Kayıtlar

seninle

Yeni bir baharı karşılarken seninle, eski bir kışı bırakırken geride, ne çok mevsimi tükettik birlikte... Başkalarının evinde, misafir çarşaflarında tükettiğimiz zamanlar, üşüdük sarıldık; terledik dinlendik. Kafeler, hanlar ve sokak köşeleri... Arşın arşın, karış karış ve iniş çıkış: Pek çok şehir ve mahalle bizimle birlikte var oldu. Arkamızı döndüğümüzde yoktu. Başımızı sokacağımız bir yerimiz oldu, baş köşemize konduk. Üstümüze örttüğümüz hayatın altında birbirimize sokulduk. Kendi örtülerimize desen olduk sonra, dalgalandık ve durulduk. Yerimizde durmayalım, yine gidelim. Başkalarının evlerini, kendi evimiz yapalım. Sokaklarını arşınlayalım. Hayatımızı ölçüp biçelim, durmaksızın nefes alalım ve verelim.

faaliyet raporu

* Yaşam Alanımız Zaman Aşımına Uğruyor , Bianet, 16.03.2012
içerisi-dışarısı dengesini tutturduğum gibi, dilsel olarak akademi-blog dengesini de kollamaya çalışıyorum. orada başka bir dil, burada başka bir dil... hızlı geçişler soru yaratıyor. hangisini daha iyi yapabildiğimi bilemiyorum. ikisinde de birbirinden parçalar bulmak daha iyi olabilirdi. keyifli bir dil oluştrmak isterdim. sıkmayan, boğmayan, okutan, sevimli... pek konuşamadığım için, yazdığım gibi bir olmak daha olası görünüyor. daha iyi bir insan olmak için daha iyi yazmak; zaten yaşamak ve yazmaktan başka bir melekem, bir özelliğim yok. hayatta kalabildiğim kadar yazmayı düşünüyorum. her ikisini de pek abartmadan, tadında bırakarak, tadından yenemyecek kadar.
Adım adım, ağır ağır, ağır aksak, kör topal, ikileye ikileye ilerleyen zaman... Günde iki kere doğruyu gösteren olaylar silsilesi içinde, o ikilerden herbirinin başka bir bütünlük içinde olduğu gerçeği. Okudum ve anladım. Hiçbirşey birbirinin aynı değil ama çok benzeri; resimdeki tek farkı bulun. Detaylar önemli. Zaman geçiyor da büyüyoruz diye yazıyorum bunları. Tüm olan biteni teker teker mi ikişer ikişer mi dörder beşer mi deste deste mi düzinelerce mi tekrar edeceğimi bilemiyorum. Onların üçünden beşinden öğreniyorumdur zahir. Öğrendikçe daha iyi yapacağımı umuyorum. Gerçekten çabalıyorum. O iyiniyetli hisle uyuyorum. Kendime. Kendimden bir İstanbul efendisi çıkabilir miydi? Sıradan biri olmamaya çalıştım, bunun için sıraya girip sıramın gelmesini bekledim. Gelen toplara gelişine dğeil de durup düzelterek vurdum. Düşündüm. Yanlış olabilir. Yine de çaba, çabadır. Belki bir kara buluruz diye kemiklerimi sızlattım nemli gecelerde... Damarımdaki kanla idare ettim, havadki oksijeni solu...
"Adını titizce saklayan bir sokak buldum Şimdi söyleyemem hangi alanın arkasında" Adım bir sokağa verilseydi, arada bir geçer bakardım, ne olup bitiyor diye; kuytularında kimler öpüşüyor, kimler polisten kaçıp eve ekmek yetiştiriyor, kaldırımlarında kimler bekleşiyor diye. kaç ağaç var, kaç tekel bayi, kaç otobüs durağı ve kaç tane sıkılgan... Arada bir gecenin köründe tabelasını seyreder sonra kaçardım, kendimi sevdiğimden değil, sokak adlarını önemsediğimden. sayılı sokakları sevmem o yüzden, bir isim bir yer...
sanırım en zoru kendini değiştirmek. kendini sorgulayabilir, yargılayabilir ve asabilirsin. ama sonuçta değişmiş olmazsın. kendi sınırlarına dan dan dan çarpar durursun. belki duvar çatlar, ışık gözünü alır ve gözünü kırpıştırır, ışığa alışırsın. ama alışkanlıklarını değiştirmek neredeyse imkansızdır. yeni bir duvar ve yeni bir dan dan dan...olacaktır. değişmem- ben böyleyim'le bir hayatın tadı tuzu gittikçe kaçıyor. tatlandırmak için hayatı daha fazla cesaret gerekiyor.

