Kayıtlar

dayı

İyi-kötü onlarca sıfatla anılabilirim; kimileri lanet bile okuyordur bana sıfatlara süsleme olarak. lütfen artık bunlara "dayı"yı da ekleyin artık; bu sabah itibariyle kazanıldı... Artık kelimenin tam anlamıyla dayılanabilirim.

faaliyet raporu

Bir Toplumsal Hareket Olarak "Irkçılık Karşıtı Dünya Kupası" -Birikim, Güncel.

"Sıcağıyla, Acısıyla Adana Futbolu"

Resim
Perşembe kitapçılarda! Bu da kutlama şarkısı: Lifting Shadows Off A Dream 1994 canlı kaydı; 5 Years In A LiveTime'dan, müthiş bi intro...

ölü zaman gezginleri

"...yaşayan her canlı gibi acıkmıştık; belki bira bile istiyordu canımız ve şehirlerin gürültüsünden uzaklaşmış olsak da, belleğimizdeki hatıralardan -yani geleceği ele geçirmek adına gçmişe saçıp savurduğumuz kendimizden- henüz kurtulamamıştık. Oysa şehirler, hatıralarımızı süsleyen dostlarımızla birlikte kim bilir nerelerde kalmıştı şimdi, hala var mıydılar, insanlar yiyip bitiriyorlar mıydı onları dalgın fareler gibi, çöpler ve kuşkular sevdiklerimizn üstüne doğru doğru hızla çoğalıyor muydu gene? Bilmiyorduk. Artık, bilemezdik de; geçmişi küçük anlarda, geleceği de düşlerde arayıp bulmaktan başka seçeneğimiz yoktu." (Hasan Ali Toptaş/Ölü Zaman Gezginleri)

this heaven

David Gilmour'un "rabbim, çok şükür" deme şekli; dünyadaki cennetlerde tatil yapanlar için birebir; müthiş solosuyla dört mevsimlik. all the pieces fall into place when we walk these fields and i reach out to touch your face this earthly heaven is enough for me so break the bread and pour the wine i need no blessings but i'm counting mine life is much more than money buys when i see the faith in my children's eyes i've felt the power in a holy place and wished for comfort when in need now i'm here in a state of grace this earthly heaven is enough for me so break the bread and pour the wine i need no blessings but i'm counting mine life is much more than money buys when i see the faith in my children's eyes (On An Island/This Heaven)

grafiti

Resim
Firenze Garı'na girerken, bir kaç kilometre devam etmiş olabilir, grafitiler süslü duvarlarla yolculuk ediyorsunuz. Bologna'da da oldukça popülerdi, tarihi mekanlar haricinde, neredeyse her binaya imza atılmıştı. Vertumnus'un yorumu, "belediye, 'madem önleyemiyoruz, alın gençler bu duvar da sizin olsun' demiş galiba" oldu; bir şekilde bunu da turistik öğe haline getirmişler. Sadece duvarlar değil, vagonlar da sanat eseri haline dönmüştü. Aslında bu şekilde bazı vagonlar özel olarak grafiticilere teslim edilebilir. Mesela, günün birinde bir deplasman vagonumuz olsa, onu özel olarak çizdirsek-boyatsak! Bizdeyse bildiğim kadarıyla, vagonları fısfıslarken, görevlilerce kovalanıyor grafiticiler. Bir de şarkısı var, Kargo'nun Sevmek Zor albümünden kıyıda köşede kalmış, "Graffitti"; oradaki günlerimize pek güzel bir fon oluşturabilir, kaydını bulamadım ne yazık ki: Duvarlarda bir resim, Güç versin bize. Yalan bizden yanaysa sır versin b...

