Kayıtlar

Ayhan Geçgin/Son Adım

Oldukça etkilendim Ayhan Geçgin'in Son Adım'ından, baştaki durgunluk yavaş yavaş içine alıyor okuyanı.  "Niçin böyleyim diye soruyorsun, neyi göremedim? Yapamadığım, beceremediğin şey ne? Böyle birine nasıl dönüştüm? Bir kötürümlük, ama kötürümlük dediğinin gerçekte ne olduğunu dahi bilmiyorsun. Bir yıkım duygusu doluyor içine. İçinde bir şeyin bozulmuş olduğunu duyuyorsun. Bozulmuş? Nasıl bozulmuş? Bir arabanın, motorun ya da bir aletin bozulması gibi mi? Yoksa bir etin bozulması gibi mi? Bozulan yer neresi? Bunu nasıl onaracağını bilmiyorsun. Onarılabilir mi? Yoksa bu noktayı geçtin mi? Sana öyleymiş gibi geliyor: içinde bir şey onarılmayacak biçimde biçimde bozuldu." Syf 106

Platonov/Çukur

"Çiklin, uyuyanların ortasında oturmuş susKunca ömür sürüyordu; kimileyin sessizlikte oturup görünürde ne varsa gözlemlemeyi severdi. Düşünmek zor gelirdi ona ve bundan pek müteessirdi - ister istemez hissettiği ve içi sıra heyecanlandığıyla kalırdı. Ne kadar uzun süre oturursa hüzün o kadar kabarırdı hareketsizlikten, o yüzden Çiklin ayağa kalktı ve elleriyle barakanın duvarına dayandı, yeter ki bir şeyi itsin, kıpırdasın. Uyumayı hiç istemiyordu- aksine ... kırlara çıkıp çeşitli kızlar ve insanlarla dalların altında oynamak isterdi şimdi". Syf 46

yaz okumaları '18

Bu yazın ilk düzlüğünde kitaplarla aram iyiydi. Aradaki açığı kapama isteği midir yoksa mesleki deformasyonla tarama okuması yapmaktan mı bilmiyorum, edebi okumalar konusunda yaza hızlı bir giriş yaptım. Geçen yaz olduğu gibi Metis ve Ayrıntı'nın kendi sitelerinden almıştım kitapları. Daha önce Ola Bauer/Acemi Pezevenk ve Peter Carey/Bir Sahtekar Olarak Hayatım'dan pasajlar eklemiştim; aşağıda bulmak mümkün, diğerlerini de yavaş yavaş ekleyeceğim. Bauer ve Carey'nin kitaplarına notlarım 3/5. Bauer'inki bir üçlemenin parçası, kitabın başlarında denizci olan kahramanımızın sormadan Paris'te başladığı yeni hayat ve bu hayata adaptasyon çabası anlatılıyor.  Oldukça kısa cümlelerle anlatılan gerçekçi bir hikaye.  Carey'de ise takip etmesi daha zor bir kurgu var. Anlatıcının kurguları mı yoksa yaşanan bir olay mı kestiremiyorsunuz ki zaten mevzu da biraz buna odaklı; yaratılmış mı yoksa gerçekten var mı bilinmeyen bir karakterin hatıraları üzerinden edebi eserler da...

