Kayıtlar

söyleş bakalım 3 günlük ömrünle

"... söyleş bakalım 3 günlük ömrünle , herkes memnun kendinden öyle ya da böyle ne testler çözdük biz ne yanlışlar bulduk ne özetler okuduk da ne çoktan seçildik bu yalnızlar liginde, her sene üstüste şampiyon olmuşuz da kupalara doymuşuz da üstelik tanışmışız da bir kadıköy akşamında gidebilir miyiz dersin buradan uzaklara iş sahibi olursun, bir sevgili bulursun. ana haber, sana yeter günün birinde... bir mucize beklersin sessiz evlerde törpülenir cesaretler zaman içinde..." ( cenk taner/buradan uzaklara/izin vermedi yalnızlık )

muhasebe#2

Bu yıl çokça ürün aldım. Emek verdiğim kitaplarım çıktı. Birçok yazım yayınlandı. Ama ben neredeyse hiçbirinden tat almadım. Ağız tadı olmayınca, alınan nefesin de pek anlamı olmuyor. Anlam olmayınca, bağlam da olmuyor. Bağlam olmayınca, salınıp duruyorum. Duruyorum. Tarihe not düşmekle kaldık. Tarih olduk. Tarih yaptık. Yaparken iyiydi de geride kalınca kötü oldu. Anladım ki sonuç almayı değil, sonuca gitmeyi seviyorum. Ama hiçbir zaman sonuca giden yol puan almaz. Hoca salladığımı anlamasın diye küsüratlı sonuç yazsam da bir şey değişmez. Atıp tuttuğum yazılar, ben öldükten sonra anlaşılır artık. Yüzüme söylenemeyenler, ardımdan söylenir. Yanlış, yanlıştır. Eksik, eksik. Yol önemsizdir. Gittiğin yol, yol değil. O kadar yol tepsem de anlayamadım gitti: Vardığım yer, kitapçıların kuytuları; arşivlerin tozları. Bu yıl az film seyrettim sinemada. Ama seyrettiklerimin hepsi iyiydi. Evde seyrettiklerimin çoğu benim tercihim değildi. Kendi tercihlerim olmayınca, daha iyisi oldu. Onun te...

muhasebe#1

Aslında 2009 iyi bir yıl oldu. Aslı astarı garipliklerle doluydu; ama astarı yüzünden pahalıya gelmedi neyse ki. "Ölmek pahalıydı, bazen ucuzlardı"; biz o kampanyalara denk gelemedik, o yüzden hayatta kalmaya devam ettim. En büyük başarım bu oldu. Çukurova Mavi'yle başlayan hareketlilik, Air France'a kadar ulaştı; Renault Symbol'den, denizdeki tekneye kadar her türlü ulaşım aracını kullandım. Kimi zaman günlerce evdeydim, varlığım kapımın önündeki çöp poşetiyle kanıtlandı, kiminde yaz ortasında buz gibi denizin içindeydim; bir ara dışarıda dolu varken küçücük çadırda sıkışıp kaldım, sonra üç yıldızlık bir otel odasında bazı seslerle uyandım. İmaj imparatorluğum yeni yerler keşfetti; vergi toplamak için gönderdiğim memurlar geri gelmedi, anlaşma yapıp Eflak Boğdan'ı yeniden onlara verdim. Tarihçiler doğal sınırlarıma dayandığımı yazdı. Sınırlarda yeni şeyler keşfettim. Birçok yabancıya kendini hatırlattım. Kendimle oynarken onları da oyuna aldım. Bazısı bun...

nasıl geldim buraya?

nasıl geldim buraya? hangi yollardan geçtim? hangi deniz kıyılarından düştüm bu çöle? hangi yeşilliklerden kondum bu stepe? kim getirdi beni buraya? kim bırakıp kaçtı? kim attı gökyüzünden, cennetin bahçesinden? hangi yanlışın sağlamasıyım? hangi boşluğun dibiyim? hangi şaheserin defosuyum? kimin bedduasıyım? ne zaman uyandım rüyadan? "pişmanlıktan kaçan bir yanılgı, tarihin tozlu dosyasında... zaman bir girdap gibi, kaderin kör dizaynında "

film

Kıskanmak-bornova bornova-vavien üçlemesi ile, 2009 yılını sinemasal açıdan iyi bitiriyorum. Memlekette iyi işlerin yapılması, böyle aklı fikri derin adamların inatla istedikleri işleri yapabilmek için uğraşması, biz yeni yetmelere de umut veriyor. Bu üçlüde benim dikkatimi çeken ortak bir nokta vardı: Cinnetin eşiğinde olmak. Üçünde de alabildiğine sessiz-sakin insanların, taşranın ya da kenar mahallelerin, kendi halindeki karanlık dünyaların içinde çakan bir kıvılcım; ve geçen onlarca zamanın biriktirdiği tortunun aslında ne kadar yakıcı olduğunun ortaya çıkması... Biriktikçe tehlikeli hale gelen sessizliğin, ne derecede etkili olabileceği... Hayır, bunların benim sessizliğimle hiçbir alakası yok tabii ki... Yıllar önce parkelerin altına sakladığım oksitlenmez usturamın ışıltısını görmemek için bütün perdeleri açıp ışığı içeri alıyorum. 2009'un "muhasebesine durmak", bu ışıklı sahnenin üstünde olacak.

