Çarşamba, Şubat 28, 2018

Delinin Yıldızı/Kadıköy

2017 sonlarında çıkan albümlerden Vega'nınkini (Delinin Yıldızı) Kesmeşeker'den (Kadıköy) daha çok tuttuğumu söylemeliyim. Kayıtlar ve düzenlemeler açısından daha iyi bir albüm olmuş. Delinin Yıldızı, Hafif Müzikteki çizgiyi devam ettiriyor belki bu açıdan avantajlı. Kadıköy'de ise yeni denemeler var; belki onları oturtmak zaman alacak. Bir anda Kesmeşeker'in en iyi albümlerine arasına girmedi benim için; Kum'un liderliği o konuda devam ediyor. Sözler konusunda Cenk Taner hala üstün olsa da sanki grup olarak yapılan işler de diğer başka detaylar öne çıkıyor. Daha önce MŞŞ'nin, Demirhan Baylan'ın, Veys Çolak'ın katkıları yadsınamazdı. Bu kez bu katkılar az kalmış gibi duruyor. Vega'da ise özellikle davul kayıtlarındaki bilgisayar etkisi kulakları tırmalıyor bir parça. Albümlerde her zaman hit olacak şarkıları değil de (bu grupların hit şarkısı olmaz gerçi) arkada kalmış şarkıları bulup çıkarmaya çalışırım. Huyum kurusun. İki albüm de son düzlükte, son şarkılara doğru sanki daha çok zirveye çıkıyor. Delinin Yıldızı, Man-yak-lar ile Ve Tekrar'da; Kadıköy, Dahi Çocukları Düşlerinden Vururlar'la başlayan son üç şarkı da aynı özelliğe sahip. Ama albümün en iyisi Şeyler Arasında havası veren Kadıköy'de Çok Güzel Solduk Biz.

Perşembe, Ocak 18, 2018

şöyle bir bakacak olursak geçmişe; hevesliydim, öğrenci kulübü yönettim, dergi çıkardım, yazılar yazdım,  insanlarla konuşmaya inandım, duvara yazılar astım, fanzin çıkarttım, siyah ve beyazdım, nettim, mesaj vermek istedim, fotokopiciler ikinci evimizdi, makinelerin sıcaklığında ısındım, gruplar kurdum, insanları bağladım, insanları ağırladım, yazılar yazdım (söylemiş miydim?) müzik gruplarının peşine düştüm, fan oldum, sahne ışığı, bira satışı, kulüp kurdum, imza aldım, sarıldım, konserleri takip ettim, beş bin kişiyle omuz omuzaydım, sıcaktı, yoruldum, uykum geldi, insanlarla konuşmaya inancımı kaybetmeye başlamıştım, yazılar yazdım (orasını biliyoruz) trenlere bindim, uzun uzun yollara düştüm, insanlar etrafımdaydı, konuşmadım, seyrettim, dinledim, dinlenmedim, kendi başımaydım, başka binler de oldu, misafirlerim oldu, ev sahipliğim ve konukluklarım, kafam iyi oldu, kötü oldu, iyi kötü yaşıyordum, gezip dolaştım, otobüs koltuklarında ısındım, vagonlarda terledim, uçaklara yetiştim, dinlenme tesislerinde üşüdüm, şehirler, sokaklar, iki kişiydik, çok kişiydik, pankart astım, taşıdım, taşındım, çoğaldık, üç olduk, sabitlendik, yoruldum, uykum geldi, uyuyamadım, yazı yazamaz oldum (orasını yeni öğrendik) insanlara dair umudumu yitirdim, hayalkırıklığı şapkamda bir tüy oldu. şöyle bir bakacak olursak geleceğe; tüm hevesim kaçtı. (orası burası).

