Kayıtlar

muhasebe #12

Bu yıl benim için güzel geçti. Birçok çift sayılı yılda olduğu gibi. 82-92-02-12 dörtlemesi kare ası oluşturdu bu sene. Yılın kendi içinde de kare ası belli: Doktora, şampiyonluk, yeni ev ve yardımcı doçentlik. İşler yaptım ve bekledim. Bekleyişlerim iyi sonuçlandı. Beklemeler anlam kazandı. Zaman gövde kazandı. Gövdeler, dallanıp budaklandı; çiçek açtı. Zaman bana mutluluk getirdi. Beklemesini bilmek,çoğu zaman olduğu gibi, yine işe yaradı. Olayların akışı, şimdilik yolunda; beni yolda tutuyor; yolun tarafında... Varmak değil de gitmekten ibaret olduğum için, akışlar hedeflerini buluyor; akmalarına izin verdiğim için olabilir mi? Ben bi akışın kendisi olduğum için olabilir mi? Ben herhangi bir yere varmaktan ziyade akmaktan ibaret olduğum için mi? Kan ve damardan yapıldığım için mi? Muhasebede soru sorulmaz, cevap verilir. Tamamen insani; hayali değil... Geçen yıl, yapılması gerekenlerin yapıldığında karşılığının alındığını göstergesi oldu. Gerçeklikle karşılaştım. Karşılaşmaları be...
birer birer geçilen aşamalar: ne olduğum, ne olmak istediğimi belirliyor. ben bu noktaya seçerek mi yoksa tesadüfen mi geldim. olmak istediğimin mi peşindeyim yoksa olduğumu mu istiyorum? içinde bulunan rollerin gereğini yaparak, doğru dürüst, sakin sakin, açık seçik bir ilerleme kaydediyorum. sonuçta vardığım ya da varacağım noktalarda  karşıma çıkanları benimsemek hem zorunlu hem kolay. her iki neden dolayı da anlamsız. attığım her adım, bir öncekini değersizleştiriyor sanki.
sakin günler sakin haftasonları. daha az dalgalı, gelgitli, daha çok dingin ve belirgin sular. heyecan ve sürprizler yerine beklenir gelişmeler... hayatın ters ve doğru orantılı olan bağlantıları zorunlu olarak devam ediyor. alkolle temas kesildikçe derinleşme miktarı azalıyor. daha az sorun olsun daha az canım sıkılsın diyorsan bu sefer olayların mutedilliğinden canın sıkılıyor;güzel güzel oturuyorum evimde; güzelliğin derecesi arttıkça oturmanın derinliği de artıyor...  nerede nasıl müdahale edilir bilmiyorum. yaptığım müdahalelerin izlerini sürüyorum. müdahalenin derecesi arttıkça izlerin derinliği de artıyor.
arkadaşlar yolda, ben evdeyim bu pazar sabahı. kenarda köşedeyiz ya, o yüzden dahil olamadık. herşeyin de içinde olmayayım değil mi; bazı şeylerin de kenarında yer alayım, izleyeyim olan biteni. hayat benim etrafımda dönmesin; dönüp durmasın düz bir çizgide ilerlesin. daha güvenli. şimdilik böyle...
yeni insanlar, yeni mekanlar; hiç kimse tanımıyordan çok az kişinin tanımasına doğru ilerlemeler... hayat, savurduğu kenardan yeniden ortalara doğru çeker mi, yeniden kalabalıkların içine girebilir miyiz acaba? yoksa inzivayı, yeni bir hayat tarzı mı belirleyeceğiz? kenardan köşeden, uzaktan uzaktan, neydim ne oldum'a dair tespitlerde bulunmak daha kolay. ama ilerleme için, hareket için, başkaları ve yeni katalizörler lazım. yeni dertler yeni tasalar; yeni tasarlamalar da gerekli. kendimize tasa yaratmakta üstümüze yok zaten. en ufak bi hareket dertlenmeye yeter. şimdilik kenardan köşeden temkinli bir seyire devam ediyor bünye, el mecbur! belki de biraz dinlenmeye ihtiyaç vardı. yine de kimsenin istemediği, benimse bir türlü bulamadığım koşturmaca, uzaktan çekici geliyor - bizim olmayan herşeyin çekici gelmesi gibi.