on the road again

Resim
Torosların ardına yeni bir yolculuk; karlı dağların ardına, inadına bir koşu... ( İstanbul Blues Kumpanyası/On the Road Again/Sair Zamanlar )

gölgem

Resim
yükümü yüklenip koltuklarıma, gölgemi düşürdüm demir yollara. uzadıkça uzadı derdim, gün gibi battım, eridim; daha neler neler derdim ama ayıp filler kuruyor dilim... " gölgeme bak gölgeme amma aşık, amma divane oturmuş kanepesinde gurbet elin kendini seyreder gözlerimde amma aşık, amma divane. gölgene bak senin gölgene amma fakir, amma biçare ceplerini elleriyle doldurmuş aynı kanepesinde gurbet elin amma fakir, amma biçare. ya öbür adamın gölgesi, öbür amma hinoğlu hin, amma hergele ayıp fiiller kuruyor belli kulakları toprağın üstünde kocaman amma hinoğlu hin, amma hergele. gölgelere bak gölgelere amma işsiz güçsüz, amma avare şarkılara inanıyorlar bütün gün hepsi de aynı şarkının insanları amma işsiz güçsüz, amma avare..." (cemal süreya)

şekillenmeye yüz tutmuşken...

"Efendimiz acemilik. Bir taş alacaksınız, yontmaya başlayacaksınız. Şekillenmeye yüz tutmuşken atacaksınız elinizden. Bir başka taş; bir başka daha. Sonunda bir yığın yarım yamalak biçimler bırakacaksınız. Belki başkaları sever, tamamlar. Ama her taşa sarılırken gücünüz, aşkınız, korkunuz yenidir, tazedir. Başaramamak endişesinin zevkiyle çalışacaksınız." (Turgut Uyar/1956)

fal

2010 kahve falım oldukça renkliydi. Telvenin rengi ve kokusu bana huzur verdi. Söyleyen mi yoksa söyleten mi yetenekliydi bilemiyorum ama duyduklarım beni mutlu etti. Zaten bizim oralara her gidişimde, bu gel-giti sonlandırmaya biraz daha yaklaşıyor gibi hissediyorum. Bu kadar farklı hayatlar arasında savrulmanın artık bir sonu olmalı. Ortak bir zeminde buluşmalı insanlarla... Onlarla konuşmaya konuşmaya, uzaklardan gelmiş ve dilini henüz çözememiş biri olmaktan yoruluyorum. Böylece burnum büyüdükçe büyüyor. Halbuki kendime söylendiğim ve ayna karşısında pratik yaptığım zaman bir sorun olmuyor. Kendime kızdığımda, o oldukça anlayışlı davranıyor. Ama fallarda kendim çıkmıyor karşıma. İçip içip bitirdiğim dertlerim çıkıyor. Ben onları tükettim sanıyorum ama onlar tortu olarak bekliyor. Sonra birileri ona anlam ve şekil yüklüyor. "Bak görüyor musun" diyor; "şuracıkta oturmuş bekliyorsun". İçim kabarmış oluyor. Dertlerim fincanın altından taşıyor. Kısmetim taşıyor. Gökt...

kaptan

"(...) kaptanınız konuşuyor: korsan bizi kaçırıyor; kemerler bağlansın, anılar hatırlansın... biryer var biliyorum, evet seni seviyordum, ışığa baktım, içine daldım, şimdi neyleyim?" ( kesemeşeker/kaptan/içinde içindekiler vardır )

bu puslu sabahlarda...

