içime dikildin beni daha başlamadan bitirdin bir hayat gibi avcuma çizildin beni kemirdin, neye çevirdin sen kanatlarım yoktu benim ama bir zamanlar melektim kirlendim gördüğün rüyayı bozmaya geldim ben sevdiğin dünyayı durdurmaya geldim bütün zehirleri koymaya geldim ben kırılmamış son kalbi kırmaya geldim çok değiştim ben, artık melek değilim" ( redd/artık melek değilim/kirli suyunda parıltılar ) [arjantindeki anlar: "ölmeden önce ben de melektim"]

astronaut down

you look so mysterious but you sound so serious you should have told me on the phone i'm sorry, i'm sorry, i don't know what i'm saying. i guess you tried to let me know by leaving notes on the stereo it's not the typical way to go i'm sorry, i'm sorry, i don't know what i'm saying... 'cause i found myself back in the bachelor scene feel like an astronaut in a submarine if i fall asleep i could fall out of bed maybe the helmet helps but it hurts my head let's not get hysterical maybe you need a sabbatical you get so angry when you're wrong i'm sorry, i'm sorry, i don't know what i'm saying! you know it came as quite a shock to find your note in the cereal box and why'd you have to change the locks i'm sorry i'm sorry i don't know what i'm saying and i found myself back in the bachelor scene feel like an astronaut in a submarine if i fall asleep i could float out of bed m...

hayat kurtarır bazen...

"bu yokluk günlerinde emin oldun sevdiğine ama sahip olamadın bu yokluk günlerinde ikinci sinir harbinde mağlup oldun vatan sağolsun. batan dostların yardım çığlığı hayat kurtarır bazen telefon hatları dostum eyvallah, oku şu kitabı yak gitsin şu dijital ormanı. şimdi ben ne desem boş karışmış harcımız yalnızlıktan sanal oğlan, yalnızlıktan yazdım suyun üstüne hepsi yalan, hepsi yalan hepsi yalan..." ( Kesmeşeker/Sanaloğlan/İçinde İçindekiler Vardır )

günler böyle geçip gitti. şimdi iyiyim.

sayfalar çevrilir, öksürük, boğaz açılır: "her şey çok kolay oldu. ne sızlandım ne de ağladım... ani bir ölüm ya da kalp krizi gibi kolay. bütün şehir üstüme gelecek, dünyam yıkılacak sanırdım ama olmadı. bitti işte! bi' süre giden gelenler oldu. beni anlamaya çalıştılar. bi' işe yaramadı. sıkıcı ve kasvetliydi. bazen bütün gün yorganı başımdan aşağı çekip uyudum. bazen de ucuz filmler seyrettim. günler böyle geçip gitti. şimdi iyiyim. sen utanç gecelerinde, ben burda. hepsi bu kadar, sonrası yok. unuttum gitti geberik. unuttum gitti, unuttum gitti... " ( nazan öncel/bırak seveyim rahat edeyim/sokak kızı )

hiç kimse istemez istenmez olmayı

"kadıköy çarşısında, sinema çıkışında yağmur, ıslattı beni sana olan güvenimi, iki adet biletimi attım, attım yere yağmurda ıslanmış bir kedi gibi hiç kimse istemez istenmez olmayı, kırılmayı haketmedim yağmur, yağmur yağ üstümüze yağmur, yağmur sev beni, sev beni düne kadar herşeyi unutmaya razıydım oysa, en azından bir haber, ya da bir telefon... neyse boşver, boşver." (kesmeşeker/yağmur/tut beni düşmenden)