yeni-hayalperestlik

Resim
Kocaman yapıların yanında küçücük kalmak. Tarihin bize bir mesajı mı? Yüzlerce yıllık geçmişin içinde, 50-60 yıllık bir ömür; allah nasip ederse... Yapabildiğin kadar büyük işler yap ki, namın duyulsun cümle alemde. Büyük yüklerin altına girip, onu omuzlayıp el birliğiyle, adım adım ilerlemek. Dün akşam, "artık pek hayal kurmuyorum sanırım" diye bir cümle mırıldandım rakılı ağzımdan eski bir dosta... "Sadece yapmam gerekenleri yapıp, olmasını bekliyorum". Belki de yeni-hayalperestlik, olmayacakları değil de olabilecekleri düşlemektir, kim bilir. Ben olabilecekleri, olan hale getirdikçe, yeni hayaller/olabilecekler ufkuma giriyor. Bunları o muhteşem yapıların altında otururken düşünmedim. O sırada düşündüğüm, Mustava'nın "ulan hiç cami gezmedik ama gezmediğimiz kilise kalmadı" yollu serzenişiydi. Bir de o ince işçiliğin, nasıl sabır gerektirdiği. Biraz daha sabır. Kitap çıkıyor az kaldı!

sokaklar

Resim
Kimseyi tanımadığın sokaklarda yürümek, nereye çıkacağını bilmediğin yollara sapmak; kemerler, kabartmalar, yazılar, çizimler... Taş sokaklar eskide kaldı, ama bu taşlar daha eski; çakıl taşından büyükçe... Kemerler, sütunlar: Corte Isolani. Eski bir yükün ağırlığı omuzlarında...

havaalanında uyumak

Resim
http://www.sleepinginairports.net adresli siteyi, gitmeden önce ziyaret etmeliymişiz. Paris CDG, uyumak için en kötü havaalanları listesinde birinci! Vertumnus, bulup haber etmiş; ben de buradan duyurmak istedim. Saat 4 gibi, Paris'ten havaalanına geri döndük ancak iç peronlar değil sadece demirden koltuklu dış tarafı açıktı. Yorgunluktan bayılmak üzere olduğum için, ben bizimkilerin uygun koltuk arayışlarına dayanamadım, bir yere çöküp kaldım. Ama onlar dördümüzün de sığacağı bir yer buldular, oraya geçtik. Ancak koltuk aralarındaki şeyler, kolçak mıdır-dirseklik midir, adı her neyse; yüzünden doğru dürüst sığamadık. Mustava ile sırtsırta verip sızdık. Yaklaşık 1 saat uyumuşum sonra kapılar açıldı ve üstte görülen alana geçtik; buranın koltukları yumuşaktı ama aynı bölünmüş koltuk derdi devam ediyordu. Ses ve ışık artınca, neredeyse hiç uyuyamadım. 9'daki uçağa kadar, gezinip durdum ortalıkta...

meydan

Resim
Meydanlarımızın olmaması ne kötü. Bizleri birleştiren mekanlar... Ortaklaşa birşeyler yapabildiğimize inanabilirdik belki. Ama meydan, demek kitle demek; kitle de sol. Uzak tutulması gerekenler... En fazla maç kutlamalarında bir araya gelebiliyoruz; bir de yılbaşlarında toplu taciz eylemleri için. Halbuki Frenk diyarında öyle mi, adamlar serdi poşetlerini, bezlerini; bir çırpıda yaptılar gösterilerini. Hem akşam bir araya gelip içiyorsun da orada, hele bir de dolunay varsa... Eskiden Sakarya'da şarap içtiğimizi hatırlıyorum Nihayet'in önünde; şimdi orada durmak bile mümkün değil.

via del'indipendenza

Resim
Piazza Maggiore'de, Bangladeşli abimizden aldığımız biraları yudumlarken, gözümden uyku akıyordu. Ama dolunay o kadar güzeldi ki; gözlerim kamaştı. Bundan bir ay önceki, dolunay. Mustava, bi ara uzanıp uyudu taş merdivenlere, bense Neptün Çeşmesi'nin etrafındaki kalabalığa dair yorumlar yapıyordum. Akşam üstü biri eğik, kulelerin altında fırıncının kızından pizza yemeden önce, öyle gelene geçene bakıp, sonra ara sokaklara dalınca, önceki hayatında lejant olan mustava bey, güçlü navigasyonu ile bizi bilinmedik maceralara savurmuştu. Via del'indipendenza'dan via del pallone'ye doğru akarken, kemerli binaların altından, gelip geçenler ayakkabımın ökçesine basmış olduğumu fark etmemişlerdir umarım.

