Kayıtlar

müzik etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

yeni müzikler

spotify'in bana önerdiği şarkıcıların/grupların aylık dinlenme oranları, her bir öneride düşüyor. 800'lerden 400'lere oradan 100 küsüre kadar indi. Her seferinde sanırım en düşük olanı buldum diyorum ama şaşırmaya devam. Kuzey Avrupa'nın evde (mi?) kaydedilmiş kimi caz albümleri... Dönüp dolaşıp benim kulaklarıma kadar geldi. Oradaki sıkıntılarla buradakiler bir mi? Can sıkıntısının caz albümü yaptırdığı gençler. Caz albümlerinin can sıkmadığı bünyeler. Yerli ürünler de var dikkatimi çeken. Memlekette bir şeyler üreten çokça genç var, ne güzel. Çoğu kolej/özel üniversite birlikteliği, İstanbul sokakları hovardalığı, 90 sonrası kuşağın dert olmayan dertleri... Uzaya gönderdikleri sesler, birilerine ulaşıyor. Tabii eğer kişisel albüm değilse, garip isimli her biri. Ansızın Bi' İnfilak, Gözyaşı Çetesi vb. Bunların dinlenme sayıları, kuzeydekilerden yüksek. Bi yandan da anlattıkları hayatları bana en az kuzeydekiler kadar uzak. Varoluşsal dertler artık ilgimi çekmese de...

Delinin Yıldızı/Kadıköy

2017 sonlarında çıkan albümlerden Vega'nınkini (Delinin Yıldızı) Kesmeşeker'den (Kadıköy) daha çok tuttuğumu söylemeliyim. Kayıtlar ve düzenlemeler açısından daha iyi bir albüm olmuş. Delinin Yıldızı, Hafif Müzikteki çizgiyi devam ettiriyor belki bu açıdan avantajlı. Kadıköy'de ise yeni denemeler var; belki onları oturtmak zaman alacak. Bir anda Kesmeşeker'in en iyi albümlerine arasına girmedi benim için; Kum'un liderliği o konuda devam ediyor. Sözler konusunda Cenk Taner hala üstün olsa da sanki grup olarak yapılan işler de diğer başka detaylar öne çıkıyor. Daha önce MŞŞ'nin, Demirhan Baylan'ın, Veys Çolak'ın katkıları yadsınamazdı. Bu kez bu katkılar az kalmış gibi duruyor. Vega'da ise özellikle davul kayıtlarındaki bilgisayar etkisi kulakları tırmalıyor bir parça. Albümlerde her zaman hit olacak şarkıları değil de (bu grupların hit şarkısı olmaz gerçi) arkada kalmış şarkıları bulup çıkarmaya çalışırım. Huyum kurusun. İki albüm de son düzlükte, son...

ruhu beslemek

İyice bünyeye yerleşen tedirginlik hali ruhu içten içe kemirse de beslendiğim anlar da yok değil. Vega'nın albümü, Pinhani konseri, kısa bir Bursa ziyareti, yolda bolca müzik, dönünce Rüya'nın gülüşü ve buna benzer ufak tefek mutluluklarla yola devam. Pinhani, kentteki bugüne kadarki tek eğlencemiz oldu belki de. Unutmuşuz ayakta konser izlemeyi. Daha doğrusu canlı performansın güzelliğini. Çıkışta bir iki kelime sıkıştırarak uğurladık elemanları. Eski günlerdeki kulis önünde bekleme tribim aklıma geldi. Her konserde illa ki arkaya geçilecekti. Vega'nın yeni albümünü dinlerken de eskiye gittim tabii; adeta ışınlayıcı güce sahip. Gerçi Rüya'nın o anki vızvızları hızla beni geri getirdi. Hızla büyüyen kız çocuklarına atıf yapılınca albümde, sesimi çıkaramadım. Umarım dinler o da bunları ileride. Bizim önerilere ne derecede kulak verir bilemiyorum tabii. Sırada Kesmeşeker'in yeni albümü var.