Peter Carey / Bir Sahtekar Olarak Hayatım

Yaz okumaları, devam. Takip etmek, neyin kimi anlattığını oturtmak zordu ama hikaye ilginçti. Gerçekten olup olmadığı belli olmasa da bir şairin başka bir karakter yaratarak ünlü olduğu iddiası. "Ne berbat bir şey bu, Christopher, bu noktaya gelmek. Ölümün hepimize geldiğini söyledim. Hayır, hayır. Şu lanet hayatım boyunca bir sanat eseri yaratmaya çalıştım. Ve şimdi sonum gelince, onu verecek yalnızca sen varsın. Eski düşmanım. .... Bu ne? Onu yok etmeyeceğine yemin et, dedi. Kitabın adını taşıyan ilk sayfasında o yırtıcı, alaycı, iğneleyici başlığı gördüm: Bir Sahtekar Olarak Hayatım. Onu yakmayacağına yemin et . Bu nedir? İnsan ruhu, dedi. Kendi kendiyle alay ettiğini sandım. Ne bekliyordum ki? Elbette sanat değildi. Yemin ediyorum, dedim ona, buna hiçbir şekilde zarar vermeyeceğime yemin ediyorum. Gerçeği söylüyordum. Bir paranoyak şizofrenin sabuklamaları da olsa -ki tam da öyle düşünüyordum- onu muhafaza edecektim." Syf 226.

Ola Bauer

Yaz okumalarına Ola Bauer-Acemi Pezevenk (Magenta) ile başladım. "kötü yalancılar her zaman gerçeği anlattıklarının altını çizerlerdi. iyi yalancılar bunu yapmazlardı. yapamazlardı. iyi yalancılar birlikte olmaktan hoşlanmazlardı. onların kendi kodları ve sinyalleri vardı. yalnızca anlatıcının kulağına ulaşan kısık, köpek düdüğü gibi bir gülüş anlatıcıya sipere yatması gerektiğini; çünkü orada sıradan , geçeği arayan, ortalama insandan daha fazlasını isteyen, kendisine benzer birinin bulunduğunu anlatırdı. Tom kendini bildi bileli yalanlara bayılırdı. Onu yalanlar ayakta tutuyordu. İnsanların sırtı dik bir ahlak yasasıyla tepeden tırnağa içine büründükleri dinsel bir totemle dolaştıklarını görmüştü. Eğer gerçeği söylerlerse her şeyin iyi gideceğine inanıyorlardı. Tom da denemişti bunu. Batağa gömülmüştü. Dürüstlükte ölüm tehlikesi vardı, çünkü yolun sonuna kadar dayanmıyordu." syf 78. 

yalçın tosun / onat'ın odası

"o odada bir şey olmuştu hissediyordum, ama ne olduğunu çıkaramıyordum. bir şey olmuştu ve bundan sonra sanki hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı. içimde bir yerlerde daha önce hissetmediğim, coşkuyla karışık ince bir acı vardı. Zevk veren, küçük ve bir an önce soyulması gereken bir yara kabuğu kendisini kaşımamı, kurcalamamı hatta kanatmamı istiyordu. (...) sanki o zaman bir şeyler tam olması gerektiği gibi olacaktı, bu benden kurtulup aradığım öteki bene kavuşacaktım. bu olabilirdi, inanıyordum. Ama bir yanım burada, Onat'ın odasında kalarak uyumaya çalışmamı söylüyordu. uykuya dalmadan önce neden buraya geldiğimi, onun neden ya da nasıl bu kadar değişebildiğini, hayatımda her leyin mümkün olabileceği hissinin bir anda içime nasıl giriverdiğini ve sonunda sersem gibi neden ağladığımı rahat rahat düşünebilir ve belki bir sonuca varabilirdim." (peruk gibi hüzünlü/onat'ın odası/syf. 72)
Pek konuştuğum yok bu aralar, konuşma fırsatı olunca arayı kapatmak için fazla konuşuyorum gibi geliyor. Ağzımı çok sık açmadığımdan kelimeler ancak dişlerimin arasından yer bulabiliyor çıkmaya; rahat çıksınlar diye fazla açılınca da dökülüyorlar. Sınav kağıtları, biraz kitap, biraz müzik, yaz kitapları için araştırma, biraz düşünme ve kahveyle birlikte sessizlik arayışı... Uzun süredir dinlemediğim şarkıları hatırlamak istedim. Kimi öğrencilerin ziyaretleri ve sözleri mutlu etti. Bir de ilk baskı kitap hediyesi aldım, ilk kez. Yaz aylarının gelişi, parasızlık hissini artırıyor. Doyasıya ve umarsızca içtiğimiz günleri özlüyorum. Şimdilerde neredeyse çakırkeyf bile olmuyorum. Boşluğun içinde dalgalanmayalı çok oldu. O yüzden öylece durup boşluğa bakmak bile iyi geliyor. O anda bir şey düşünmediğim için. Olmak istediğimden çok uzakta bir adam olarak elimdekiyle iyi geçinmeye çalışıyorum.