ölmeden yapmak istediklerim#1

...101 ya da 99 şey diye kitap ismi haline gelebilir! Önem sırasına göre değil, akla gelene göre; 1-Paraşütle atlamak 2-Dalış yapmak (bu derece miyopken biraz zor) 3-Latin Amerika (ve Sr_d'nin gittiği diğer yerler) 4-Ayağımın dışıyla uzaktan gol atmak ...

geometri

"garip günler geçip gidiyordu. grevdeydi güneş, griydi gökyüz. gökkuşağı görünmüyordu. göçebe gemiler, gaddar gardiyanlar gibi gizleniyorlardı gecelere. göze geliyordu güzelim gençlikler, gelinlerin gamzeleri güçsüz gülüşlere gebeydi. geveze gırtlaklar gevşemiş, gözalıcı gelincikler gizlenmişti. gülkurusu göğüsler günbatımlarına güvenmiyor, genelevler gülüşsüzlük galerisi gibi görünüyorlardı guguklara. gönülsüz güışıklarına gücenen günebakanlar güneye göçüyordu. gepegenç güvercinler gönençle geçip gidiyorlardı giyotinli geçitlerden. gamlı geyikler gözyaşlarını göstermiyordu gayretkeş gergadanlara. gelen geçiyor, gülüşler geçiyordu. gururum gözaltındaydı, garip günlerin geçidinde. gümüşi gitarların gürül gürül gürlerken gitmiştim gönlümün gülistanından gitmiştim. gözlerimi gömüp gülüşüne. güle güle..." (Yekta Kopan/Geometri/Kediler Güzel Uyanır/syf. 61)
"yoğun karalardan çıktım, sızlıyor keşiflerim; burası başladığı yer mi bittiği yer mi denizin" attığın onca kulaçlardan sonra gideceğin yer belli: burnunun dibi. çok uzaklarda olan bitenler aklıın içinde ve aslında onları hatırladıkça geliyorsun kendine. tuzlu su yuttukça öğüreceksin geçmişini ve aslında neler yutmuşum içten içe diyeceksin. eğer demezsen sen de iyi mide varmış ve kardeşim. kendini keşfettikçe ağrıyacak kemiklerin, güneşe verilmiş deri gibi gerim gerim gerileceksin; bağlantı yerlerinden kopacaksın, bağlantılarından kurtulacaksın, sonra yazcaksın yazcaksın kalemsiz kağıtsız bir hücrede, hücre duvarların yıkılırken, ayaklar altına alınırken, beyninin senin olduğundan şüphe ede ede, nasıl yutmuşum ben bu ayakları diye diye haşlayacaksın kendini kızgın sularında ayak yolunun. zorlama. kal orada. burası ne başlangış ne bitiş. daha çok sen varsın içinde. yazarsın. bakmışsın yaza doğru bir deniz kenarında bağlantıların gerim gerim geriniyor güneş altında. denizden çı...
"cebimde yaşama sevinçli sandviçler var" öyle veya böyle yaşıyoruz. iyi veya kötü. malzeme önemli tabii yine de karnımızı doyuruyoruz; yaşayıp yaşayıp posasını cebimize attıklarımız-çöp bulamayıp yolu kirletmeyelim diye- sonradan bize tat veriyor. sevincimiz, neşemiz baki kalmalı. spinozacı bir bakış açısı. mutlu karşılaşmaları artırmalıyız ki genç kalalım. arada bir kendi kendimizi yiyip bitirsek de hala boğazımızdan geçen üç beş lokma, boğum boğum yedi kat olan boğazımıda sekiz on kalori eder. toplamda hayattayız. sadece bu sevinmek için yeterli. ikisini birbirine ekleyip yaşam sevinci ediniyoruz.
Başkalarının monotonluğuna kendi monotonluğumla cevap veremiyorum. Çünkü aynı değil. Kendi sıkılganlığım, geçip gitsin diye beklediğim... Geçip giderken aynı yolları tüketmeyeyim diye başka yollara sapabildiğim. Yolları eskitmemek her seferinde başka parkelere basma hassasiyeti! Geçip giden hayatıma anlam katabilecek oyunlar üretme kabiliyeti, şansı. Kendi ürettiğim şans, tersine tersine yürürken birden herkesi sana eklemlenmesi... Kendi yolunmu çizerken, birden yolların kesişmesi. O yollardan bir monotonluk üretebilirim, haritalar yerlrinde duran şeyler nihayetinde. Kendi haritamı çıkarırken, dağlar tepeler kadar bazen geniş düzlüklere de geliyorum. Şimdiki de öyle elbet. Bu düzlükte gidip gitmediğimi bilemez gibi görünüyorum. Ulaşınca ileteceğim. Aslında monotonluğum, uçsuz bucaksızlığımdı diyeceğim.

faaliyet raporu

* Ankara'nın Futbol Mekanları- Gazete Solfasol / Ocak 2012. * Metin Kurt Yalnızlığı - Express (Müzik Dolabı), sayı 125.

