Kayıtlar

herkesin açık olduğu bir pazar

"Özgürlüğün kırsal alanlarında,  ot bitmeyen yerleri ıslah ederken gülümsemenin hakim olduğu bir kızgınlıkla ne demiştin hatırladın mı? 'Herkes kendisi olsundu, başkası olmasındı'   Hep yollar olsundu, uzun olsundu, açık olsundu. Kapalı olmasındı, pazar olsundu. Herkesin açık olduğu bir pazar. Renkler koyu olabilir çünkü kendilerini bilirler. İnsansa ne açıktır ne koyu. Hem açıktır hem koyu. Hem hızlı hem yavaş, günden sonra gelen geceye, tümden sonra eksiğe aşina.  Bir ana yemek tuzu az ve biraz tatlı,  şekeri fazla. Bizse bin yıllık taşların özlediği bir doğaydık. Hem herkestik hem hic kimse. " Cenk Taner/Halkın Zevkine Meydan Okuyanlar Derneği/Özgür Olduğunda Marmara/syf. 31

boşluk

Bu kafamın boşluğu, yeni birikimler için mi yoksa her şey yerle bir olduğundan mı? Her iki ihtimalde de, kim uğraşacak şimdi doldurmakla... Bu boşluk beni çekip yutarsa ne yaparım ben. Boşluğun içinde yok olursam... Ayakta kalmalıyım, var olmalıyım. Nasıl?  Ne yapmalı? Hayatta kalmak için ne yapmalıyım?  Yazdım çizdim, bir şeyler yaptım. Olmadı. Yeni ilhamlar, yeni kitaplar, yeni heyecanlar olmalı. Yeni baştan... nefes almalıyım.  Madem baştan başlıyoruz. Bebek adımlarıyla, adım adım. "Kar yağdı yaktığım ateşlere, içimdeki korku bir isyan", elbet buluruz bir yolunu. Bu kar erir ve yeniden alev alır ortalık. Bu buz kırılır. Yeni bakteriler kıpırdar. Yeni bir hayat kımıldar. Kımıl kımıl bir canlı. Hareketlenir ortalık. Hayırlısı be gülüm. Hayırlısı...bu boşluk dolacak elbet. Damla damla, sabırla; toparlanmalıyım.

muhasebe #16

Bir dönem hayatımın kesiştiği insanlar, Almanya, Lüksemburg, İtalya, İsveç veya ABD'de... Ben de buradayım. Duruyorum. Belalar gelip buluyor beni, saklanmış olmadığımdan sanırım. Sarı zarfların içerisinden sarı güller değil sararmış geleceğim çıkıyor. Soluyorum. Hayatta kalmak için daha fazla soluyorum. Bir an önce bitsin diye, hava, ama tükenmiyor. Oksijen de  kafa bulmak için yeterli olmuyor. Benimle kafa bulanlara ciddiyetle yaklaşıyorum ki hatalarını anlasınlar. Şimdilik sonuç alıyorum. Savunmalarım kısmen tutmuş durumda. Kendimi savunmaya devam. Bu yıl en fazla yaptığım iş bu oldu. Ben ne yapmaktayım aslında, bunu birilerine izah etme işi. Bunu yaparken de asıl işimden soğumak. Yazmak ve okumaktan başka ne iş yapabilirim? Bu yıl ciddi ciddi bunu düşünmek gerekti. Ben ne yapabilirim? İşim ne? İşim ne bu dünyada? Kendi kurduğum oyunda, kendime rol yazmayı unutmuşum, o yüzden başkalarından rol çalıyorum. Herhangi bir şeyi tedirgin olmadan yapamıyorum. Onca yükün altına girdim, çı...

bir yılın son günleri

Bir yılın son günleri, yeniden: "I. Bir yıl daha bitiyor İşte bu kadar duru,bu kadar yalın Bu kadar el değmemiş Sıradan bir gerçeği daha kolları bağlı hayatımızın Bu şiire nasıl dahil edilebilir bir yılın son günleri Her sonda,her başlangıçta ve her defasında Alır gibi başkasını karşımıza Perdeler çekip,ışıklar söndürüp oturup yatağın içinde bir başımıza Sorgulamak kendimizi Öğrenmek ikimizin anadilini,ikinci belleğimizi Öğrenmek kendimizle hesaplaşmanın buzul ilişkilerini Bu aynanın dehlizlerinde gezinirken görürüz Karanlık günlerimizin kenar süslerini ..." Tamamı:  http://epigraf.fisek.com.tr/?num=1088