ayfer tunç/aşıklar delidir

"Uçsuz bucaksız kumsal bomboştu. İkimizden başka kimse yoktu. O sıcak ve kalabalık yazdan ne bir şezlong ne bir şemsiye kalmıştı. (...) Dünyanın sürekli uğuldayan bir yer olduğunu hatırlatan dalgaların ve kışın geldiğini haber veren sert rüzgarın sesi sayılmazsa derin bir sessizliğin içindeydik. Öylesine yalnızdık ki ve ikimizdik ki sanki bütün dünya çok eğlenceli bir partiye gitmişti de biz davet edilmemiş gibiydik. Zaten biz ne zaman ikimiz olsak dünya bizi terk etmiş, kimse bizi aralarında istememiş gibi oluyorduk. Birbirinin acı dolu bedenleriyle yetinen iki yoksul aşık, aşık olduğunu bilmeyen ve bilmek istemeyen." (Ayfer Tunç / aşıklar delidir ya da yazı tura, syf. 187-188).

uğultu

Buralardan geliyorum aslında diye düşündüm kenarda duvara yaslanmış dururken; ışıklar, renkler, sahne önü ve arkası, gürültü ve kulak uğultusu. Şimdi kenara çekilmiş olsam da, kenarda köşede kalsam da oralarda buldum bir şeyleri, bulundum ve görüldüm. Işık başka yana dönük ve karanlıktayım; ama bu yok olduğum anlamına gelmiyor.  Arada bir yokluyorum sağımı solumu, varım; daralsam da. Yanımda yöremde az kişi kaldığının da farkındayım, herkes ışığa bakıyor ya da dönüyor, malum. Onlara kızamıyorum, kimseyi karanlıkta kalmaya ikna edemem. Yine de iyi kötü ayaktayım. Kitaplar, müzikler, fikirler, cümleler ve yazılar arasında bir yerlerdeyim. Boşluğun etrafını öylece dolduruyorum. Eşim ve kızım, tamamlıyor çemberi. Buralarda, sizden uzakta, ışığın tersi yönde yaşam devam ediyor. Bağrış çağrış duyuluyor merak etmeyin, sesleriniz geliyor ve bizi yakalıyor. Sizden kaçmak mümkün değil. Kaçacak bir yerimiz de yok. Duvara yaslandık duruyoruz. Duvarın bir figürü oluyoruz belki de yavaşça. Duvar...

Delinin Yıldızı/Kadıköy

2017 sonlarında çıkan albümlerden Vega'nınkini (Delinin Yıldızı) Kesmeşeker'den (Kadıköy) daha çok tuttuğumu söylemeliyim. Kayıtlar ve düzenlemeler açısından daha iyi bir albüm olmuş. Delinin Yıldızı, Hafif Müzikteki çizgiyi devam ettiriyor belki bu açıdan avantajlı. Kadıköy'de ise yeni denemeler var; belki onları oturtmak zaman alacak. Bir anda Kesmeşeker'in en iyi albümlerine arasına girmedi benim için; Kum'un liderliği o konuda devam ediyor. Sözler konusunda Cenk Taner hala üstün olsa da sanki grup olarak yapılan işler de diğer başka detaylar öne çıkıyor. Daha önce MŞŞ'nin, Demirhan Baylan'ın, Veys Çolak'ın katkıları yadsınamazdı. Bu kez bu katkılar az kalmış gibi duruyor. Vega'da ise özellikle davul kayıtlarındaki bilgisayar etkisi kulakları tırmalıyor bir parça. Albümlerde her zaman hit olacak şarkıları değil de (bu grupların hit şarkısı olmaz gerçi) arkada kalmış şarkıları bulup çıkarmaya çalışırım. Huyum kurusun. İki albüm de son düzlükte, son...

