Kayıtlar

kişisel etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

2026 yazı...

 Bir sene sonra, aynı günlerde yaz muhasebesi: Gezip dolaşıp döndük. Rutinlere yeniden başlamak için geçiş süreci yaşıyoruz. Bu sene geçen yazdan farklı olarak, Temmuz günlerinde konserlere gidemedim. Bu seneki etkinlik takvimi daha kabarıktı; birine eklemlenirim diyordum ama olmadı. Ekonomik krizin bendeki yansımaları!  Televizyon karşısında bisiklet, tenis, atletizm izleyerek geçirdiğim yaz bekarlığı günlerinden sonra, önce Roma/Floransa sonra da kısa bir deniz tatiliyle bir sene boyunca beklediğimiz tatili tamamladık. Deniz/kum/güneş üçlüsü olmadan tatil biraz eksik kalıyor. Bu üçlünün güneşini, İtalya'da da fazlasıyla deneyimledik. Sıcağın ve kalabalığın gölgelediği gezimizde, "gölgenin" serinletemediği Roma sokakları, tabii ki çok görkemliydi. Pantheon ve Vatikan müzeleri, önceden bilet alıp detaylıca gezdiğimiz kapalı mekanlar oldu. Tarih, sanat, estetik her detayda karşımızdaydı... Günübirlik Floransa, daha önce iki kere gitme şansım olduğu için benim için üçüncü k...

Bir şeyler oldu

 Hayattan her zaman beklediğimi aldığımı söyleyemem; zaten bu blog da biraz bunun için var. Hayal kırıklıkları, can sıkıntısı, dert tasa içeride birikmesin azıcık dökülsün, kelimeler bir işe yarasın... Bir şeyler elde ettiğimde de bunun için harcanan enerji ve zamanla elde edilen arasında uçurum oldu çoğunlukla. Yüz birim emek verip bir birim karşılık almak; sömürü ilişkisi mi denir, verimsizlik mi, bilemem, uğraşıp didinip ucundan azıcık sevinçlerle idare ettim. Annem yıldızımın düşük olduğunu söylerdi. "Düşüyor delinin yıldızı" ya da "yıldızlar ölmüş çoktan..." Ama arada bir de iyi bir şeyler oluyor tabii; yine beklemek, zaman, aman bir terslik çıkacak tedirginlikleri içinde diken üstü bir hal olsa da...  Profesör oldum. Öğrenci olarak başladığım bu blogta geldiğim yeni aşama. "Oldum ben sonunda, olmayanlardan oldum; ama kendimi hep olanlardan sordum." Nedense hep bir yıl sonu yoğunluğu olur bende. Asistanlık, yardımcı doçentlik, doçentlik hep kasım aral...

2025 yazı...

 Bıraktığım yerden devam: Headbangers 3. günden sonra, 27 Temmuz Dream Theater konseri de sorunsuz ve keyifliydi. Erken gitmeme rağmen biraz arkalarda kalmayı tercih ettim; büyük ekranlardan birine yakın olmak için. Şimdi biraz daha önden izleseydim keşke diyorum. Ama kalabalığın yaratacağı ekstra sıcak, sigara dumanına boğulmamak gibi nedenlerin yanı sıra, telefon ekranlarıyla görüşümün kapanmasını istemedim. Uzun süre sonra, lise yıllarında alığım tişörtümü de giymiş oldu. Konser başlamadan az önce birisi gelip bu detaya dikkat etmiş olacak ki "tişört baya eski hocam" diye lafa girdi; o sırada sahneye çıkacakları için konu fazla uzamadı. Önceki 4-5 konseri, kiminde bilerek kiminde şartlar nedeniyle, kaçıran eski bir DT sever olarak 20 yıl sonra yeniden grubu canlı izlemek tarihi bir an oldu. Tabii ki ayakta bekleme anları +40 bünyeyi iyice zorlarken, bu işleri hala tek başıma yapıyor olmak da 20'lerden kalan bir miras olarak üzerimde yük oldu.  Bu kez günübirlik değil, ...