sız siz

Açıkçası boktan bir hayatın içine sıkışıp kaldım. Bu yeni bir şey değil  O yüzden tekrarlamak gerek: Kendi seçtiğim hayatı yaşıyorum, kızacak kimsem yok. Kazdığım kuyuda kaldım, derin kazmışım çıkamıyorum. Uydurduğum hikayeyi bozamıyorum. Okuyorum, yazıyorum; keyifsiz. Kızıyorum, bağırıyorum; sessiz. Nefes alıp veriyorum; sebepsiz. Yola devam... frensiz.

içimde kalan

Kısa bir tatil, hep birlikte yurtdışı; sonra olaylar olaylar, bekleyiş, gerilim. korkuyu beklerken'in pratik hali... halbuki ne güzeldi edebiyat ve teoriyken. gerçek hayat acıtıcı ve can sıkıcı. söyleyemediklerim ve yazamadıklarım içimde birikiyor ve mide bulandırıyor. tek yapabildiğim iş olan okuma ve yazmaktan da uzaklaştım. zaten pek bir işe de yaramadılar bugüne kadar. yeni bir hayat büyütüyorum derken, herkes gibi olup rahatlayacağım sanırken hayalkırıklığına düştüm. her akşam başıma bir iş gelmedi diye şükrediyorum. korkunun esir aldığı bünyede sıkışıp kaldım. dil öğrenmek ve yüzmekten vazgeçtim diye mi? kaçış hatları kapandı gitti. günlük rutin uyutuyordu, tek faydası buydu. kafasını ütüleyecek eş dost da olmayınca biranın rakının da tadı kalmıyor, uyanık kalmanın da... velhasıl kendi sıkıcılığıma memleketin derdi ve hayatta kalma mecburiyeti eklenince müthiş 30'larımın ortası, bozkır tekdüzeliğine fon oldu gitti.

Hayat ve keyfi

Önce okumayı kesmiştim, şimdi de yazmayı; okumaktan ziyade gözlerimle tarıyor yazmaktan ziyade aynı lafları evirip çeviriyorum. Arada bir dinleme faaliyetim var. Kendimi dinliyorum ama pek cevap vermediğim için o da kızıyor. Kelimelerin derinliği yok. İçimin de saflığı, enerjisi, azmi. O da boşa konuşuyor. Yaz gelince daha canlı, neşeli olma zorunluluğu varmış gibi... kışın kaçıp kurtulmak, kesip atmak, içip sızmak daha kolay. Hava karardıkça boynumu büküp, içe kıvrılabiliyorum. Bahar ve yazda ise etrafa bakma, gezip tozma, hayatın tadını çıkarma derdi çıkıyor bir de. Bir hayat var, bir de keyfi. Hayatı zor idare ederken keyfini ne yapacağız? Para, pul, vs. bulundu, bulunuyor. Keyif ise öyle inmiyor gökten. Çalışıp çabaladıktan sonra yorgunluktan onu tanımam zorlaşıyor. Gel şöyle otur diyorum. Otur sakin sakin kal şurada. Ama keyif, kahya tutmuyor beni. Coşkulu. Koşup gitmek, hoplayıp zıplamak istiyor. Yetişemiyorum. O yüzden duruyorum durduğum yerde; kolay olanı bu; o gelip benim etra...

tat vermiyor

seğmenler ya da tunalı uzakta, ayaklarım çimden ve hatta sokaktan da uzak. öyle olunca üretim de az, kendi dünyam da dar. kendi dünyam kaldı mı acaba o da muallak. yapacak şey daha çok okumak. ruhu beslemek lazım. olmayınca olmuyor. başkaları gibi, çoğunluk gibi yaşamaya devam. olmuyor. tat vermiyor.