şöyle bir bakacak olursak

şöyle bir bakacak olursak geçmişe; hevesliydim, öğrenci kulübü yönettim, dergi çıkardım, yazılar yazdım,  insanlarla konuşmaya inandım, duvara yazılar astım, fanzin çıkarttım, siyah ve beyazdım, nettim, mesaj vermek istedim, fotokopiciler ikinci evimizdi, makinelerin sıcaklığında ısındım, gruplar kurdum, insanları bağladım, insanları ağırladım, yazılar yazdım (söylemiş miydim?) müzik gruplarının peşine düştüm, fan oldum, sahne ışığı, bira satışı, kulüp kurdum, imza aldım, sarıldım, konserleri takip ettim, beş bin kişiyle omuz omuzaydım, sıcaktı, yoruldum, uykum geldi, insanlarla konuşmaya inancımı kaybetmeye başlamıştım, yazılar yazdım (orasını biliyoruz) trenlere bindim, uzun uzun yollara düştüm, insanlar etrafımdaydı, konuşmadım, seyrettim, dinledim, dinlenmedim, kendi başımaydım, başka binler de oldu, misafirlerim oldu, ev sahipliğim ve konukluklarım, kafam iyi oldu, kötü oldu, iyi kötü yaşıyordum, gezip dolaştım, otobüs koltuklarında ısındım, vagonlarda terledim, uçaklara ...

muhasebe #17

havaalanında polisin pasaportuma el koyması dışında iyi bir yıldı asılında, demek isterdim ama değil tabii ki o dip noktaydı belki ya da zirveydi, du bakalım daha neler olacak sorusu sormaya mecalim kalmamıştı çünkü. savcı odası da sıkça girdiğimiz bir yer değil. geri aldık küçük kitapçığı ama artık daha yaşlıydım. küçük kitapta daha neler yazılıydı? rüya'nın krizleri, dertleriyle beraber kendimizinkini pek önemseyemediğimiz zamanlardı. yorulduk. kızdık ve sıkıldık. daha da yorulabiliriz. alıştık mı? hayata ne kadar alıştıysak... çocuk şaşkınlığını kaydedip olan bitene şaşırmaktan ziyade onları kanıksadığımız için büyümüş sayılıyoruz. kötülüğün çocuksu değil bildiğin yetişmiş bir hal almasıyla karşılaşıyorsun. bu kadar yoğun saldırı altında başka bir dünya hayali de kurulmuyor. sadece savunma yapabiliyorsun. omuzlar da omuzmuş ha; yüklendikçe yüklendi, dizler titriyor altta. korkudan ve mecalsizlikten. uzun bir yaz tatilinde kendimi dinlerken, sıcaktan patlarken, rüyayı uyutmak içi...

yapabileceğim bunlar

İte kaka ilerlettiğim hayat, tu kaka edilmeyecek kadar değerli. Kendime kızsam da, bana kızsalar da en nihayetinde olan bu. Olduğu kadar. En iyi değil ama kötü de değil bence. Olabildiğince, olasılıklar dahilinde, bu kadar. Belki istediğim genişlikte değil, oldukça dar, ama görece başarılı. Kendimi savunmam gerek. Kendimi ayakta tutmam... Yapabileceğim bunlar. En iyisi için mücadele etsem de, Spinozacı bir çaba ile somut durumun gerçekleri arasında diyalektik bir gerilim var. Duvarlar sağlam, yıkmak zor. Omuz veriyorum hala. Karşı tarafın yıkması da zor o yüzden. Nasırlaşmış yerlerimi ovalayıp, kremleyip, ah uh içinde yola devam. Berabere. Kazanamadım ama kaybetmedim de. Kendin gibi olmakla başkalarına kendini sevdirmek arasında uçurum varsa, kendimi tercih ediyorum. Bencillik. En nihayetinde bir tane ben var. Bu kadar.