dream theater istanbul'da çalıyor ve ben de evimde oturuyorum

dream theater istanbul'da çalıyor ve ben de evimde oturuyorum. home where i belong. ait olduğum yer, neresi. yorgun argın okuldan geldim. under peruvian değil anatolian sky. gençlikten kopup orta yaşa merdiven dayamışken, gençliğimin çoktan bittiğini kabul etmem gerektiğini hatırlarken... scenes from a memory. yaşananlar yaşandı, düşler kabus oldu, aç gözünü. tiyatroda başrol beklerken arkada bekleyen ağaç oldum. uyandım. işte bu fatal tragedy. anılar, isimler, yerler; uzayda kaybolup gittiler. yaşamayı öğrendim. kindness, beauty, truth bana hayalkırıklığı yaşattı. lines in the sand. sessiz adam taşrada. poor vanessa.

herkesin açık olduğu bir pazar

"Özgürlüğün kırsal alanlarında,  ot bitmeyen yerleri ıslah ederken gülümsemenin hakim olduğu bir kızgınlıkla ne demiştin hatırladın mı? 'Herkes kendisi olsundu, başkası olmasındı'   Hep yollar olsundu, uzun olsundu, açık olsundu. Kapalı olmasındı, pazar olsundu. Herkesin açık olduğu bir pazar. Renkler koyu olabilir çünkü kendilerini bilirler. İnsansa ne açıktır ne koyu. Hem açıktır hem koyu. Hem hızlı hem yavaş, günden sonra gelen geceye, tümden sonra eksiğe aşina.  Bir ana yemek tuzu az ve biraz tatlı,  şekeri fazla. Bizse bin yıllık taşların özlediği bir doğaydık. Hem herkestik hem hic kimse. " Cenk Taner/Halkın Zevkine Meydan Okuyanlar Derneği/Özgür Olduğunda Marmara/syf. 31
Albümün en iyileri Tahta Kılıçlar ve Kara Şair olarak netleşiyor benim için. Genelde albümlerde arkada kalan şarkılardan favori seçmeyi severim. Zaten albüm, Her Şey Siyaha Giderken'den sonra çizgi değiştiriyor gibi; daha Cenk Taner albümü havasına giriyor. Öyle ki "Silah Sesinde Yunuslar" ile iyice dibe vuruyoruz, karanlığın en koyu yerine yaklaşıyoruz. En sonda "Kadıköy Karabatakları" neşeli melodisiyle bir alarm gibi bizi uyandırıyor uykudan. Uyandığımızda daha mı iyiyiz bilemiyorum. İlk bölümde, "Felek Felemenk'ten Geçmiş"te ile bir "Şeyler Arasında" havası, "Geyikli Baba Uzaylılar Şarabı" ile "Duymuştum Şehirdeydim" eğlencesi bulmak mümkün. "Aklımın Sibiryası" ve "Bir Şehre Merhaba Dedim", "Doğdum Ben Memlekette" melodikliğini devam ettiriyor.

Yoldan Çıkmış Şarkılar

Resim
Kaptan yeni albümünü çıkardı:   http://www.kesmeseker.org/konser-ve-etkinlikler/duyurular/325-album-kasimda-cikti.html

Cenk Taner ve seçtiği şarkılar

Açık Radyo'ya konuk oldu kaptan; Hilmi Tezgör ile albüm üzerine konuşup sevdiği şarkıları çalıyor. http://vimeo.com/40549664 /

"kişisel bir şey"

bugün sevgili arkadaşımın doğumgünü. canı sıkkın. geri gelmeyen zamandan ve gelmesinden korkulan zamandan şikayetçi. sanırım. bi ara sorar detayları anlatırım. söylerse... açık denizde olduğumuzdan kıyılarımızda gelgitli durumlarımız oluyor; bizim oralara özgü limonilikten payımızı alıyoruz; yüzümüz ekşiyor bazen. olsun. beni sevdiğini biliyorum. hala birbirimizin umrunda olmamız, umudumuzun olması için besleyici oluyor. bu aralar seviyor diye; teoman'ın teoman, zamanın zamanın, mekanların feşmekan olduğu zamanlardan bir şarkı hediye ediyorum ona: http://youtu.be/yh2WNy3y6cI

doğdum ben memlekette

Resim
Kesmeşeker'in yeni albümü, 7 yıl aradan sonra, çıktı!