Editör Hanım

"editör hanım, elime kalem aldığımda sahip olduğm meziyetlere romanım basılırsa belki günlük hayatta da sahip olabilirim! Bütün umudum bu! Romanım basılırsa, beni kovalayan saksağanların karşısına korkusuzca dikilebilirim. Her sabah gazete almaya giderken selamlaştığım oda görevlisi Nedim'in, gündüzleri apartman boşluğunda sesleri yankılanan, kapı aralarından, gözetleme deliklerinden bana bakan komşu kadınların ve Nazlı'nın ailesinin karşısına nihayet düzgün bir kıyafetle çıkabilirim. Yazar kıyafeti. Fena değildir. En azından eskrimci kıyafetiyle dolaşmaktan iyidir. (...) Romanım basılırsa futbol sahasında gösterdiğim beceriksizlikler belki bir uyuşmazlık mahkemesince çözülür. Topu göğsümde yumuşatamayışım, sağ ayağımı hiç kullanamayaşım, ortalarımın berbat olması filan, hepsi affedilir. İstifa edip evde oturmam, kitap okumadan, tek bir cümle yazmadan sadece hayal kurarak boş boş geçirdiğim saatler bir vicdan sorunu olmaktan çıkar. (...) Ayrıca romanım basılırsa daha...

dışarı

Evde oturduk; bekledik. Yola çıktık; döndük. Kaderi tersine mi çevirdik? Kar beyazı güneşte erittik. Üşüdük, üşüdük; donduk. İçimize işleyen dışarının gücü. Dışarıya ne kadar dayanabiliriz ki, üstümüze kat kat geçmişimizi alsak da. Açılmayan hurçları açsak da... Elimizi ağzımıza yüzümüze kapatıp, kendimize hakim olmaya çalışsak da. Dışarısı etkiliyor bizi; sıcağıyla soğuyuyla. Neyse ki önümüz bahar. Umutluyuz.
'12'nin bir haftası geçmişken, olan biten hakkında rapor: -Umberto Eco-Prag Mezarlığı'na başladım. Uzun süredir çeviri roman okumuyordum. -"Tezi verdin, rahatsın" baskısıyla hissettiğim rahatsızlık. Birşeyler yazma isteğimi engelliyor. Boşa geçen zamanlar diye hissediyorum. -Bizimkilerin yıllık ziyareti, maç ve konser organizasyonları gibi yoğun bir gündeme geldi; bu da kendince anlamlıdır diye müdahele etmeden bekliyorum. -Cebeci kar altında; usul usul yağarken temizlik ve ferahlama ümitleri... Beyaz bir sayfa için zemin hazırlığı?

muhasebe#11

2000'lerin ilk 11'ini tamamladık. Bu kadroyla şampiyonluk zor. Yeni takviyeler lazım. Yeni yıllar transfer etmek; yeni bir hayat. Yapmaya çalıştığım bu: yeni bir hayat inşa ediyorum; "parmağımda yüzükler, kolumda bilezikler"... 11. yılda tezimi yazdım, top oynamaya devam ettim; havuz ve fransızca durdu ama tv5'te altyazılı filmleri anlamaya çalışıyorum; bazı esprileri yakalayıp güldüğüm bile oluyor. Tebessüm... Hareket ettik çokça: Denizlere açıldık, adaları gezdik; rumundan prensine, kaştan gözden uzakta oteller ziyaret ettik; Yazılar yazdım: faaliyet raporlarım blogta listeli. Tek melekem bu; daha da kanatlandırmak gerekli. Ağladım ve güldüm: iki kere, hüngür hüngür; pek çok kez katıla katıla. Neyse ki yanımda O vardı da katıldı bana. Çokça sıkıldım: Zamanın bu kadar geniş olmasına şaşırdım. İki Kesmeşeker konseri ve yol sonunda albümü ile güzel anlar yaşadık. Bu yıl sevgili dostum ile aramız daha iyiydi. Oturduk konuştuk; konuştuk ve dertleştik; dertlendik ve y...

bir yıl daha bitiyor

Yıl sonunda bu şiiri okumak vaciptir: "Bir yıl daha bitiyor Düşlerim, tasalarım, yarım kalmış onca şey Her yıl biraz daha kısalıyor bir öncekinden Bana mı öyle geliyor Yoksa daha mı hızlı ilerliyor zaman İnsan yaşlanırken?" ( Murathan Mungan/Bir Yılın Son Günleri )

doğdum ben memlekette

Resim
Kesmeşeker'in yeni albümü, 7 yıl aradan sonra, çıktı!
Sinek Isırıklarının Müellifi'ni okudum. Pencere-korniş mesafesinin odayı ısıtmaması konusundaki sıkıntımı kitapta görmek tabii ki mutlu etti beni. Bir de halısahaya geç kalma telaşı... Ne güzel detaylar. Oğuz Atay'ın ölüm yıldönümü. O vesileyle kafcamus abimizin 4 yıl önceki yazısı, hizaya getirici nitelikte: http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalEklerDetayV3&ArticleID=867672&Date=21.09.2011&CategoryID=41 Orada da güzel detaylar var tabii ki. 2002 yazında hayatıma giren en önemli iki isimden biridir Oğuz Atay. 10. yıl vesilesiyle az ama hacimli külliyatı yeniden elden geçireceğim.

faaliyet raporu

* Demokrasinin sınırları ve yeni siyaset - Birikim/Güncel. * İşgal et: Yeni hedef 10 Aralık -Bianet.