Sorunlar büyüyor

Beklenmedik sorunlarla boğuşuyorum. Bu durum yeni sorunların çıkma ihtimalini güçlendiriyor. Sorun çıkacak beklentim, beni anksiyeteye yaklaştırıyor. Olayların kendiliğinden rahatça akıp gitmesine alışık değilim ama yine de bir yerlerde şansımın döneceğine dair inancım vardı. Belki de döndü  ve dönüp dolaşıp aynı yere geldim. Büyüdükçe sorunların büyümesi de normal. Artık karşımızda devlet var, hukuk var. Kocaman canavarlar. Derste anlatıp durduğumuz gibi değil. Kagit üzerinde her şey başka. Bana göre değil bu savaş. Alışık değilim bu mücadeleye. Daha kendimi yenememişken kime dert anlatacağım. Ne yapacağımı kestirmek zor. Bırakıp gitmek en kolay seçenek. Peki ben ne iş yapabilirim başka?  Bilemiyorum. Çocukken yazları kitap okumak yerine çırak olmak daha pratik bir seçenek olabilirdi. Ya da herkes gibi olmaya, törpülenmeye devam edeceğim sesimi çıkarmadan. Bir yerlerde çıkış var elbet ama şimdilik labirentte yol almaya, karanlık odada kara kedi avlamaya devam...

muhasebe #15

Bu yıl bebeğimizi ameliyat ettirmek -karar vermek, beklemek, sonrasında benim için ayrılık, kavuşmayı beklemek, yaralar için sabretmek- hayatımızın en zor anlarındandı. Bu büyük mücadeleyi başarıyla atlattık. Yaralarımızı onarıyoruz. Onunla büyüdük, büyüyoruz. Yepyeni bir hayat: Tam koşturmaca. Geri kalan hayat, umutlu olmak için hiç fırsat vermiyor. İyi haber-kötü haber dengesinde, iyilere kavuşabilmek için çokça çaba sarf edip, kötülerden bir türlü kurtulamadık. Ölümler, bombalar, kan revan içinde, çekip gitme isteğiyle, ne yapmak lazımla dertlenip durduğumuz anlar kompartımanları. Gidiyoruz katarın gittigi yere doğru. Bambaşka memleketlerde tren yolculukları, en uzun süreli avrupa havası, bu yılın en farklı anlarıydı. Mesleğe dair umudu ayakta tutmak, yine tamamen bireysel çabalara bağlı. Daha iyi bir insan olma umudumda, yaşlılık-olgunluk daha fazla katkı sunacak sanıyordum. Yeni dertler, telaşımdan bir şey azaltmadı. Kendimi işe verip geri kalan dertlerden kurtulmak istesem de bu ...

yaşayıp gidiyorum. hiç bir yere...

Dönüp dolaşıp geldik aynı yere, 1 yıllık turumuzu tamamladık, her şey olması gerektiği gibi. Bu klişelerle birlikte yaşamaya devam. "Yaşıyorum, ölüyorum". 5 lt'lik yağ ne kadar yeter, bu ay kredi kartı ne kadar gelecek, yeni bir ayakkabı alsak mı yoksa biraz daha mı idare etsek... Felsefi soruların yerini alan hayat tartışması. Ben Memur Bey, nasılım? Daha çabuk yoruluyorum ve daha derin uyuyorum. Daha derin meseleleri dert edemiyorum. Neyse ki eski yanlarımın bir kısmı hala ayakta. Kurtlarla savaşta hala beceriksiz ve telaşlıyım. "Beceriksiz ve korkak bir hayvandır." Üzerime biraz gelinince, panikle paranoyalara savruluyorum. Bu gerginliği aşmak için belki yersiz espriler, kahkahalar ve komediye daha çok dönüyorum yüzümü. Ben deli değilim! Sadece sizlerle idare etmeye çalışıyorum. Beni kendime bıraksanız o kadar da güleç değilim. Sizin yüzünüze gülmekten başka çarem yok. Ama içim gülmüyor. Halbuki eskiden sadece içim vardı; içip içip dertlendiğim. Şimdi bir d...

başka bir yer?

Tercihlerimi yaşadığım doğrudur, istediğim hayatın çok uzağında değilim ama yanlış yerindeyim. Sorun, ne istediğimi düşünmeye devam etmekle ilgili. Düşünmediğim zamanlarda çok keyifliyim, espriler gülüşmeler falan... Ben ne istiyorum'un cevabı hala net değil,  elimdeki yeter mi  yoksa daha fazlası mı.  Fazla olan da ne, mekan mı yoksa başka bir şey mi. Örneğin başka bir yerde olmak yeter mi? Bunlar üzerine düşünmeye devam.

Ben bu kadar mıyım?

