Başkalarının monotonluğuna kendi monotonluğumla cevap veremiyorum. Çünkü aynı değil. Kendi sıkılganlığım, geçip gitsin diye beklediğim... Geçip giderken aynı yolları tüketmeyeyim diye başka yollara sapabildiğim. Yolları eskitmemek her seferinde başka parkelere basma hassasiyeti! Geçip giden hayatıma anlam katabilecek oyunlar üretme kabiliyeti, şansı. Kendi ürettiğim şans, tersine tersine yürürken birden herkesi sana eklemlenmesi... Kendi yolunmu çizerken, birden yolların kesişmesi. O yollardan bir monotonluk üretebilirim, haritalar yerlrinde duran şeyler nihayetinde. Kendi haritamı çıkarırken, dağlar tepeler kadar bazen geniş düzlüklere de geliyorum. Şimdiki de öyle elbet. Bu düzlükte gidip gitmediğimi bilemez gibi görünüyorum. Ulaşınca ileteceğim. Aslında monotonluğum, uçsuz bucaksızlığımdı diyeceğim.
Bir şeyler oldu
Hayattan her zaman beklediğimi aldığımı söyleyemem; zaten bu blog da biraz bunun için var. Hayal kırıklıkları, can sıkıntısı, dert tasa içeride birikmesin azıcık dökülsün, kelimeler bir işe yarasın... Bir şeyler elde ettiğimde de bunun için harcanan enerji ve zamanla elde edilen arasında uçurum oldu çoğunlukla. Yüz birim emek verip bir birim karşılık almak; sömürü ilişkisi mi denir, verimsizlik mi, bilemem, uğraşıp didinip ucundan azıcık sevinçlerle idare ettim. Annem yıldızımın düşük olduğunu söylerdi. "Düşüyor delinin yıldızı" ya da "yıldızlar ölmüş çoktan..." Ama arada bir de iyi bir şeyler oluyor tabii; yine beklemek, zaman, aman bir terslik çıkacak tedirginlikleri içinde diken üstü bir hal olsa da... Profesör oldum. Öğrenci olarak başladığım bu blogta geldiğim yeni aşama. "Oldum ben sonunda, olmayanlardan oldum; ama kendimi hep olanlardan sordum." Nedense hep bir yıl sonu yoğunluğu olur bende. Asistanlık, yardımcı doçentlik, doçentlik hep kasım aral...
Yorumlar