Kayıtlar

şiir etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

bir yılın son günleri

Bir yılın son günleri, yeniden: "I. Bir yıl daha bitiyor İşte bu kadar duru,bu kadar yalın Bu kadar el değmemiş Sıradan bir gerçeği daha kolları bağlı hayatımızın Bu şiire nasıl dahil edilebilir bir yılın son günleri Her sonda,her başlangıçta ve her defasında Alır gibi başkasını karşımıza Perdeler çekip,ışıklar söndürüp oturup yatağın içinde bir başımıza Sorgulamak kendimizi Öğrenmek ikimizin anadilini,ikinci belleğimizi Öğrenmek kendimizle hesaplaşmanın buzul ilişkilerini Bu aynanın dehlizlerinde gezinirken görürüz Karanlık günlerimizin kenar süslerini ..." Tamamı:  http://epigraf.fisek.com.tr/?num=1088

bir yıl daha bitiyor

Yıl sonunda bu şiiri okumak vaciptir: "Bir yıl daha bitiyor Düşlerim, tasalarım, yarım kalmış onca şey Her yıl biraz daha kısalıyor bir öncekinden Bana mı öyle geliyor Yoksa daha mı hızlı ilerliyor zaman İnsan yaşlanırken?" ( Murathan Mungan/Bir Yılın Son Günleri )

balzamin

sen el kadar bir kadınsındır, sabahlara kadar beyaz ve kirpikli... bazı ağaçlara kapı komşu, bazı çiçeklerin andırdığı, iş bu kadarla bitse iyi. bir insan edinmişsindir kendine, bir şarkı edinmişsindir, bir umut... güzelsindir de oldukça, çocuksundur da... saçlarınla beraber penceredeyken, besbelli arandığından haberli, gemiler eskirken, deniz eskirken limanda; sevgili. (cemal süreya)

sevgilim bir günün...

"Sevgilim, bir günün ortası şimdi taşıtlar hızla gelip geçiyor, her yer kalabalık, ben seni düşünüyorum bir bodrum kahvesinde uzat bana uzat ellerini izinli askerler görüyorum, kırıtarak yürüyen işçi kızlar istanbul her günkü yaşantısı içinde, uğultulu, güvercinler güneşten bir sessizliği biriktiriyor. ben seni düşünüyorum, seni hani tıpkı o ilk günlerdeki gibi "kalbim" diyorum, kalbim daha dün tezgâhtan çıkmış bir su sayacı gibi aşkı anılar besliyor, düşler kadar bu yüzden diyorum ki "aşk, eskidikçe aşktır" sevgi, eskidikçe sevgi. günümüz ekmeğimiz, türkümüz çoluğumuz çocuğumuz binalar yan yana yükselip gidiyor vapurların ağzı köpük içinde uzaklarda ne kapılar açılıyor trenin biri bir istasyona varıyor oradan çıkıyor biri. her şey biliyor, her şey sen biliyor musun bakalım seni nice sevdiğimi? üstüne titrediğimi? geldiğimi? gittiğimi? hadi!" (cemal süreya)

gözleri getirin gözleri

sanki hiçbir şey uyaramaz içimizdeki sessizliği, ne söz, ne kelime, ne hiçbir sey... gözleri getirin gözleri. başka değil, anlaşıyoruz böylece yaprağın daha bir yaprağa değdiği, o kadar yakın, o kadar uysal... elleri getirin elleri... diyorum, bir şeye karşı koymaktır günümüzde aşk, birleşip salıverelim iki tek gölgeyi. (edip cansever)

şey şey şey ve şeylerden

Bir adam kendi tiyatrosunda, tamam Bir köpek sokak değiştirdi, korkak İçi süt dolu bir lokanta, ve kapandı Ben ağzıma geleni söyledim, öyle Gene bir ağaç öttü, bu kaçıncı. Sevişsek olmaz mıydı, varan bir Elbette olurdu, bir kır çiçeği bir bulut Bir gülüş kanamak üzere, ve gizli Ve çabuk tarafından bir şey, şarap Aşk gene kelime değiştirdi, vahşi. Güneşe çıktık, bunu unutma, varan iki Ne uzak bir sesimiz vardı, efsane Gelince Çile geliyordu bir çay Oysa biz iki demiştik, varan üç Gözler ki demeye kalmadı, derin. Kim bilir ne seviştik ki saat kaç Elleri tetikte bu gazetelerin. (edip cansever/şey şey şey ve şeylerden)

ama ne gezer...