faaliyet raporu

" Avrupa sokakta " , Bianet.org, 16.11.2012. " Açlık Grevleri ve Siyasetin Sonu ", Birikim-Güncel, 13.11.2012. " Gelecek 10 yılın Eylemleri ", Bianet.org, 06.11.2012.
yeni otobüs yolculukları beni bekliyor. yine otobüs kahveleri, mola tesisleri çayları, kokulu tuvaletler ve kötü muavin gömlekleri... çevrede kritik edilecek çok şey olacak. ancak her şeyden önce yolculuk, iç tartışmayı artırır; beklentileri tartmayı sağlar. indiğin zaman aynı sen, aynı iç, aynı tartı sistemi devam eder ama yolda birikenler bir yerlere not edilmiştir. pek çok güzergah kat ettim. her seferinde 1 lira koysaydım zengindim. biriktirdiklerimi içime attım kumbara yerine. çok şey aldığım söylenebilir; doldum da doldum. patladım yer yer. fiziken aynı yerde iki farklı şeyi tutamıyoruz. hem bu hem şu olmanın zorluklarını yaşıyoruz.
2'leri bitirdik 3'lere başlıyoruz. Tabii ki en iyi on yılım olacak. Aslında ergenliğimde, 30uma kadar yaşayacağımı varsayıyordum. Son üniversite yıllarımda korkumdan 35 diye revize ettim onu. Bir zamanlar tutkuyla bağlı olduğumu bazı şeyleri özlüyorum. Mesela birşeylere güçlü şekilde inanmayı. Bizim gibileri bulacağımız, evrenin sırrını çözemeceğimizi sandığım mistik kostik günlerimi. Kaset dinlediğim günleri. Kasetleri ileri geri sarışımı. Ruhumdaki sarışını... Şimdi olgunlaştıkça, olmayacağını-yapamayacağımı gördükçe, durgunlaştıkça, olması gerekenlere kanaat getirince; aslında esmerlerden hoşlandığımı anlayınca... bugüne ulaştığıma minnettar oluyorum. İyi ki bu noktaya gelmişim. 3 nokta.

güneşli kasımlar

güneşli kasım başlangıcı; kararsız bir sonbahar habercisi, eski güzel günleri yad ederken umudunuzu kırmayın diyor sanki... yeni güneşli günler için, bekleyin.

Okulda odam 4. katta

Okulda odam 4. katta; diğer odaların pek olmadığı bir kat, kuytu köşede biraz ama manzarası iyi. Çıkarken ortadaki merdiven yerine öğrencilerin çıktığı tarafı kullanıyorum. Bazen öğrenci kapısından giriyorum. Otobüse hep öğrenci veriyorum zaten! Kılık kıyafetime özen gösteriyorum tabii; Ankara rahatlığı yok, yine de öğrencilerden çok farklı değilim. (Belki de onlar öğrenci gibi değildir!) Henüz masanın ötesine geçmişliğimi pek hissetmiyorum. Masanın öte yanı, karşı yakası, boğazın karşısı, o kadar da uzak değil., bir kulaç mesafede. Derinlik için bir şey diyemeyeceğim, bacaklarım uzundur. Ayrıca yere saldığım kökler de cabası. Uzun uzadıya gidip gelebilirim öte yerlere ama illa ki temel attığımız bir yer vardır diye düşünüyorum/umuyorum. O temellere halel getirmedik şu ana kadar, sağlamlaştırmak için elden geleni arda koymadık.  Sonuç? Geniş bir boşlukta evin yolunu bulmak, odalara sığınmak ve belirsiz geleceğe kaygılanmak. Öğrencilikten pek farklı değil; sadece daha yalnız, iki ki...