"(...) bu puslu sabahlarda, adını unutmaya devam ediyorum. bir maçın son anında, kasti tekmeler diyarında, koşuyorum; kırmızı kartlara doğru, kaçıyorum; şahsi verkaçlarla, festival zamanı istanbul’da, bizimkisi resital olsa olsa... bu acil servislerde, adını unutmaya devam ediyorum." (c.t./a.u.d.e)

doping

"(...) vakit çaldım, yalan attım. doping de yaptım, şike de... her yol mübahtı bilirsin, aşk cinnetlerinde... çalışmıştık yıllarca, okullarda-evlerde... acılar sislendi hep tekellerde. (...)"

defter

Birçok kişinin defterinden silinmiş olabilirim. Dahası karakaplı defterlere girmiş olabilir ismim. Defter-i kebir'de borçlu hanesindeyim. Halbuki borçlar hukukundan B2 ile geçmiştim. Bütün bunlar, sevgili Orhan Sevilengül hocamızın kitabını almadığım için başıma gelmiş olabilir. Oysa ki eski basım bir sosyal güvenlik hukuku kitabım vardı. Kalmıştım. Tekrar alıp daha iyi anlamıştım. Hayatı tekrar alıp daha iyi anlama şansım var mı? Listelere tekrar girmek için bir fırsat? Bütün bunlar başıma, olasılık hesabını çalışmamaktan gelmiş olabilir. O dersi de tekrar alıp geçmiştim. Bütün olasılıkları yeniden almak mümkün mü? Bütün olasılıkları hesaba katıp torbadan bir şarkı seçsem... Gelişine bir vole vurup dünkü gibi doksana taksam. Her zaman mümkün değil. Her zaman geçerli değil. Bütün bunlar normal şartlar altında geçerli ve diğer bütün koşullar sabitken. Ama gerek yok. Hiçbir şey için gücüm yok.

hiç birşey/hiç kimse

hiçbir şey için hiç kimsenin suçu yok. tek suçlu benim. kendi verdiğim cezamı çekiyorum. bu klişe laflara bayılıyorum. kendimi klişelerle yeniden üretmeye bayılıyorum. evimin bir odasını bu yüzden klişelere ayırdım, ağzına kadar dolu, kapı açılmıyor. modern baskı tekniklerine geçemedim hala. seviyorum nostaljiyi. çevirmeli telefon alacağım kendime. milletlerarası bir numarayı çevirirken uyuyup kalacağım; kimi aradığımı bile unutacağım. sadece aramayı seveceğim, ulaşmayı değil. ulaşınca elimin tersiyle iteceğim. hayret, bugüne kadar hiç aklıma gelmedi bu. telefonu açan olursa, "acımı dindirmek için bana bir şey ver" diyeceğim. ona gstkp dinleteceğim. bitince, "çok sağol açıkhava" diyeceğim. açık hava'da laçotayfa izlemiştim 2002 yazında. o yaz hayatım değişti. " herşey iyi olacak sanma yanılmak gündelik oldu " demek isterdim; sanırım geç kaldım. "her şey kötü olacak sanma, yaşanan en kötü buydu" diyebildim. diyemediklerim dediklerimden fazl...

artı çocuklar

İki pasta, iki hırka, üç kitapla (ve bir fincan-unutmuşum bunu!) geçen hafta... Bir de henüz aradığını bulamayan. Öncesinde, bir ziyaret. Birkaç telefon ve mesaj. Dağınık olsa da sürprizleriyle garip bir yeniyaşhaftası. Etrafımda daha bir iki aylıklar varken, kaç haftalık olduğumu hesaplamaya girişemiyorum. Yeniyaşlar, umutsuzluk vermez bana genelde; hep daha iyi biri olmaya yönelik bir umut ve henüz yeni başlıyoruz-herşey yeni yerine oturuyor kalenderliği. Avuntusu? Gelip geçenin sarsıntısı yerini sakinliklere bırakırken, yeni sarsıntılardan korkup "iyiyim böyle", onaylaması? Her geçen yıl kendimi biraz daha onaylayıp, avutuyorum. Kendimin en büyük destekçisiyim. Büyüyen çocuklarımın bekçisiyim. "harcanmış yıllara acımıyorum; onlarda büyüyen çocuklarım var.. her eksi bir artı getirir derler; eksi yıllar ise artık çocuklar..." ( ışığın yansıması/artı çocuklar/birdenbire )

it never happened

"kafatasımı kır ve beni yeniden-düzenle, güzel yatağına yatır ve üstümü ört..." we look younger than we feel and older than we are now nobody's funny no god, they took our fashion week that's a real bad thing cause we have scars to cover now I forget how to think, so crack my skull rearrange me lover, put me in your beautiful bed and cover me. lover, put me in your beautiful bed... Nothing made a sound in Williamstown that night and all the air was empty then what to my wondering eyes should appear nothing, cause nothing ever happens here... now I forget how to think, so crack my skull, rearrange me. nothing ever happened here nothing ever happened here bad things never happen to the beautiful ( The National/It Never Happened/Sad Songs For Dirty Lovers ) (Linkte, şarkı 04.45'e kadar; ondan sonra Thirsty başlıyor)

