yavaş yavaş topluyoruz evi. her bir nesne hareket ettikçe, sesi soluğu yükseliyor; bazen boğuyor bzen hüzünlendiriyor. kimisi atılıyor (çok azı!), kimisine yeniden şans tanınıyor. koliler doluyor; kitapları toplamak kafayı toplamaktan daha zor olabiliyor. neyi nereye koyacağım, hayatımı nasıl düzene sokcağımdan daha çetrefilli. düzene girmiş hayatın, can sıkıcı olmayacağı da bilinmiyor. yola girdik ve yola devam ediyoruz. adım adım ilerleliyoruz. attğımız her adım bizi geleceğe yaklaştırıyor. geçmişteki gibi... yıllar önce, şimdi nasıl olacağımı pek tahmin edemiyordum. şimdi de edemiyorum. yaşıyorum. olduğu gibi, olduğu kadar. yavaş yavaş toplanıyorum. kolilerimi dolduruyorum hatıralarla, her bir hatıra toz bırakıyor geride, siliyorum. yeniden tozlanana kadar. kimine yeniden şans veriyorum. hatırlarımı nasıl düzene sokacağımı bilmiyorum. dolduruyorum. bantlayıp kapatacağım, yeniden açılana kadar. yavaş yavaş toplanıyorum. pişiyorum. altım kısılana kadar. 40ımda daha iyi olmak için...
Bir şeyler oldu
Hayattan her zaman beklediğimi aldığımı söyleyemem; zaten bu blog da biraz bunun için var. Hayal kırıklıkları, can sıkıntısı, dert tasa içeride birikmesin azıcık dökülsün, kelimeler bir işe yarasın... Bir şeyler elde ettiğimde de bunun için harcanan enerji ve zamanla elde edilen arasında uçurum oldu çoğunlukla. Yüz birim emek verip bir birim karşılık almak; sömürü ilişkisi mi denir, verimsizlik mi, bilemem, uğraşıp didinip ucundan azıcık sevinçlerle idare ettim. Annem yıldızımın düşük olduğunu söylerdi. "Düşüyor delinin yıldızı" ya da "yıldızlar ölmüş çoktan..." Ama arada bir de iyi bir şeyler oluyor tabii; yine beklemek, zaman, aman bir terslik çıkacak tedirginlikleri içinde diken üstü bir hal olsa da... Profesör oldum. Öğrenci olarak başladığım bu blogta geldiğim yeni aşama. "Oldum ben sonunda, olmayanlardan oldum; ama kendimi hep olanlardan sordum." Nedense hep bir yıl sonu yoğunluğu olur bende. Asistanlık, yardımcı doçentlik, doçentlik hep kasım aral...
Yorumlar