41'den

 20'li yaşların ortalarından beri devam ettiğim bu blogta hala ne yazabilirim bilmiyorum. Yaşıyorum ve ölüyorum. Her nefes beni sona yaklaştırıyor; o yüzden nefesimi tutuyorum. Denizin altında tabi, 20 bin fersah altında; bambaşka bir yerde, gidemediğim, olamadığım, bulamadığım herhangi bir yerde. Burada. Alıyorum ve veriyorum. Hayatta kalıyorum.  Eski yazdıklarıma bakıyorum. Bugün olsa yine yazardım Elimde olsa 20'lerde kalırdım. O zamanlar 40'lar nasıl olur diye bir soru aklıma gelmiyordu. Ölümü ya da yaşlanmayı pek aklıma getirmiyordum. Okuduğum kitaplar, izlediğim filmler, gördüğüm güzellikler daha önemliydi. Şimdi bakınca görüyorum ki anı yaşamışım. Sanki yaşamıyor gibiydim ama yaşamışım. Daha iyi günler özlemi hep vardı; demek ki yarın daha güzel bir günmüş. "hep yarın olsun."  Bugün yeniden 20'lere dönseydim yine aynı şeyi yapardım, cebimdeki bozuklarla İmge'den kitap alıp, çok satış yapıyor zaten diye Dost'tan dergi çalardım. Yakalandım ama ols...
 Bakmayın burada ağlak bir moruk olarak takıldığıma; kendi çapımda neşeli, enerjik, yaşamaya hevesli biriyimdir. Sorun çapımın biraz dar olması olabilir. Kendi çapımda yaptığım işler, sağa sola çarpa çarpa bende morluklar oluşturdu. Alım al, morum mor oturdum yerime. Keyfimi kaçıranlara karşı elimi kolumu uzattığım yerlerden biri, burası. O'su bu'su, şu'su; öyle böyle yaşıyoruz işte, ölümüne... Şen şakrak, kakakikiri, espriler, şakalar. Spritüel kaçışlar. Uçtuğumu zannedip götümün üstüne çakılmalar. Buradan bir yere gidememek. Gittiğinde de bile gitmiş gibi olmamak. Güldüğünde de içinin gülmemesi gibi bir şey bu. Bak yine keyifsizleştim birden. Başka biri olmak istemem. Dengesizliklerimle birlikte kendim olmakta bile zorlanıyorum. Dengemi tutturmak zor olduğu için yerimde oturuyorum. İçten içe şakalar espriler devam ediyor... Gülelim ağlanacak halimize. Bak yine ağlamaktan bahsettim; bırak bu moruklukları adamım!    

Edebi hislerin uyarıcılığı azalınca yaşama dair heves de azalıyor

 Şarkılarla, şiirlerle, kitaplara geçen ömrün belli bir yerinden sonra bunların etkisi azalıyor ama yerine de bir şey gelmiyor. Artık bunlardan pek tat da almıyorum. Yeni bir şey dinlemek, okumak, çalışmak ya da öğrenmek içimden gelmiyor. Büyük bir coşkuyla yaşamıyorum artık. Edebi hislerin uyarıcılığı azalınca yaşama dair heves de azalıyor. Hislerin körelmesi; işte yaşlılık böyle bir şey... Gençliğin tatları, yerini ağızda bir kekreliğe bırakıyor. İyi ki tatmışım, orası ayrı... Tüketmek yerine üretmeyi, örneğin daha çok ve iyi yazmayı denedim. Olmuyor. Kendimce iyi dediklerim de başkalarınca pek ilgi görmüyor. Kendim için fazlasıyla yazdım, çizdim, söyledim ve konuştum. Acaba başkaları da buna bir şey der mi diye dertleniyorum bazen; sosyal varlıklarız neticede. Şu ana kadar pek bir karşılık göremedim. Kendimden başlayarak bir şeyleri değiştirme umudu gittikçe azaldı. Yine de yaşıyoruz inadına; üretmek ve yazmak iyi hissettiriyor; eskisi kadar olmasa da... Neyi daha iyi yapmak ist...