ruhu beslemek

İyice bünyeye yerleşen tedirginlik hali ruhu içten içe kemirse de beslendiğim anlar da yok değil. Vega'nın albümü, Pinhani konseri, kısa bir Bursa ziyareti, yolda bolca müzik, dönünce Rüya'nın gülüşü ve buna benzer ufak tefek mutluluklarla yola devam. Pinhani, kentteki bugüne kadarki tek eğlencemiz oldu belki de. Unutmuşuz ayakta konser izlemeyi. Daha doğrusu canlı performansın güzelliğini. Çıkışta bir iki kelime sıkıştırarak uğurladık elemanları. Eski günlerdeki kulis önünde bekleme tribim aklıma geldi. Her konserde illa ki arkaya geçilecekti. Vega'nın yeni albümünü dinlerken de eskiye gittim tabii; adeta ışınlayıcı güce sahip. Gerçi Rüya'nın o anki vızvızları hızla beni geri getirdi. Hızla büyüyen kız çocuklarına atıf yapılınca albümde, sesimi çıkaramadım. Umarım dinler o da bunları ileride. Bizim önerilere ne derecede kulak verir bilemiyorum tabii. Sırada Kesmeşeker'in yeni albümü var.

dream theater istanbul'da çalıyor ve ben de evimde oturuyorum

dream theater istanbul'da çalıyor ve ben de evimde oturuyorum. home where i belong. ait olduğum yer, neresi. yorgun argın okuldan geldim. under peruvian değil anatolian sky. gençlikten kopup orta yaşa merdiven dayamışken, gençliğimin çoktan bittiğini kabul etmem gerektiğini hatırlarken... scenes from a memory. yaşananlar yaşandı, düşler kabus oldu, aç gözünü. tiyatroda başrol beklerken arkada bekleyen ağaç oldum. uyandım. işte bu fatal tragedy. anılar, isimler, yerler; uzayda kaybolup gittiler. yaşamayı öğrendim. kindness, beauty, truth bana hayalkırıklığı yaşattı. lines in the sand. sessiz adam taşrada. poor vanessa.
Yaz bitti ve tempo yeniden başladı. Bir kişinin kulağına kar suyu kaçırır mıyız acaba diye başladığımız dönemler, kar yığınlarının altında kalmakla sonuçlandı hep. Neyse ki çığların altından çıkabildim el yordamıyla. Ama yorgunluk kalıyor tabii geriye. Karda yürüyüp izini belli etmemek zor. Karda uyuduğunu sanıp ölüme doğru kaydığını fark etmemek de... Kar metaforlu bu açıklamalar içimdeki soğukluğu yeteri kadar ifade ediyor. Ateşler söndü ve geriye donmamak için bir mücadele başladı. Metaforlar da bitti. Gerçeklik kaldı. Bu kadar gerçek bir hayata koşar adım gittiğimi bilmiyordum hayallere dalıp yürüdüğüm günlerde. Daha iyisini hak ediyordum bence. Ama nedense olmadı. Sıradan bir taşra bitkisi haline geldim. Nadiren yeşillenip çoğunlukla can sıkıcı bir sıradanlıkta. Kar beyazlığıyla başlayıp bozkır sarısına dönüşmek içimdeki boğuculuğu yeteri kadar ifade ediyor. Sarılar boza, kahverengiler mora dönüştü. Olan biten, sonuçta, iki satır yazı yazmanın mutluluğu olarak kaldı. Bari çocuğum ...