olan biten

-N.'ye gidip hayatıma şöyle bir göz attım. Şimdi uyumaya devam ediyorum. Gözümü açtığımda herşey için çok erken olacak. Evet, "ikimiz de yeniden başlayacağız". -DT'nin yeni albümünü bi süre önce indirmiştim. Dinledim ve beğendim. Lost but Forgotten ile Breaking All Illusions, kayda değer. Ama nedense yeniden dinlemek için pek bi' istek duymadım. Şarkıdan çok albüm-sever olduğum için olabilir... Belki, onları da tükettiğim için olabilir. Şimdi sırada, "doğdum ben memlekette" var. Onda arayacak daha çok şey bulabilirim. -Yeni hayatta yeni bir araç: Yeni çamaşır makinesi. Ev işleriyle uğraşmaktan hoşlandığımı da fark ettim, eski eşyalarımdan uzaklaşmanın huysuzluk yarattığını da. (Evden çıkmadan yerleri süpürdüm tatlım!)

iki konser

Bir yılı doldurmadan iki Kesmeşeker konseri, bünyeye zarar vermedi. Tersine, yılların birikintisine derman oldu. Günler geldi geçti gözlerin önünden, sözlerde karşılık bulan hayalkırıklıkları hatırlandı, kalpte bir sızı, kalpte bir umut, "aslında garip sözler yazmışız" minvalli özeleştiri ama nakarat, iyidir iyi. Hep tekrarlanan kısımlar, alışkanlıktan mı yoksa en iyi bildiğimiz şey bu olduğu için mi, iyidir. En iyi bildiğini, sıkça tekrarlamak... Arada bir sorgulamak da iyidir tabii; bu en iyisi mi gerçekten; daha iyiler var mı? Kendimiz yazmayıp kendimiz oynadığımız oyunda, oyunculuk kabiliyeti metnin önüne geçebilir mi? Daha iyi oyunculuk mümkün mü? Mümkünse neye yarar, yanlış olanı daha iyi hale getirmekten başka?

gelip geçenler

Barış Bıçakçı'ların ardından, Ölüm Pornosu'nu okudum; haftasonu da Az'a başladım. Karanlık ve ironik yanlarıyla örtüşen işler... Bu aralar yaptığım tek anlamlı iş. Flört 'le tanışmak da yaz aylarının kritik eşiklerinden biri oldu. Avrupa Kamusallığı üzerine düşünürken, Eski Dostum 'u dinliyorum. İçinden tren bir şarkı en nihayetinde... Dostlar uzakta, kısa bir ara uğrayıp geldiğimiz Toroslar'ın öte yanında. Aramızda önce kısa makiler, sonra uzun çamlar ve ardından ıssız düzlükler var. Doğanın bütünlüğünü oluşturmak adına örtüşen şeyler. Uzun süredir yaptığım en anlamlı iş; dostumla aramı iyi tutmak için mücadele etmek. İçinde makinistler var eden biri nihayetinde. 30'uma yaklaşırken, herkes gibi, ben de çocukluğumdan ve gençlik heyecanımdan koptuğumu düşünüyorum. Herkes gibi bir hayatın içinde kendim gibi kalmaya çalışıyorum. Dağınıklık içinde bir bütünlük oluşturmak adına kayda değer işler... Yaptığım pekçok anlamlı iş var elbet. "Sığmıyor cebime,...

kitap

Kitap çıkalı 1 yıl oldu. Biraz hayalkırıklığı yarattı ama olsun, tarihe not düştü. 1.yılı şu şarkıyla kutlayalım: A Fortune In Lies /1989 kayıtlı parçanın 2004'teki yeni hali.

"yapamayacağımı bilmek beni sakinleştiriyor..."