şeyler arasında

"bugünlerde sıkça bıktığımı bu yarıştan anneme söyleme istersen, zamanımın çoğunu orada burada geçirdiğimi biliyor zaten... uçuyorum bazen, haberiniz yok! best of'larım yüksekte, yayınımız yok... televizyonda hırslı çocuklar, bırakınız koşsunlar, zincir yettiği kadar... her şey değişmiş aynı kalmaya, ayın yarısı kayıp bu ara bulmaya çıkmışız da sen yalan söylemişsin annene. yaptığım her şey bir şey için ama, o bir şey hiçbir şeyi değiştirmiyor... böylece bir yere varmadan geçtim, aranızdan... şeyler arasında birşeymişim ben, aşık olsam şeytanlarım ağlar maziden. deniz kumundan çok şehir tozuna aşina oldu yüzüm son zamanlarda. her şey değişmiş aynı kalmaya, ayın yarısı kayıp bu ara; bulmaya çıkmışız da sen yalan söylemişsin annene. yaptığım her şey bir şey için ama, o bir şey hiçbir şeyi değiştirmiyor... böylece bir yere varmadan geçtim, aranızdan..." (Cenk Taner/ŞEyler Arasında/Kum)

18+10

18 yaşında yaşamaya başladığımı varsayarak, 10 yaşına giriyorum. Henüz küçük bir çocuğum. İlk birkaç yıl emekledikten sonra koşmaya başladım. Konuşmayı öğrenmeden de şarkı söylemeyi öğrendim. O yüzden hala derdimi şarkı sözleriyle anlatıyorum. Bu dengesizlikler yüzünden, işleri zamanında göremeyip ağız tadıyla günü gün edemedim. Erken gelmek veya geç kalmak yüzünden zamanı kollayamadım. Çok veya az konuşup, derdimi anlatamadım. Çok sinirli veya ruhsuz olup, coşkuyu yakalayamadım. Bu gelgitler, kumlarımda çok sayıda yazı-çizi alanı bıraktı; çocuklar kumlardan kale yaptı; kimileri de çubuklarıyla şekiller... Elbette iyi yaptıklarım da vardır. Bunu, varsa, dostların içinde hissetirmişimdir. Ben kendimi hırpalamayı seçiyorum. Çevremde başka kimse kalmadı çünkü. Hepsini başarıyla tükettim. En azından bir işi doğru yapmanın gururundayım. ON'ca zaman yaşayıp, kendimi bir yere ait hissetmeye başladıktan sonra, evim diye bir yere sahip olunca, kitaplar-yazılar-imzalar bırakınca, zamanın...

duymuştum, şehirdeydim.

"nerdeyiz biz, sakin miyiz? karanın bittiği yerde, bir yerdeyiz. içmişiz biz, sudan da başka... benim de bir derdim vardı bu adamla. ne dersiniz? nerdeydiniz? aşk? hmm, duymuştum şehirdeydim. zenginiz biz, çok çoook paranın bittiği yerde, bir yerdeyiz. teselliyiz kendimize. acayip rüzgar çıktı girerken tam denize. karga sekmez yokuşunda, kuşlar gördük kış başında. e, gelmişti güneylerim, duymuştum şehirdeydim. dolu yağdı yılbaşında. kulağımda "la bamba" "por ki sere" demiş miydim? duymuştum şehirdeydim. haklıymışsın, hayat fani, e, faniyse tıbben yani. hipokrat dans ederdi, tıp! duymuştum şehirdeydim. kuşlar sekti kalp yolunda, bir şehir yok haritada. ismi varsa cismi yok; duymuştum şehirdeydim. tek derdimiz aşk demiştin. (yanlış? yanlış duymuşum? olabilir...)" ( Cenk Taner/Duymuştum Şehirdeydim/Kum )

the fifth of november

Resim
"Remember, remember! The fifth of November, The Gunpowder treason and plot; I know of no reason Why the Gunpowder treason Should ever be forgot! (...)" (Şiirin tamamı için, bknz: www.potw.org/archive/potw405.html ) "5 Kasım 1605; Guy Fawkes'un İngiliz Parlamento Sarayını havaya uçurma girişiminin tarihidir." Buna Barut Komplosu, Gunpowder Plot deniyor. "Barut komplosunun Karşı-Reform hareketi olduğunu ve baskıcı yönetime karşı anarşi hareketlerinin öncüsü olduğunu kabul eden gruplar vardır." Bu meseleyi bize hatırlatan, tabii ki: "Sözler yerine kaba kuvvet, kullanılabilse de kelimeler kudretini hep koruyacaktır. Kelimeler anlama ulaşmanın yollarını ve dinleyenlere hâkikatin telaffuzunu gösterir."