Paris bir rüyaydı

Resim
Paris bir rüyaydı, bizi rüyaya yatıran Air France'taki matmazeldi; uçuran A320'nin kaptanı, virajları mı sert alıyordu yoksa stratosfer mi biraz taşlıydı... Şarap sonrası gözlerimiz kaydı ama bulutlar üstünde taş sektirmek olmazdı. Abdel'in arabasındaki Mustafa Sandal bize hoşgeldin demese olmazdı! Abdel'in ha!larını duyan kulaklarımız, ağızımıza komşuluk ediyordu o an; "burdayız burdayız" diye parlayan gözlerimiz, görevini yapmaktan mesuttu. Gündüz bir demir yığını olsa da Eyfel, dolunayla sözleşmişcesine parlaktı. Yıldızlar ölmüştü, aşklar bizi terk etmişti ama biraz şarap her zaman iyi gelirdi. Hele ki Eyfel'in altında, dolunay ışığında. Avenu Kleber'deki şampanya bardağı, hala sıcaktı sanki; az önce kenetlenen dudakların orada olduğunu hatırlatmaktaydı. Yürüdük de yürüdük. Zafer Takı bizi karşıladı. Şanzalize, yolumuza serildi; köşeye sotelenen siyahiler PSG tribünlerinden miydi? Paris bir rüyaydı, Moulin Rouge sokağı barlar kabus. Irish Pub'ta...

hep yalnız

ve bir sabah paltonu giy at kendini sokaklara. kalbin seni aşka götürür, insan bazen lafta iyidir. hep yalnız hep yalnız çok yanlış çok tatsız... bugün kötü günümdeyim, şımartılıp sevilmedim, daha beter sersemledim, şöyle böyleyim. biraz daha kalsan da bir, hemen basıp gitsen de bir, kalbim senin emrindedir; aşk böyledir... bu aşk benim bedenime göre değil, biraz küçük ya biraz değil, hayat zaten çok ahlaksız. ister hakla ister eğil... (Nazan Öncel/Demir Leblebi)

"İstanbul Triology"

Lise yıllarım üniversitenin ilk yarısı, Dream Theater'la geçti. Bir ara onlardan ve yan projelerinden başka hiçbir şey dinlemiyordum. Sevdim mi tam severim, durumu. Bu iş zamanla kurumsal hal aldı; fan kulüp kurucularından oldum. Uluslararası fan kulüp tarafından tanınınca, önce resmi sıfatını aldık sonra birden konser organizasyonuna evrildi iş. Benim onca toyluğum ve hayalperestliğim arasında, işin bu kadar çabuk profesyonelleşmesi, kolay hazmedilir bir şey değildi. 2002 konserinden sonra ekipten ayrıldım, sonra grupla bağım da hızlıca koptu. 2005'teki konsere sıradan bir seyirci olarak gittim, son ikisine gitmedim bile. İlk konser öncesi-sırası-sonrası ile tam bir milattı. Daha önce hiç öyle bir ortamda bulunmadığımdan, 5000 kişi arasında kazakla konser izlemenin ne demek olduğunu da bilmiyordum. VCD'lerde DVD'lerde bu adamları sakince izleyen kitleyi görmekten, meselenin pratiğine uzak kalmışız. Konserin başlamasını en önde, yaklaşık 1,5 saat yere doğru dürüst bas...

Bologna'dan havalandık, Paris'e gidiyoruz

13.07.09-12.20;uçak. Bologna'dan havalandık, Paris'e gidiyoruz. Hava açık, gökyüzü parlak, dünya yuvarlak. Yanda Heidegger okuyan abla, kulağımda "şimdi sen uzakta, saydam bir şehir tadında, batıda, yaran açıkta..." Yorgunluk yüzümü asıyor, gözlerim yanıyor. Ülkeler aşıp yollar kat erderken, kendimizi de aştık biraz. Olmaz denen birşeyi yaptım kendi adıma; bulutların üstünde, yeni bir benin izlerini buldum, takip etmeliyim.