muhasebe #22

 Yılın beklenen, ısrarla istenen, yolları gözlenen yazısı geldi: Bu yılın muhasebesi!  Durgun bir yıl oldu. Kötü haberin olmamasına iyi haber dedim. Rutinler devam etti. Rutin bozma eylemleri olarak bir kaç yeni iş ürettim kendime. Bunlardan biri kentin eski evlerinin fotoğraflarını çekme konseptiyle açtığım instagram hesabı oldu. Kenti farklı bir gözle gezmek, önünde geçtiğin binalara yeni bir anlam yüklemek, kentin yeni yerlerini de bu fırsatla gezmiş olmak adına iyi bir fırsat oldu. Pek ilgi göstermediniz gerçi; ben kendimi eğlendirdim, sağolun yine de! (pis pis bakma emojisi var burada.) Önceki yılın sonlarında başladığım ülkedeki açık alanda protesto ve eylemleri listeleme işine yaz aylarına kadar devam ettim. Hele bunu hiç sallamadınız... Liste miste yok size bundan sonra... Geçen yıllarda devam eden işler:  Youtube 'a videolara, sayıları azalsa da, devam ettim. 14 yeni video yükledim; kanal 32 bin görüntüleme, 1500 saat izlenme, yeni 509 abone aldı. Öğrenci arkad...

muhasebe #21

 Sene sonu muhasebe kayıtlarına devam; gelenek sürüyor. Geçen seneki yazı da, "hayatta kalmaya, ayakta kalmaya devam ediyorum, arada spor yaparak kasları esnetiyorum, bir de atlatılacak sözlü sınavı geçtim mi, artık insanlıktan çıkabilirim! Yok şaka, giriş var, çıkış yok" demişim. Aynı yerdeyim, dağılabilirsiniz!  Bu yıl çokça dağıldım ve toparlandım. Malum sınavı geçtim. Başka sınavlar vermeye devam diyorum; kaderim hep başkalarının elinde mi? Her seferinde bir parçamı dışarıda bıraktım, iyi usta misali parçalar toplarken malzemeyi artırdım. Kenarda köşede biriktirdiğim parçalarımdan yeni bir canavar yaratıyorum. Filmi çekilmiş ve kitabı yazılmış bütün eylemleri tekrarlıyorum. Ne oluyordu filmin sonunda? Hatırlamıyorum bilmiyorum... Göreceğiz. Ben de kendi filmlerimi çekiyorum; youtube 'ta 1900 aboneyi geçtim; bazılarını podcast olarak yüklüyorum spotify 'a; orada da 680 takipçideyim. Kendimi oyalamak, zamanımı değerlendirmek, kayda değer işler yapmak ve gerçekten ha...

parçalanmaya devam

 Sen toprak altında parçalanmaya devam ederken biz de dışarıda parçalandık anne. Çok bir değişiklik olmadı; yok olmaya devam ediyoruz birlikte. Ölümüne yaşam devam ediyor; nefes al nefes ver. Sen iyi kötü börtü böcekte, kuşta ağaçta yaşıyorsun parça parça. Bense patates çuvalı gibi yığılıp kaldım olduğum yerde. Bir yere kıpırdayamadan öylece durdum. İçim dopdolu olsa da tek tekmede yıkılırım. İçten içe çürürüm ya da hava alan yerlerim pörsür. En nihayetinde çöpe atılıp gideceğim. İçim geçti. Zamanım doldu. Geç kaldım. Gitmeye ve dönmeye. Şimdi sana bunları söylesem bir rabbiyesir oku, bir oku üfle nazar değmiştir sana derdin. Üç nas, bir felak. İnsanın en çok kendine nazarı değermiş. İyi olmanın ya da olmaya çalışmanın hiçbir yararını göremedim ama kötülüğü kendime oldu. Söylediğim sözler, yazdığım yazılar, kurduğum beklentiler olmadı, beğenilmedi, karşılanmadı. Ya da kötüydüm de kendimi iyi sanıyordum. İyiye, güzele, doğruya dair bütün beklentilerim yerle bir oldu. Tersini deneyel...