Bir şeylerin değişeceğini düşündüğüm günlerdi, hala öyle, şarkılar ve kitaplar bana rehberlik ediyordu, hala öyle değil. Değişim geçerli, araçlar farklı. Radyo ve tvlerde, market raflarında bulduğumuz kırıntıları takip edip tatmin olduğumuz günler. İlk gençlik günleri, 90ların sonu. Memleket 90lara dönüp yeniden kan gövdeyi götürürken, yeniden çekip gitme isteği. Bu kez daha uzaklara. O yıllarda  üniversiteydi hedef.  Şimdi üniversitenin içinde tıkılı kaldım. Gayya kuyusunun bu kadar sığ olduğunu bilmezdim. Hedeflere ulaştım, yenileri lazım. İlk kez başka ülkelerde göçmenlik şartlarını araştırıyorum. Kendimi nasıl aşmalıyım? Ne kadar kaçsam da belli klişelerin içindeyim. O klişeyi yeniden şekillendirme derdi, ancak bir yere kadar. Yeni klişeler üretmeliyim. Belki yeni şeyler okudukça olacak, oluşacak yeni hedefler ama derinlere ilerledikçe korku da artıyor. Derinlik, kendi içimde dönüp durma sığlığı; patinajın toz dumanı. Ben bu kadar mıyım? Çoluk çocuk, bir açık hava düğünü s...

Daha az okuyup...

Daha az okuyup daha çok konuşup daha çok yorulup geçip giden bir dönem daha. Başı sonu aynı; can sıkıntısı. Arada gidiş-gelişler, alçalıp yükselmeler; yeni tatlar ve yeni sıkıntılar. Yani yine aynı nokta. Ekmeğin emrinde geçen günler. Ekmeğe katık ettiğimiz şeyleri değiştirerek mutlu hissediyoruz. Seçimlerimizi yapıp yola devam ediyoruz. Öğrenciyken yaptığımız tercihlerin mirasını yiyoruz, iyi ki çokça okumuşum o zamanlar diyorum. Şimdi daha az okuyorum, bir şeyler okuma heyecanımı yitirdim diye düşünüyorum. Metinlerin sonuna kadar gitmekte zorlanıyorum. Tüketmiş olabilirim kendimi. Daha az sarhoş oluyorum sonra. Daha çok büyüdüğüm için mi? Yetmiyor mu içimi doldurmaya şeyler, nesneler.

Sınır

Cebimde dört çeşit para var şu anda, tl, euro, roman lei ve macar birşeyi. İlk kez trenle sınırı geçtim dün. Vagonları turlarken denk geldi geçiş kasabası, vagonun ortasında rastlaştık polisle. Sonra birkaç kez daha ziyaret ettiler, ikinci sınıf kompartımanımda. Trenle geçilen balkan kırsalı, sıkıcıydı tabii, tanıdıktı. Sanırım yeniden, daha güneye doğru olacak bir kez daha. An itibariyle Romanya'nın Macaristan sınırına yakın bir yerlerde, daha kuzeyde şişelenmiş birayı içiyorum. Vakit erken.

Eski ben'ler üretmek

Kendi içimden çıkıp, suyun dibinden yüzeye, derin derin nefes alıp  hayatta kalmaya alışmaya çalıştım. İyi kötü bugüne kadar başarılıyım. Artık sadece kendimi için, başkaları için de, kendi yanımda, eşim ve kızım için de nefes alıyorum. Onlarla birlikte yaşamaya alışmışım. Yeniden içeri dönmek, yalnızlık kuyularına inmek bana iyi gelmedi. Kendimden canım sıkıldı açıkçası. Ama birlikte yaşayacak başka insanlar bulmakta da zorlanıyorum. Aranıp sorulmak istediğindeyim. İnsanların beni yanlarında istememelerine de şaşmıyorum aslında. Çeşitli hırtlıklarımla onların da hayatlarını kolaylaştırmıyorumdur eminim. Ama keyifli yanlarım da yok değil. Değil mi? Lütfen var olsun. İyi olayım. İyi olalım. Hayatta yeni dertlere pencere açarken, daha kötü olacak mecalim yok. İyi olup, yola devam etmek istiyorum. Her bir başvuru, her bir imza, her bir risk, her bir bekleyiş insanı olgunlaştırıyor; daha yaşlandırıyor demek için erken ama o da olacak. Eski ben'e sövüp sayarken, şimdi de sövüp sayılacak...