"hayat kurtarır bazen, telefon hatları..."

kafcamus'un gösteri toplumu eleştirisine girebilir bu satırlar, ama radyo 1'e telefonla bağlanıp mülakatta bulunduktan sonra, annemin alkışlayıp babamın bana sarılması, kendi açımdan kayda değer bir durumdu. Üstüm başım terra rosa'ya bulanmışken, odalardan birinde telefonla bir aşağı bir yukarı gidişim, komik görünüyor olabilir. Ama genelde telefonla konuşurken oturup kalamam; illa ki yürürüm. Gerginliğimn temeli, derdimi telefonda anlatmakta zorlanmamdı; yazmanın kolaylığı kadar konuşmak zor geliyor çoğunlukla. Acaba yazıya mı haksızlık ediyorum diye düşünmüyorum değil. Kaydetmeye çalıştığım yayında kendimi sesimi duymaktan şaşırmıyor da değilim. Ayrıca bazen söylediklerimin aslında düşündüklerim olmadığını da kabul etmiyor değilim. Değilin değillemesi, kendi etmez; bilirim. Cümleleri aslında o kadar derli toplu kurmamışken kafamda, kelimelerin, özne-belirtili nesne-zarf tümleci ve yüklem şeklinde oluşması da bir garip. Yazdıklarımı okuduğumda olduğum gibi, kendi sesimi...

faaliyet raporu

Antirazzisti'nin Ardından-Radikal İki Hikaye Yeniden Anlatılıyor-Radikal Kitap

iki yıl okul tatili

İki yıl okul tatili, Jules Verne'in kitabı, okurken korkmuştum sanki; öyle hatırlıyorum; bir yandan da her tatil öncesi düşünürdüm, bu kadar uzun tatil olsa ne yaparım diye. Okulu severdim, kaytarmayı seven haylaz bir çocuk değildim yani, lisede bile okuldan kaçmadım herhalde! Benden adam olmaz. Geçen yazı tatilsiz, ondan öncekini de sevimsiz geçirince, bu yılki tatiller, iki yıl okul tatili gibi geldi bana. Ankara'yı özlediğimden değil, evimi özlediğimden daha çok... Ki bu yılın kayda değer, hayat değiştirici, ilim irfan artırıcı, memleketler dolaşmış bir serüveni olmasına rağmen! Mustava'nın deyimiyle, "dost ve kardeş ülke" topraklarına girmiş gibi oldum Aşti'ye gelince. Yiyemediğim halde topladığım fasulyeler, dalından koparıp hatır hutur yuttuğum salatalıklar, dibine gübre koyduğum domates çitilleri... Şimdi biraz daha boynu bükük kaldı. Ama getirdiğim kilolarca soğan, gururlu ve mutlu. Bizimkiler benim adıma diktiği için, mecburen getirmek zorunda kal...

hat

Bologna sokaklarından, Akdeniz şeridine, oradan Torosların eteklerine uzanan bir hat... Noktaları birleştirince çıkan resim, bir hayaletin silueti; geçmişle gelecek arasında salınıp duran. Hat-tatlara soracak olursanız, değerleri çok sonradan anlaşılır, ya benim o kadar sabrım var mı. Korkutmaktan vazgeçen hayaletler, Cebeci Stadı'nın altına yerleşiyordu en son.

08.07.'09-20.30

08.07.'09-20.30 Casalecchio'ya geldik sabah 10 gibi; çadırları kurduk, pankartı astık, etrafı kolaçan ettik, alışıyoruz,gittikçe kalabalıklaşıyoruz; çadırın etrafı iyice kapandı. Tek tük Türkle karşılaştık, biri İngilizlerle gelmiş, diğeri Almanlarla... Akşam bi İngiliz ekibiyle dostluk maçı bile yaptık. Yemek biraz sıkıntı, daha doğrusu para azaldı. Yol, kalacak yer derken beklediğimizin üstünde para harcadık. Paris ziyareti planları bozdu. Her milletten insan var, mahşer yeri gibi, çeşit çeşit dil, tepki, ses, mimik; bi ton pankart, bayrak. Keyifli ama yorucu olacak. İnsanlar beklediğim kadar samimi değil, yardımlar sınırlı ya da olması gerektiği kadar.