yaşayıp gidiyorum. hiçbir yere - arşivden

Müflis tüccar eski defterleri karıştırırmış; battım çıkamıyorum; yaşayıp gidiyorum. Doğum günü yazılarını etiket altına topladım; Rüya'nın yeni başladığı, hala gitme umudunun olduğu, soruşturmaydı, sarı zarftı savunmaydı daha yormadıkları dönemden; işimi iyi yaparsam, üstüne üşeni yaparsam ödülümü alırım sandığım zamanlar...  https://disconnectus-erectus.blogspot.com/2015/11/yasayp-gidiyorum-hic-bir-yere.html "Dönüp dolaşıp geldik aynı yere, 1 yıllık turumuzu tamamladık, her şey olması gerektiği gibi. Bu klişelerle birlikte yaşamaya devam. "Yaşıyorum, ölüyorum". 5 lt'lik yağ ne kadar yeter, bu ay kredi kartı ne kadar gelecek, yeni bir ayakkabı alsak mı yoksa biraz daha mı idare etsek... Felsefi soruların yerini alan hayat tartışması. Ben Memur Bey, nasılım? Daha çabuk yoruluyorum ve daha derin uyuyorum. Daha derin meseleleri dert edemiyorum. Neyse ki eski yanlarımın bir kısmı hala ayakta. Kurtlarla savaşta hala beceriksiz ve telaşlıyım. "Beceriksiz ve korkak...

Doğrudan ve somut bir cevap

 İlmik ilmik işlenmiş bir el sanatının karşında oturuyorum. Ilgıt ılgıt gelen geçmiş rüzgarların ısıttığı yüzümün tanıklığında.... Islık ıslık öttürülmüş bir geçmiş; bir melodi, bir ezgi. Eskidi. Elden geçirilmesi gerekli. Tamam, söylerim. Daha iyi bir alternatif için önce ölmek; toprağa karışmak, protein olmak ve yeniden kana karışmak gerekli. Bunlar için zaman... Milyarlarca insanın, yılın ve olayın ardından anlamlı bir sonuç bekliyorum. Doğrudan ve somut bir cevap. Israrla sunu yap: Yaşa.

kelimeler

 Bugüne kadar kullandığım, en azından yazarken kullandığım, kelimelerin bir yığını yapılsa bazıları tabii ki belirgin bir öneme sahip olacaktır. Bulut tarzı şeylerle böyle gruplamalar yapıyorlar. Her ne kadar akademik deformasyon sonucu "...maktadır", "...miştir", "...muştur" gibi keskin uçlara fazlasıyla sahip olsam da "olabilir", "söylenebilir" diye yumuşattığım tespitlerim de oldu. Onlar belki biraz daha temas etmiştir birilerine, kim bilir. Ayrıca arayış, umut, detay, hissetmek de öne çıkan kelimeler arasında diye düşünüyorum.  Bir takımın attığı gol sayısını hesaplamak gibi, toplamda kullandığım kelime sayısını hesaplamak; iyi olanları kötülerden çıkarıp bir averaj bulmak istiyorum. "Toplamda", buram buram çeviri olan  "günün sonunda" yerine bu aralar tercihim.  Bu yazının sonunda, averaj takımı olmaktan korkuyorum. Kelimelerin altındaki asıl anlamları, taşın altına elimi sokmayı, içe işleyen bir ok fırlatmayı b...

Özledim

 Ankara'da herhangi bir statta maç izledikten sonra sağda solda takılıp, belki ayran-simit ya da ciğer-kebap, devamında Sakarya diye devam eden hafta sonları... Güneşli öğleden sonraları, zaman: bahar. Kış ise içlik altta. Sonra fermente sıvılar, sarı, kırmızı, beyaz. Bir daha, bir daha... Günler diyorum, bir daha. Dostlar, kızgınlıklar, kırgınlıklar, aşklar. Kadınlar ve erkekler. Biz. Beraber, birlikte ve dip dibe, diz dize. Biz ve onlar. "En nihayetinde sıradan insanlarız". On yıl sonra burada yine buluşalım, olur mu? Olmaz.  On beş, yirmi... Biraz daha. Yıllar diyorum, az birikmedi ha.   Öleceğiz, bunu biliyorsunuz, değil mi?  Özledim. 