yollar, benim zikrimdi; döndüm durdum

bu aralar nerede olduğumdan ziyade ne iş yaptığımla ilgilenmeye çalışıyorum ki değiştiremeyeceğim için içime dert olan şeylerden biraz uzaklaşayım. sabahları keyifsiz uyanıyorum; iki satır yazabilmek hevesiyle bilgisayara geliyorum ama aynı şeyleri söylemekten de sıkılmış durumdayım. tez sonrası yaşam... ben şimdi ne yapacağım? yazarak var olmak isteğim, gerçekleşiyor. zaten tüm isteklerimin gerçekleşiyor ve içten içe düşündükleriminn karşıma çıkıyor olması beni asıl korkutan şey. "ol dedin, bak oldum." bu arlar epeyce yol kat edip, yine uzaklarda olma, bir orada bir burada olma meselesini fazlasıyla yad ettim. şimdi bayram münasebetiyle yine aslında oralı olup orada olmadığım topraklara yöneliyorum. yollar, benim zikrimdi; döndüm durdum. bşaım dönünce oturdum; şimdilik yığılıp kaldım. kendime gelince, gelebilirsem birgün, kaldığım yerden devam ederim büyük gezmelere. şimdilik küçük turlarla idare ediyorum. hayatı panaromik turlarla geçiriyorum. daha çok zamanım varmış ...
Yalnızlık kontenjanım dolmuş; onunla olan tüm bağlarımı yitirmişim. Kendimden fazlasıyla sıkıldım bu aralar. Önce koca bir temmuz, şimdi koca bir taşra haftası. Ondan uzak geçen zamanlarda kendimin ne kadar sıkıcı olabileceğini gördüğümden ona fazlasıyla üzüldüm. Sonra da üzüldüğüm için kendime kızdım. Sonra da kızdığım için başım ağrıdı. Sonra oturdum öylece. Kendime yeni odalar yarattıktan sonra şimdi ne yapacağımı düşünmeye başladım. Dönüp dolaşıp buraya geleceğim belliydi ve bu beni hiç rahatsız etmiyor. Sadece buraya gelmekle burada devam etmek arasındaki ince/kalın çizgiyi pek fark etmemişim. Bünyem henüz alışamamış olmalı ki kendine yolculuk üretmeye devam ediyor. Uzun sıkıcı bir kış öncesi, yolculuklar iyi gelebilir ama açıkçası yoruldum ve param bitti. Dolayısıyla her keyifli şey zamanla keyifsizlik verir. Alttan alta evrene yaydığımız mesaj meselesini düşünüyorum. Benim kısa mesajlarımla uzun paragraflarım evenin kafasını karıştırmış olabilir mi?
küçücük dört duvar arasında mini mini küçük kutular içinde; saydılar ve eksik çıktım. dışım içime yansımış; tüm eksiklerim ve kusurlarımla çalış çabala bir yere varmaya çalış. hedefe ulaşınca rahatlama yok, orada da işler var. her şey yeni baştan başlamıyor. hiç birşey ara vermiyor. dolup dolup boşalıyor. dert tasa. hareketli kıpır kıpır... az miktar da olsa umut var; onun için hayattayız hala.

Kendimize yeni bir rutin bulmamız lazım

Kendimize yeni bir rutin bulmamız lazım. Yeni bir yol, yeni bir güzergah, yeni alışkanlıklar, yeni merhaba, nasılsınlar ve yeni sıkıntılar. Bütün bunları eski yükümüzle yapmamız lazım. Sonuç: eski yeni. Eski evlerin hepsini onarıp, sırf ben geçeceğim diye maket olarak yapılanları gerçek hale dönüştürüp, sıvası boyası derken baya bir masraf edip, içine de önceki hayatlarından kopmak isteyen yeni insancıklar yerleştirmeliyim. Sadece biriketleri örülü duvarlara yeni bir yaşam hediye etmeliyim. Buraya bunun için gönderildim. Uzun süredir beni bekliyorlar ve artık kartonlar sararıp solmuş durumda. Kartonpiyerler etkisizleşmiş. Yer yer yaptıkları betonarmeler nemden ve gamdan çökme eğiliminde. Buraya yeni bir hayat vermeliyim ki benimki olsun. Tüm yalancı şamdanları yenileyip ışıl ılış etmeliyim. Bunlar önemli değil. Asıl önemlisi, benden sonrası. Tufan çıkmamalı. Onları yeni hayatlarına bensizliğe de alıştırarak yerleştirmeliyim ki kendi kendilerini yönetebilsinler. ve bütün bunları benim...
" 'kendimi bırakmalıyım' diye söylendi. direnmekten vazgeçmeliyim. yaşamalıyım ve görmeliyim. bilmediğim bu ülkeye yolculuktan korkmamalıyım. kimsenin ilgilenmediği bu silik insanların dünyasına girmeliyim. selim'in yolculuğu yarıda kaldı, aklı da... benim ne işim var onların arasında? olur mu selim? ben onları ne yapayım? onlar beni ne yapsınlar? öyle deme turgut. seni görünce nasıl sevinirler bilemezsin. benden de selam söylersin. kusura bakmayın işi çıktı gelemedi dersin. onlar anlarlar. rüya gibidir turgut: aklınla karşı koyamazsan birdenbire bir kapının önünde bulursun kendini. hepsi kapının önünde birikmiş sen bekliyorlar. onlar seni istiyorlar selim: tutunamayanların prensini istiyorlar. öyle anlatmadık mı kerhanede? sen anlattın turgut. (...) onların kahramanı sensin. bir kahraman bekliyorlardı yüzyıllardır. kendileri gibi olmayan, gene de onları anlayan bir masal kahramanı. gir içeri, bekletme zavallıları canım kardeşim!" (o.a./t./s.320)
büyüyoruz bazen, haberimiz yok. taşrada 1 hafta daha büyüdüm. şimdi ara verdim büyümeye, tatile çıktım. sonra yeniden devam edeceğim ölü hücrelerimi atmaya. gelip geçen zamanı yakalamaya... 1 haftalık yeni hayatımıza deniz kokusu parantezi açıp sonra saman kokulu kağıtlara döneceğiz. noktasız virgülsüz onlarca sayfa okumaya devam edeceğiz. tutunamayanlar'ın ikinci gelişi sona erecek ve yeni bir mevsim başlayacak. yeni bir hayat eskisi gibi devam edecek. yeni bir hayat eskisi devam mı edecek? yeni bir hayat eskisi gibi devam etmemeli. büyürken elimize yeni hayat rehberleri verilmeli.