Kafatası

Biz içerideyken hayat devam etti, kafatasımız açıldı, düzeltildi, dikildi; dünyanın pek umrunda değildi, döndü durdu bildiği gibi. Günler ve geceler çok uzunmuş onu anladım,  küçücüğün başında beklerken. Başkası adına verdiğimiz kararlar içinde yine doğrudan beni etkileyen en önemliydi bu. 6 aylık çocuğu kafatasından ameliyat ettirmek. Hastane önünde sigara içenlerle beraber bekleyip durduk, şimdi de yaraların kapansın diye. Sor bi, seninki kapandı mı?

II. Firenze Seferi

Resim
Olmayacak bir iş; ikinci kez koca Avrupa'da aynı kente yolumun düşmesi. Kötü ingilizcemle kendi sınırlarımı biraz daha zorlamak adına... Zorla zorla hep aynı yerde dönüp dur; bak aynı meydanlara yeniden çıktı yollar. Bu kez farklılık Uffizi Galerisi ve birkaç küçük barın keşfiydi eski dost'la. Atarlı giderli, laf sokmalı ama samimi. Uzaktaki başka dostların yerine sokaklara yeniden kırıntılar bıraktım o soğukta kuşlar yesin diye; çekik gözlü turistlerin ayakları altında ezilmediyse. Daha fazla ara sokak, daha fazla kaybolma korkusu, daha kötü harita ve isim bilgisiyle... Yeniden doğuş kentinde, yeniden doğup nefes alabildiğime mutlu; benim sayemde nefes alanların kaderini belirleyeceğim için gergin, kafamı nasıl dağıtıp yeniden yola koyulacağımı bilmez bir haldeydim. Bakındım durdum sağa sola. Gözlerin beyne gönderdiği frekanslar eskisinden farklı olsa da...

muhasebe #14

Yeni bir yıla girerken, eski sözlerimi pek tutabildiğimi düşünmüyorum. En başta daha iyi bir insan olacağıma dair çabalarım sonuçsuz kalıyor. Buna yeni bir sıfat bulup, iyi bir baba olmak istiyorum şeklinde revize edebilirim. Bu yılın en yanı buydu belki, hayatımızın köklü biçimde değişmesi. Hayatına aldığın bir başkasının üzerine şimdi yeni birisi daha. Bencilliğimin üstüne iki kat daha örtü çektim. Klişelere bulanmadan, yaparak öğrenilen bir hayatın yeni aşaması; artık gerçekten yeni biri olmam için daha önemli bir neden var. Geçen yıl, yine bir şeyler ürettim ama bunlar beni pek mutlu etmedi. Daha az okudum ve daha az yazdım. Daha önce yazdıklarımdan beklediğim geri dönüşleri alamadım. Böyle olunca yeni şeyler yazma hevesim kırıldı. Bu yılın başında yurt dışı temaslar başladı, baharda devam etti, yazın da olabilirdi, olmadı. yolculuğun yeni aşaması, kendi başına kalışların en yabancısı. Bir zamanlar kendimizi var ettiğimiz yolculuk metaforuna karşı da mesafemiz oluşmuş demek ki;...

Hani benim yaşlılığım nerede!

Yeni yıl gelip yeni takvimler açıldığında önce 10 kasım hangi güne geliyormuş diye bakarım. Haftasonu olması tercihan iyidir. Bu sen hafta başı, yeni şeylerin başlangıcı. Baba olarak girdiğim yeni yaşım. Yeni hayatım. 33 kere dönüp duran dünya, herhalde devam eder turlamasına; ha gayret biraz daha, yolun yarısı geliyor. yarıdan sonrası daha keyifli diyorlardı! Ben de öyle kandırdım başkalarını. İyiye dair umut beslemesek, ne kalır geriye. Geçen bir yılımda yine çokça sancı, asla olmayacak hissi, asla bitmeyecek hissi, asla gelemeyecek hissi ile tersine çıkan kötümserliklerle geçti zaman. İyi ki de öyle oldu. İyimserlik-kötümserlik dengesinde, çekip gitme ve burada çakılı kalma çelişkisinde, güvenlik-özgürlük ikileminde hep zaman kazanıyor. Biliyor bu işleri çünkü. Bana hiç yaşlanmamışım, hala lisedeymişim gibi gelse de kocaman adam oluyoruz, ona buna ders veriyoruz, akıl öğretiyoruz ama bize yine el yordamıyla bir yaşam kalıyor. Hani benim yaşlılığım nerede! Olgunluğum, anlamışılığım v...