içerisi-dışarısı dengesini tutturduğum gibi, dilsel olarak akademi-blog dengesini de kollamaya çalışıyorum. orada başka bir dil, burada başka bir dil... hızlı geçişler soru yaratıyor. hangisini daha iyi yapabildiğimi bilemiyorum. ikisinde de birbirinden parçalar bulmak daha iyi olabilirdi. keyifli bir dil oluştrmak isterdim. sıkmayan, boğmayan, okutan, sevimli... pek konuşamadığım için, yazdığım gibi bir olmak daha olası görünüyor. daha iyi bir insan olmak için daha iyi yazmak; zaten yaşamak ve yazmaktan başka bir melekem, bir özelliğim yok. hayatta kalabildiğim kadar yazmayı düşünüyorum. her ikisini de pek abartmadan, tadında bırakarak, tadından yenemyecek kadar.
Bir şeyler oldu
Hayattan her zaman beklediğimi aldığımı söyleyemem; zaten bu blog da biraz bunun için var. Hayal kırıklıkları, can sıkıntısı, dert tasa içeride birikmesin azıcık dökülsün, kelimeler bir işe yarasın... Bir şeyler elde ettiğimde de bunun için harcanan enerji ve zamanla elde edilen arasında uçurum oldu çoğunlukla. Yüz birim emek verip bir birim karşılık almak; sömürü ilişkisi mi denir, verimsizlik mi, bilemem, uğraşıp didinip ucundan azıcık sevinçlerle idare ettim. Annem yıldızımın düşük olduğunu söylerdi. "Düşüyor delinin yıldızı" ya da "yıldızlar ölmüş çoktan..." Ama arada bir de iyi bir şeyler oluyor tabii; yine beklemek, zaman, aman bir terslik çıkacak tedirginlikleri içinde diken üstü bir hal olsa da... Profesör oldum. Öğrenci olarak başladığım bu blogta geldiğim yeni aşama. "Oldum ben sonunda, olmayanlardan oldum; ama kendimi hep olanlardan sordum." Nedense hep bir yıl sonu yoğunluğu olur bende. Asistanlık, yardımcı doçentlik, doçentlik hep kasım aral...
Yorumlar