muhasebe #20

 Yıl sonu muhasebe yazısı geleneğini devam ettiriyorum. Bu sene evde kal günlerinde blogtaki yazıları etiketlere ayırmıştım. O yazılar da burada, yıl sonu etiketinde bir arada bulunuyor. Diğer etiketleri de sol üstteki üç çizginin içindeki menüde bulmanız mümkün.  Kıvanç Abi'den esinle, o okuduğu kitapları-izlediği filmleri listeliyor, ben de her yıl bugünlerde, o yıl neler yaptığıma dair blogun genel havasına uygun bir dilde bir şeyler karalıyorum. 2009'ta başlamışım bu işe; ilkini iki parça halinde yayınlamışım. İki üç kişi okumuş. Onlardan biri Ebru, diğeri de Mustafa'dır kesin, en eskilerden ikisi. Muhasebe #11 de üç kere okunmuş. Son yıllardakiler belki biraz daha sosyal medyada paylaştığım linklerle artmış görünüyor.  2019'un sonunda önce doçent olup arkasından annemi kaybedince, iyi kötü döngüsünde çember tamamlandı. Annemsiz ilk yıl, duruma alışmakla geçti. Derslere yazılara kendimi vereyim derken hastalık olayıyla beraber bu yıl herkes için hemen hemen ayn...

Annemsiz ilk doğum günü

Annemsiz ilk doğum günü. Pek çok şeyin ilki gibi, bunun da ilki varmış. Pazar günü mezarını ziyaret ettim, çiçek diktim. Umarım tutar ve büyür. Bu yaşa kadar pek çok işim tutmadı, ama dertleri içimde büyüdü. Yine de aynı şeyleri yapmaya devam ettim. Denedim ve yenildim. Kimi zaman beraberlikler ve galibiyetler de oldu. Daha önce yazdığım gibi orta sıralarda, "hem önemsiz hem de nemsiz bir yerde" hikayemiz geçip gitmeye devam ediyor.  Bazı rutinleri bozmayı sevmiyorum, bu da öyle. Yaşayıp gidiyoruz işte, "yıllar geçiyor yaşlanıyoruz galiba..." Arada ufak tefek mutluluklar, küçük başarılar ve büyük umutlarla nefes alıp vermeye devam... 
 38 yaşında, 15 yıldır akademisyen, 10 yıldır evli, 6 yıldır baba, uzun süredir okur yazar, kısa bir süredir borçsuz, her zaman tedirgin, nadiren rahat ve umursamaz...  Böylece geçip gidiyor zaman; kayda değer bir şeyler yapmak, ortaya bir eser koymak, iyi kalmak için mücadele. Yaşayıp gördüklerim ise can sıkıntısı, kötü insanlar, başkalarına dair bir derdi olmayan ya da tersine kötü derdi olan takıntılılar. Uzakta durup mağaramın kapısını kapatsam arkadan delip patlatıyorlar dinamitleri; her yer bina, mağaraya yer yok. Arkadaşlar uzakta, arkada değiller artık; kendi dinamitlerinin fitillerini ıslak parmaklarıyla söndürüyorlar. Yeni arkadaş edinmek, 35 yaş sonrasında din değiştirmek gibi bir şey. Onca derdi tasayı sorunsuz atlatıp yeni olası dertlerin gelmesini beklerken, önceki şerefli mağlubiyetlerin, az farklı galibiyetlerin, zoraki beraberliklerin hesabını çıkarıyorum. Sonuç, orta sıralar için mücadele eden kolej takımından düşmeme mücadelesi veren yaşlılar topluluğuna dön...