temmuz-eylül okumaları

Bu yazın en iyi yanı, uzun süredir uzak kaldığım çeviri edebiyata koşar adım atlamamdı. Ayrıntı  ve Metis'teki indirimli kitaplar bunda yardımcı oldu. Liste ve puanlarım şu: Julian Barnes - Bir Son Duygusu (3,5/5) Julian Barnes - Benimle Tanışmadan Önce (3/5) Andrew McGahan- Beyaz Dünya (2,5/5) David Lodge - Düşünce Balonları (3/5) David Lodge - Ne Kadar İleri Gidebilirsin? (devam ediyor) Arthur Phillips - Mısır Kaşifi (3,5/5) Arthur Phillips - Prag (3/5) Stephan Zweig - Satranç (3,5/5) Stephan Zweig - Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu (2,5/5) Georges Perec - Şeyler (3/5) Georges Perec - Uyuyan Adam (3/5) Georges Perec - Kayboluş (2/5)

Yaz kitaplarına devam

Yaz okumalarında Julian Barnes ve David Lodge'tan sonra George Perec (aşağıdaki alıntılarda görüldüğü üzere) ve Arthur Phillips'ten Prag ve Mısır Kaşifi ağustos sıcağına eşlik etti. Her ikisi de fazladan neredeyse 100 sayfası olan, bol karakterli, bol yan hikayeli, katmanlı romanlardı. Jazz müzisyenliğinin etkisini fazlaca göstermiş, emprovize anlarla dolu gidişata sahiplerdi sanki. Akıp giderken bazen kopuyorsunuz. Sonra uzun otobüs yolculuklarında, Saramago'dan Filin Yolculuğu.  Kendi fil terbiyecimin yardımına ihtiyaç duyduğum günlerde... Sırada yeniden Perec, Kayboluş var. Daha önce tanışsam etkilenme derecem daha çok olurdu sanki. Tutkuyla bağlandığım şeyler azalıyor. Okuma aşkı, belki geri dönebilmek için işe yarar.

georges perec demiş ki:

"mutsuzluk üzerine atılmadı, üstüne çullanmadı; yavaşça sızdı, neredeyse tatlılıkla sokuldu. büyük bir dikkatle yaşamına, saatlerine, odana işledi, uzun süre gizli tutulmuş bir hakikat, reddedilmiş bir gerçeklik gibi; direşken ve sabırlı, incecik, zorlu mutsuzluk, tavandaki çatlakları, çatlak aynadaki yüzünün kırışıklıklarını, dizilmiş oyun kâğıtlarını ele geçirip sahanlıktaki musluktan damlayan suyun içine girdi. .... Oysa sen, zavallı Dedalus, senin labirentin yoktu. sahte mahkum, senin kapın açıktı. ne kapının önünde nöbetçi duruyordu, ne dehlizin sonunda nöbetçi şefi, ne de bahçenin küçük kapısında Engizisyon Yargıcı." uyuyan adam/ syf. 78-100.

georges perec / uyuyan adam

dünyanın karşısında, kayıtsız kişi ne cahildir ne de düşman. Sağlığın okumazyazmazlığın sağlığa yararlı keyfini yeniden keşfetmek değil, okurken, okuduklarına hiçbir ayrıcalık tanımamaktır. niyetin çırılçıplak gezmek değil, ille de özenli ya da bakımsız olmak anlamına gelmeyecek bir şekilde giyinmektir; niyetin kendini açıkltan öldürmek değil, sadece beslenmektir. Bu hareketleri alabildiğine masum bir tavırla harfiyen yerine getirmek değil istediğin - çünkü masumluk çok kuvvetli bir terimdir - sadece en basitinden, bu "en basitinnden"in bir anlamı olabilirse eğer, istediğin şey bu hareketleri yansız, apaçık, her tür değerden özellikle de işlevsellikten kurtulmuş -çünkü işlevsellik değerlerin en kötüsü, en sinsisi, en tehlikelisidir- aşikar, gerçek, değiştirilmez bir yere bırakmaktır. okuyorsun, giyiniksin, yiyiyorsun, uyuyorsun, yürüyorsun demek dışında birer hareket olmasın; birer kanıt, birer değiş tokuş aracı değil. uyuyan adam / syf 48