Aslında Ankara...

Ankara aslında evimin içiydi, kafamın içiydi, canımın içiydi. İçin için sevdik kendini. Çok evler, çok sokaklar gördük. Benimki gibisi yoktu. Karı, soğuğu çoktu. Her saatinde yürüdük. Yürüdük de yürüdük. Uzun mesafeler kat ettik. İçimizde. Sonradan taksiye alıştık. Oturganlaştık. Oturaklaştık. Daha az hareket eder olduk; hararet daha az yükseldi. Günlerce kapımı açmadığım zamanlardı Ankara; kapımın çalınmadığı; arkadaşlarla küs olunan günlerdi. Sonra güneş açtı, yeniden keşfedildi Ankara Frig istilacılarla. Kapılar, perdeler açıldı. Aslında sürekli döndüğüm yerdi Ankara; bazen boşa döndük şarkıda dediği gibi. Kendi içimde dönüp durdum. Arada bir durdum nefes aldım. Bazen çok derin nefes aldım, başım döndü. Islak çimler ayağımı üşüttü. Ankara manzarası boynumu büktü. Aslında Ankara saçlarımın dökülmesiydi, bitmeyen eylül ayında Adana'ydı, tren yollarıydı, dağlara paralel ve dikine uzanan, otobüs biletleriydi, otobüs koltuğuydu, mola yerleriydi, gece içilen çorbaydı, eve gitsem ...

başlangıca doğru

onca mekan değiştirip, gezip tozup, parça parça hayatları birleştirip, toza dumana kesmiş hayatı durgun hale getirmişken; benim/bizim/buralıyım dediğim bir yerde demlenmeye başlamışken yeniden uyandırılıyorum yola devam sireniyle. kök salmaya başlamışım meğer. kıpırdamakta zorlanıyorum. şimdi çekip çekip kendimi geriye, ileri doğru gitmenin yollarını arıyorum. ayaklarımı sürüye sürüye ve burnumu çeke çeke, gözlere tazyik eden hisleri durdura durdura ve nihayetinde yediboğum boğazda yutup yutup kelimeleri başlangıç çizgisine geliyorum. sona doğru varıp, yeniden başlıyorum. bu kadar romantik olmayabilirdi ayrılışım. ben değil, kartonlar suçlu. beni bu değişim anında kendimle baş başa bırakan yıldızlar suçlu. ben suçlu değilim. beni kendime yapıştıran koli bandı suçlu. ben sadece harflerin peşindeyim. onları yaşatan çizgilerin... yan yana gelip anlamlı bir bütün olana kadar başımı döndüren çzigilerin. avuç içi çizgilerim, alın çizgilerim, şakak çizgilerim. hepsi birleşip beni yöneti...

harfler

ankara'nın ikinci harfiyle niğde'nin ilk harfinin aynı olması, nasıl bir tesadüftür? ya niğde'de hiç a seslisinin olmaması? bunların taşıdığı imalar, anlamlar ve gizemler... işte yeni hayatımın ilk ipuçları bunlarda gizli.

sona doğru

ankara'da sona doğru gidiyorum. gerçeklik kapıda. ne zaman karar verdim, nasıl bağladım kendimi geleceğe? geçmişte daha pekçok şey vardı yapacak. daha ne kaldı yapacak? ayıp etmeyelim geleceğe; geçmişten devralıyor bakiyeyi... saçlarım azalıyor, heyecanım azalıyor, günlerim azalıyor. bugün biraz gezindim eski sokaklarda, dökülmüş saçlarımı takip ederek. beni geleceğe götüren gerçeğimi hatırlamaya çalıştım. aslında iyi bir adamdım ve iyi kalmak için çabalıyordum. sonuçta iyiliği koruyacağım sığınağımı buldum.alfabenin en sevdiğim harfine sığındım.