"(...) Bekler mi beni Her yanı, ama her yanı çocuklar gibi gülümseyen Bir sürü yaz gününün içinde Acaba bekler mi beni? Uykularım, o sonsuz uykularım... Yanmış bir limonluktaki - Ve limonlar ki her gün bir yaprak ayininde Sesini hiç eksiltmeyen - Ama bilmez miyim ben Bilmez miyim hiç, Böyle sığ hayallerle oyalanmak yerine Kısacık bir zaman olmalıydı elimde Turfanda meyva gibi bir zaman Yollar yollar kateden tadı ve ekşiliği Geçerek erguvanların dönemecinden Leylakların dörtyol ağzından Yapıştırıncaya dek beni dudaklarına Acının dudaklarına ve geçmişin Bir yaban gülü yaprağı gibi beni Ama ne gezer. (...)" (edip cansever/ben ruhi bey nasılım)

bir taş atarsın

"Bir taş atarsın, taş nereye düşerse Mutlaka bir köşebaşıdır Çünkü yüreğin daralmıştır ve kıştır Kullanılmamış bir sicim gibidir soğuk İşte bak her kestaneciye sapsarı bir köşebaşı kalmıştır. Şimdi bir şamandıra denizin yüzünde Durulmamış bir anı gibi kendini salmıştır. İçimizde birbiriyle konuşan yaprak bolluğu Yalnızlık bir başına kalmıştır." edip cansever

gölgem

Resim
yükümü yüklenip koltuklarıma, gölgemi düşürdüm demir yollara. uzadıkça uzadı derdim, gün gibi battım, eridim; daha neler neler derdim ama ayıp filler kuruyor dilim... " gölgeme bak gölgeme amma aşık, amma divane oturmuş kanepesinde gurbet elin kendini seyreder gözlerimde amma aşık, amma divane. gölgene bak senin gölgene amma fakir, amma biçare ceplerini elleriyle doldurmuş aynı kanepesinde gurbet elin amma fakir, amma biçare. ya öbür adamın gölgesi, öbür amma hinoğlu hin, amma hergele ayıp fiiller kuruyor belli kulakları toprağın üstünde kocaman amma hinoğlu hin, amma hergele. gölgelere bak gölgelere amma işsiz güçsüz, amma avare şarkılara inanıyorlar bütün gün hepsi de aynı şarkının insanları amma işsiz güçsüz, amma avare..." (cemal süreya)

the fifth of november

Resim
"Remember, remember! The fifth of November, The Gunpowder treason and plot; I know of no reason Why the Gunpowder treason Should ever be forgot! (...)" (Şiirin tamamı için, bknz: www.potw.org/archive/potw405.html ) "5 Kasım 1605; Guy Fawkes'un İngiliz Parlamento Sarayını havaya uçurma girişiminin tarihidir." Buna Barut Komplosu, Gunpowder Plot deniyor. "Barut komplosunun Karşı-Reform hareketi olduğunu ve baskıcı yönetime karşı anarşi hareketlerinin öncüsü olduğunu kabul eden gruplar vardır." Bu meseleyi bize hatırlatan, tabii ki: "Sözler yerine kaba kuvvet, kullanılabilse de kelimeler kudretini hep koruyacaktır. Kelimeler anlama ulaşmanın yollarını ve dinleyenlere hâkikatin telaffuzunu gösterir."

sonbahar

"kömür deposu boşaldı işte, mamak'a sonbahar geldi..." mamak'a bir kavşak uzaktayken, ankara'dayken, bu kentin sonbaharı senin için ayrı bir önemdeyse ve o güzel mevsim kapıya dayandıysa bu şarkının tadı-anlamı-ruhu başkadır. ama illa ki, ne güzeldir, deplasmanda olmak şimdi.

durak

(...) Senin bu ellerinde ne var bilmiyorum, göğe bakalım Tuttukça güçleniyorum kalabalık oluyorum Bu senin eski zaman gözlerin yalnız gibi ağaçlar gibi Sularım ısınsın diye bakıyorum ısınıyor Seni aldım, bu sunturlu yere getirdim. Sayısız penceren vardı bir bir kapattım. Bana dönesin diye bir bir kapattım. Şimdi otobüs gelir biner gideriz. Dönmeyeceğimiz bir yer beğen başka türlüsü güç Bir ellerin, bir ellerim yeter belleyelim yetsin Seni aldım bana ayırdım durma kendini hatırlat Durma kendini hatırlat Durma göğe bakalım Turgut Uyar

gece bitkilerinden

gece bitkilerinden korkuyorum, hayır, geceleri bitkilerden! gizlenirken vurulmuş ulaklara ağıttır bana açtığın her telefon. iki kalp arasında en kısa yol: birbirine uzanmış ve zaman zaman ancak parmak uçlarıyla değebilen iki kol. an ki fıskiyesi sonsuzluğun, keşke yalnız bunun için sevseydim seni. Cemal Süreya

bir şarkıdır dilinde...