Nasıl bir temel atılmış ki yıllar sonra dinlenince bile aynı trans haline büründürüyor bu melodiler. Herşeyiyle muhteşem bir şarkı, neredeyse hiçbir eksik yeri yok; bu haliyle tam bir ütopya ki oraya aittik o zamanlar. Herşeyimizle tamdık ve eksiksizdik. Kusurlarımızı edinerek insan olmaya karar verdik. Yüreğimizi öylece ortaya koyduğumuz ve onunla başbaşa bir masada vakit geçirdiğimiz zamanlar... Masadan alıp tekrar içeri koyduğumda ne o eski yürekti ne ben eski ben. Hala yaptırabilecekleri korkutuyor ama "yapamayacağımı bilmek beni sakinleştiriyor". Kendime dönüp arkamı gidiyorum kendime. Pişmanlıklarım, elimin kiri. "(...) people in prayer for me everyone there for me sometimes i feel i should face this alone my soul exposed it calms me to know that i won't. blood...heal me fear...change me belief will always save me blood...swearing fear...staring conviction made aware give up on misery turn your back on dissent leave their distrust behind wash ...

sorrow's a girl inside my cave

sorrow found me when i was young sorrow waited, sorrow won sorrow they put me on the pill it's in my honey, it's in my milk don't leave my hyper heart alone on the water cover me in rag and bone sympathy 'cos i don't wanna get over you i don't wanna get over you sorrow's my body on the waves sorrow's a girl inside my cave i live in a city sorrow built it's in my honey, it's in my milk don't leave my hyper heart alone on the water cover me in rag and bone sympathy 'cos i don't wanna get over you i don't wanna get over you (The National/Sorrow/High Violet) Dinle

conversation 16

... it's a hollywood summer you never believe the shitty thoughts i think we had friends out for dinner when i said what i said i didn't mean anything we belong in a movie try to hold it together till our friends are gone we should swim in a fountain i do not want to disappoint anyone now we'll leave the silver city cause all the silver girls gave us black dreams leave the silver city to all the silver girls everything means everything i was afraid i'd eat your brains i was afraid i'd eat your brains cause i'm evil cause i'm evil ... (The National/Conversation 16/High Violet) dinle: http://fizy.com/#s/1j1fl5 izle: http://www.youtube.com/watch?v=lnQC-O7pq4U

iyi ki doğdun...

"make a move with what you can, dead waters rise higher than your mind. disappointment is a feather in your cap , you want the truth so you can crush it in your hand. there’s no map, i can tell you where you are, you’re in between things that only go half way, your tangled brain, a tired old refrain, you’d be singing it in the tired old silence. you want the best, you want contest, my eyes are filled with prizes you’ve been showin’. disappointment is the card up your sleeve, place your bets at the door before you leave." (Beck/Feather In Your Cap) Gezdin, tozdun; kart oldun döndün; defter oldun yazıldın; bıyık oldun uzadın; sakal oldun kesildin; "anne koş entelektüel oldum"; müzik oldun, döndün durdun; ışık oldun göz aldın; iyi ki doğdun, iyi ki buradasın.

bloodbuzz ohio

High Violet 'in ilk klibi; Bloodbuzz Ohio; şarkı kadar cool ve sahici. http://vimeo.com/11653518

artık melek değilim

Dün, uzun süre sonra bir canlı rock performansı izledim. Nefes Bar'da Redd... Nefes standartlarına göre pek sakindi ortalık; grup temiz çaldı ve işini iyi yaptı. Daha önce falan filan ve bir şövalye var içinde ile değinmiştim kendilerine... Bu kez de: "bir korkuluk gibi içime dikildin beni daha başlamadan bitirdin bir hayat gibi avcuma çizildin beni kemirdin, neye çevirdin sen kanatlarım yoktu benim ama bir zamanlar melektim kirlendim gördüğün rüyayı bozmaya geldim ben sevdiğin dünyayı durdurmaya geldim bütün zehirleri koymaya geldim ben kırılmamış son kalbi kırmaya geldim çok değiştim ben, artık melek değilim" ( redd/artık melek değilim/kirli suyunda parıltılar ) [arjantindeki anlar: "ölmeden önce ben de melektim"]