Hayattan her zaman beklediğimi aldığımı söyleyemem; zaten bu blog da biraz bunun için var. Hayal kırıklıkları, can sıkıntısı, dert tasa içeride birikmesin azıcık dökülsün, kelimeler bir işe yarasın... Bir şeyler elde ettiğimde de bunun için harcanan enerji ve zamanla elde edilen arasında uçurum oldu çoğunlukla. Yüz birim emek verip bir birim karşılık almak; sömürü ilişkisi mi denir, verimsizlik mi, bilemem, uğraşıp didinip ucundan azıcık sevinçlerle idare ettim. Annem yıldızımın düşük olduğunu söylerdi. "Düşüyor delinin yıldızı" ya da "yıldızlar ölmüş çoktan..." Ama arada bir de iyi bir şeyler oluyor tabii; yine beklemek, zaman, aman bir terslik çıkacak tedirginlikleri içinde diken üstü bir hal olsa da... Profesör oldum. Öğrenci olarak başladığım bu blogta geldiğim yeni aşama. "Oldum ben sonunda, olmayanlardan oldum; ama kendimi hep olanlardan sordum." Nedense hep bir yıl sonu yoğunluğu olur bende. Asistanlık, yardımcı doçentlik, doçentlik hep kasım aral...
gitmek, biz X kuşağının bir klişesiydi. herkes gitmek istiyor; nereye olduğu önemli değil. vaktin birinde, "yolda olmak, yol-cu olmak, yoldan yana" demiştim. birisi de bu sözü duvarına asmıştı, sağolsun. ki kendisi 4-5 yıl bankacılık yaptıktan sonra hindistana gidecekti. ne oldu, bilmem.... gitme isteği, yeni yerler görmekten başka birşey. "orda bir köy var uzakta" romantizmiyle ya da "oy dumanlı bizim eller" hasretiyle değil, tam tersi bizim olmayana ve yabancıya gitme isteği bu. macera. makara. sar sarmala. kendi kendine. dolan dur. olur, olur; zamanla... gitme isteği kabardıkça, gezi bloglarına bakınıyorum. adamlar-kadınlar, geziyor da geziyor. yazıyor da yazıyor. onca zaman ve mekan nasıl bir araya geliyor. onca para ve olasılık nasıl birleşiyor. bunca binom dağılım nasıl bir sıra haline geliyor. anlamıyorum. sayılarla aram iyi değil. halbuki ben gezdiğim yerleri pek yazamam. kendimi doldurmakla meşgulüm çünkü. ancak taşdığım zamanlarda yazabiliy...
Bıraktığım yerden devam: Headbangers 3. günden sonra, 27 Temmuz Dream Theater konseri de sorunsuz ve keyifliydi. Erken gitmeme rağmen biraz arkalarda kalmayı tercih ettim; büyük ekranlardan birine yakın olmak için. Şimdi biraz daha önden izleseydim keşke diyorum. Ama kalabalığın yaratacağı ekstra sıcak, sigara dumanına boğulmamak gibi nedenlerin yanı sıra, telefon ekranlarıyla görüşümün kapanmasını istemedim. Uzun süre sonra, lise yıllarında alığım tişörtümü de giymiş oldu. Konser başlamadan az önce birisi gelip bu detaya dikkat etmiş olacak ki "tişört baya eski hocam" diye lafa girdi; o sırada sahneye çıkacakları için konu fazla uzamadı. Önceki 4-5 konseri, kiminde bilerek kiminde şartlar nedeniyle, kaçıran eski bir DT sever olarak 20 yıl sonra yeniden grubu canlı izlemek tarihi bir an oldu. Tabii ki ayakta bekleme anları +40 bünyeyi iyice zorlarken, bu işleri hala tek başıma yapıyor olmak da 20'lerden kalan bir miras olarak üzerimde yük oldu. Bu kez günübirlik değil, ...
Yorumlar