Papatyadır elinde Yazla yeşeren sıra dağlar, Bir şarkıdır dilinde Günden güne seni soran sonbahar... Bir umuttur görüp güldüğün Bir tutkudur sokaklar Hergün seni çağırır; Der ki, Sokaklardan geçmezsen hayal olur uzaklar... Ben senin şarkınım der Beni hergün başka söyle. Bazen biraz tutkulu, bazen acılı biraz İçinde sarı güller bulunsun... Ben bir yolum sen de benim yolcumsun Sakın geçme benden, inanmayarak... Sen benim savaşçımsın, gözüpek çocuğumsun Sen güzelsin, en güzel; Denizlerden daha güzel, En güzel çiçeklerden ve seslerden En güzel denizlerden. (Afşar Timuçin) Dinle, Işığın Yansıması/Bir Yaz Günlüğü/Birdenbire

bardaktan boşalırcasına

10 yılın önemli albümlerinden biri de Işığın Yansıması-Birdenbire'ydi. İç-dış oluşun ilk simgesi, alışık olmadık bir yağmur, bardaktan boşanırcasına... Şiirlere yeni bir ruh veren, gayet iyi düzenlemeler ve sololar... "çocuklar gibi koşmak boydan boya, ufukları görünmeyen düzlüğü. soluk soluğa şimdi, üstümüze söken şafak... biz böyle ayakta öleceğiz besbelli deniz gibi durmadan bir kıyıya çarparak her zaman bir yeşili, bir moru arındırarak biz böyle yaşayacağız sevişerek, savaşarak umarak, inanarak bardaktan boşalırcasına, bir yağmurdur bizim için yaşamak." (Afşar Timuçin şiiri) ( Işığın Yansıması/Bardaktan Boşanırcasına/Birdenbire )

dar vakitlerde seviştik

biz varlık görmedik bilirsiniz, varlık görmedik ama seviştik. en dar vakitlerde yerli yersiz, kadınlarla kızlarla seviştik. bir yanımız kan revan içindeydi, bir yanımız sütbeyaz akşamlarda... meydanlarda kaldı ellerimiz kollarımız, delik deşik hasta sedyelerinden bakışlarla gözlerle seviştik. aşkımız eskiden kalma bugünlere, ne yalan ne gerçek olduğu gibi buğdaysız pamuksuz ilaçsız, yokluğa karşı gizli kapaklı, bulutlarla yıldızlarla seviştik. buğdaysız pamuksuz ilaçsız olsun -aşktan iyisi var mı?- ölenden öldürene geçen sevdayla yüz yıl sonra bin yıl sonra on bin yıl sonra yaratacağımız dipdiri hazlarla seviştik. seviştik ya elbet sevişiriz... sevişmek oldum olası bizim işimizdir. bir ateş varsa dağlarda, bir ateş varsa karanlıklarda, bir ateş varsa bomboş şehirlerde, bizim ateşimizdir. (turgut uyar)

yaz yağmuru

"sıcacık bir yağmur siner kara gecenin içine, toprak somun gibi kabarır. tak tak vurulur kapıma, kişner kapımda kır atım, dünyam gümüşler kuşanır." (Ezginin Günlüğü/Gece İçinde-şiir:A.Kadir)

naat

"ipekler tel tel biraraya geldiler dokunmak üzere lâle nerdeyse menekşeye, gül suya dokunmak üzere kılıç kesti kan koktu bir atlı dörtnala uzaktan günbatımının büyük eşitsizliğinden yakınmak üzere bütün dertler söylendi çareleri bir bir yazıldı son büyük toplantıda bir bir okunmak üzere kimseye başvurulmadı herkes birbaşına kaldı, evet sonradan hep birlikte kurtulunmak üzere oysa bir çiçek vardı bahçelerde kendini dererdi sevinçle. Kendini tek haklıya bir gün sunmak üzere" turgut uyar.

başka sözler, başka yüzler...

ağır kapı, aksak lisan kelimeler yetmiyor. çıplak yara; günışığı... tenimi incitiyor. içeriden yeni çıktım dünya almıyor beni yüreğimde yatar hala ölenlerin yemini hangi meydan hangi sokak kavuşturur bizi hangi yalan hangi yasak karşılar bizi ne insanlar ne mekanlar özlemlere yetmiyor... başka sözler, başka yüzler ödeşmeler bitmiyor. aşk uyudu ranzalarda, düşler eskidi gitti. ıslığıma gömüyorum kalbimdeki sözleri. hangi meydan hangi sokak kavuşturur bizi; hangi yalan hangi yasak karşılar bizi... (Murathan Mungan; Söz Vermiş Şarkılar/Teoman)

"sesin senin"

"kahkaha kesin bir sınırdır senin sesin için; geçmezsin kahkahaya. Bu da gülümsemeyi senin tapulu malın yapar. Gülmek sende gülümsemenin bir noktada taşkınlığı oluyor daha çok. Bu bakımdan gülümsenin bütün öğelerini de birlikte getiriyor. (...) sanırım, bakışlarla sesler arasında bir bağıntı kurulabilir. belki de yanlıştır bu varsayım. Ama doğru olsa, senin sesinle bakışın arasında bir paralellik, hatta bir özdeşlik olduğu görülebilir. (...) söz bitince senin sesin de biter; oysa sözü tüketen sesler vardır; söz tükendikten sonra başlayan sesler vardır. Senin sesin sözle özdeş. Çığlık değil, düşünce senin sesin. (...)" (Cemal Süreya/Sesin Senin/Sevda Sözleri)