ekim

Ekim aylarını severdim eskiden; yaşlandıkça bu nostaljik romantizmler zamanı gelmiş oluyor. Hatırlayalım, unutmayalım, başlayalım:  Üniversite yıllarında evden Ankara'ya gidiş/kaçış zamanıydı. Gecikmiş bir kaçış; İstanbullular, Odtülüler, hukukçular önceden giderdi, bizim Hacettepe'nin yaz okulu sevdası nedeniyle okul geç açılırdı. Eylül'ün sonu geçmek bilmezdi; yazın birikmiş dertlerine ve bıkkınlığına, bitmek bilmeyen bir sıcak da eklenirdi. Ankara'ya gidiş, buz gibi bir sabahla yolculuğu bitirmek, Kızılay'dan Akay Caddesi'ne yürümek, Atatürk Bulvarı'nın kocaman ağaçları, sonra okul başlamadan önceki bir kaç gün bütün yaz içilemeyen biraları içmek...  Bazen iş güç arayışları ve sağda solda çalışmayla geçen zaman. Birinde sandviççide çalışmıştım, garip bir adam çalıştırıyordu. Yönetim bilimi derslerinde gördüğüm podscorb prensipleriyle çeşitli önerilerde bulunmuştum ama tabii ben elimi attığım için batmıştı sonradan. Analizlerimin tutmayacağı o zamanda bell...
5 farklı şehir 5 farklı uyku; kaçıp gidilecek yer derin kuyu. Kafamın içinde iyiyken gelip beni bulan garip haberler, istekler, emri vakiler ve kabarıp patlamam...  Genelde aile ziyaretleri sorunlu geçer. Bu kez de öyle oldu. Annemin ölümü sonrası başlayan yeni hayatta, yeni virajlar; alıp savrulduk uzaklara. Boşlukta dönüp duruyorum hala, yer çekimi neredesin? Çakıldığımda etrafa saçılan un ufak parçalarım olacak. Benden size bir hediye. 

yıllık döngü

Yıllık döngü: Evde yalnız günleri... Pandemi sürecindeki onca sıkışmışlığa ve sürekli biraradalığa göre oldukça değişik anlar. Sessizlik farklı ama geçmişe yolculuk aynı. Yılları yeniden gözden geçiriyorum gruplayıp kategorize ediyorum. Blogta aynı şeyi yapmıştım geçen aylarda, etiketlerle... Şimdi kafamdaki olayları etiketliyorum. Yılları döndürüp duruyorum kafamda. Yaşlanmamak için olayları yeniden hatırlıyorum. Tabii ki olması gerektiği gibi, hepsini tüm hataları düzeltip yeniden rafa/kafaya koyuyorum. Seneye bakarız tekrar. Rahatlıyorum.  Yok ya, ne rahatlaması; kendinle uğraşmak çok zor. İnsanlar o yüzden başkasına sarıyor demek ki, kendilerinden kaçmak için. Ben kaçamıyorum. Buradayım. Hangi yıl ne yaptığımı ve neden yaptığımı anlamaya çalışıyorum. Haklı çıkanları alkışlıyorum. Her şey olması gerektiği gibi, tercihler ve sonuçlar. Yapılması gerektiği gibi. Ne yapayım yani, çokça ihtimal vardı da ben mi mahvettim! Samanlıkta iğne aradım ve bulunca sevindim. Sonuç aynı: İğne ba...

salgın zamanında ben

İlginç zamanlarda insan kalmaya devam etmeye çalışıyoruz. İnsan olmak için önce sağlıklı kalmak! Varoluşsal sorunlara kısa bir ara. Sorunların biçim değiştirmesi de diyebiliriz belki. Mağaramıza geri çekilince, dışarısı kalmayınca mekan olarak içerisi ve içerideki dertler de değişiyor. Günlük rutinin değişmesindeki isteğin ölümcül sonuçlarla ilişkili olabileceğini yazmıştım daha önce. Son iyi haberden bu yana, önce annemin ölümü, sonra küresel salgın derken resmen başka bir dünyanın içine girdik. Ders notu hazırlamak, Rüya ile uğraşmak, biraz kafa toplamak ve dağıtmak için video çekmek ve bu süreçten az önce başlayıp devamında hızlandırdığım kısa öyküler yazmak. Bu ara günlük rutin bu. "Neyiz ve nerelerdeyiz, bilemiyoruz". Kaçabildiğim bir odam yok. Kendime ve hayata dair çok da bir tespit falan yapmadım. Yazamamak, düşünememek, sessiz bir ortam bulamamak şu anda en zorlayıcı olanı... Blog yazılarını tasnifledim, bazılarını tekrar hatırlattım. Böylece hızlı bir kişisel...