mektup

yıllar sonra mektup yazdım; askere; vertumnus'a... kırılmaları düşündüğüm gün; kendi kırılmasını yaşarken... okunacağı için, tedbirli; benden, bizden ve başkalarından bahsettim, seviyeli; bir nefes gecesi samimiyetinde değil, belki mülkiyeliler öğleden sonrası olabilir. bacak arasından attığım golden bahsettim, belden aşağı indiğim tek an o olabilir. sonra hemen yukarılara çıktım; kalemden ve kalpten, sesten ve sözden, yollardan ve yolculuklardan, uzaklardan ve 38/1'den. yazarken bunu dinlemiyordum ama şimdi bu daha iyi geldi, onlar ve biz, aşağı ve yukarı, siyah ve mavi, sonunda dön dolaş hepsi aynı, kelimelerin savaşında herkes tektip: us and them and after all we're only ordinary men. me and you. god only knows, it's not what we would choose to do. forward he cried from the rear and the front rank died. and the general sat and the lines on the map moved from side to side. black and blue and who knows which is which and who is who. up and down. but i...

pankart

"gençler geçti, ellerinde yalnızlığa geçit yok pankartları..." cenk taner

böyle şeyler...

param olsaydı gelir miydin benimle? bu şehirler, bu kasabalar sonuna kadar. konuşabilirdik, sevişebilirdik... böyle şeyler işte, böyle şeyler ... ayrıca bknz. param olsaydı .

söyleş bakalım 3 günlük ömrünle

"... söyleş bakalım 3 günlük ömrünle , herkes memnun kendinden öyle ya da böyle ne testler çözdük biz ne yanlışlar bulduk ne özetler okuduk da ne çoktan seçildik bu yalnızlar liginde, her sene üstüste şampiyon olmuşuz da kupalara doymuşuz da üstelik tanışmışız da bir kadıköy akşamında gidebilir miyiz dersin buradan uzaklara iş sahibi olursun, bir sevgili bulursun. ana haber, sana yeter günün birinde... bir mucize beklersin sessiz evlerde törpülenir cesaretler zaman içinde..." ( cenk taner/buradan uzaklara/izin vermedi yalnızlık )

nasıl geldim buraya?

nasıl geldim buraya? hangi yollardan geçtim? hangi deniz kıyılarından düştüm bu çöle? hangi yeşilliklerden kondum bu stepe? kim getirdi beni buraya? kim bırakıp kaçtı? kim attı gökyüzünden, cennetin bahçesinden? hangi yanlışın sağlamasıyım? hangi boşluğun dibiyim? hangi şaheserin defosuyum? kimin bedduasıyım? ne zaman uyandım rüyadan? "pişmanlıktan kaçan bir yanılgı, tarihin tozlu dosyasında... zaman bir girdap gibi, kaderin kör dizaynında "

kaptan

"(...) kaptanınız konuşuyor: korsan bizi kaçırıyor; kemerler bağlansın, anılar hatırlansın... biryer var biliyorum, evet seni seviyordum, ışığa baktım, içine daldım, şimdi neyleyim?" ( kesemeşeker/kaptan/içinde içindekiler vardır )

bu puslu sabahlarda...

"(...) bu puslu sabahlarda, adını unutmaya devam ediyorum. bir maçın son anında, kasti tekmeler diyarında, koşuyorum; kırmızı kartlara doğru, kaçıyorum; şahsi verkaçlarla, festival zamanı istanbul’da, bizimkisi resital olsa olsa... bu acil servislerde, adını unutmaya devam ediyorum." (c.t./a.u.d.e)

doping

"(...) vakit çaldım, yalan attım. doping de yaptım, şike de... her yol mübahtı bilirsin, aşk cinnetlerinde... çalışmıştık yıllarca, okullarda-evlerde... acılar sislendi hep tekellerde. (...)"

let me go

Resim
(amasra-safranbolu yolu) "let me go let me go let me seek the answer that i need to know let me find a way let me walk away through the undertow please let me go (...) let me break! let me bleed! let me tear myself apart i need to breathe! let me lose my way! let me walk astray! maybe to proceed... just let me bleed" ( Pain Of Salvation/Undertow/12:5 )- Orjinali Remedy Lane albümünde olan şarkının, akustik albümdeki müthiş canlı performansı.