Pazar, Aralık 31, 2017

muhasebe #17

havaalanında polisin pasaportuma el koyması dışında iyi bir yıldı asılında, demek isterdim ama değil tabii ki o dip noktaydı belki ya da zirveydi, du bakalım daha neler olacak sorusu sormaya mecalim kalmamıştı çünkü. savcı odası da sıkça girdiğimiz bir yer değil. geri aldık küçük kitapçığı ama artık daha yaşlıydım. küçük kitapta daha neler yazılıydı? rüya'nın krizleri, dertleriyle beraber kendimizinkini pek önemseyemediğimiz zamanlardı. yorulduk. kızdık ve sıkıldık. daha da yorulabiliriz. alıştık mı? hayata ne kadar alıştıysak... çocuk şaşkınlığını kaydedip olan bitene şaşırmaktan ziyade onları kanıksadığımız için büyümüş sayılıyoruz. kötülüğün çocuksu değil bildiğin yetişmiş bir hal almasıyla karşılaşıyorsun. bu kadar yoğun saldırı altında başka bir dünya hayali de kurulmuyor. sadece savunma yapabiliyorsun. omuzlar da omuzmuş ha; yüklendikçe yüklendi, dizler titriyor altta. korkudan ve mecalsizlikten. uzun bir yaz tatilinde kendimi dinlerken, sıcaktan patlarken, rüyayı uyutmak için sokak aralarında turlarken, kendi rüyalarım var mı diye sorarken, en azından vega ve kesmeşeker albümleriyle avunduk. onlar da beni uyuttu. geçmişe götürüp getirdi. geldiğim yerden memnun değildim.  iyi okudum bu yaz. başkalarının hayalkırıklıkları, can sıkıntıları ve anılarıyla kendimi unuttum. kendimi hatırladığımda pek iyi değildim. bir kez tek, bir kez de ebruyla sinemaya gidebildim. yıllar sonra konsere gittik, yıl biterken iki kez hem de; pinhani ve hüsnü arkan; buralara gelmesi beklenmeyen-belki de buralara gelebilecek nadir kişiler. yerel takımızın maçlarına gittim bir iki kez, demirspor'u statta izlemeyişin 3. ya 4. yılı olacak. kalabalıklardan uzak, iyi mi kötü mü bilinmez bir rutinde sıkışıp kaldık. başkaları uzaktayken iyidir. dertler de... yaklaştığım zaman neler olacağını kestiremiyorum. neden bu işleri beceremediğimi anlamış değilim? diğer kocaman yetişkinlerle pek iyi değilim. diğer kocaman kötülüklerle baş edebilmiş değilim. ya onlar kadar kötü ya da onlar kadar kocaman olmalıyım. ikisi birlikte olursa zaten ben değilim artık. kendi olmak çok zor. belki de bir yanlışta ısrar ediyorumdur. yanlış bir hayatı doğru yaşamak... büyümeyi beceremeden büyümek. şarkıda dediği gibi, çöldeki denizci sıkıntısı. buralar eskiden okyanustu avuntusu. içim eskiden zengindi, mirasyedi. içim dışıma çıktı artık. deniz bitti.

Cumartesi, Kasım 11, 2017

yapabileceğim bunlar

İte kaka ilerlettiğim hayat, tu kaka edilmeyecek kadar değerli. Kendime kızsam da, bana kızsalar da en nihayetinde olan bu. Olduğu kadar. En iyi değil ama kötü de değil bence. Olabildiğince, olasılıklar dahilinde, bu kadar. Belki istediğim genişlikte değil, oldukça dar, ama görece başarılı. Kendimi savunmam gerek. Kendimi ayakta tutmam... Yapabileceğim bunlar. En iyisi için mücadele etsem de, Spinozacı bir çaba ile somut durumun gerçekleri arasında diyalektik bir gerilim var. Duvarlar sağlam, yıkmak zor. Omuz veriyorum hala. Karşı tarafın yıkması da zor o yüzden. Nasırlaşmış yerlerimi ovalayıp, kremleyip, ah uh içinde yola devam. Berabere. Kazanamadım ama kaybetmedim de. Kendin gibi olmakla başkalarına kendini sevdirmek arasında uçurum varsa, kendimi tercih ediyorum. Bencillik. En nihayetinde bir tane ben var. Bu kadar.

Perşembe, Ekim 26, 2017

ruhu beslemek

İyice bünyeye yerleşen tedirginlik hali ruhu içten içe kemirse de beslendiğim anlar da yok değil. Vega'nın albümü, Pinhani konseri, kısa bir Bursa ziyareti, yolda bolca müzik, dönünce Rüya'nın gülüşü ve buna benzer ufak tefek mutluluklarla yola devam. Pinhani, kentteki bugüne kadarki tek eğlencemiz oldu belki de. Unutmuşuz ayakta konser izlemeyi. Daha doğrusu canlı performansın güzelliğini. Çıkışta bir iki kelime sıkıştırarak uğurladık elemanları. Eski günlerdeki kulis önünde bekleme tribim aklıma geldi. Her konserde illa ki arkaya geçilecekti. Vega'nın yeni albümünü dinlerken de eskiye gittim tabii; adeta ışınlayıcı güce sahip. Gerçi Rüya'nın o anki vızvızları hızla beni geri getirdi. Hızla büyüyen kız çocuklarına atıf yapılınca albümde, sesimi çıkaramadım. Umarım dinler o da bunları ileride. Bizim önerilere ne derecede kulak verir bilemiyorum tabii.

Sırada Kesmeşeker'in yeni albümü var.

Salı, Ekim 10, 2017

dream theater istanbul'da çalıyor ve ben de evimde oturuyorum. home where i belong. ait oldugum yer, neresi. yorgun argın okuldan geldim. under peruvian degil anatolian sky. genclikten kopup orta yasa merdiven dayamisken, gencligimin çoktan bittigini kabul etmem gerektigini hatirlarken. scenes from a memory. yaşananlar yaşandı, düşler kabus oldu, aç gözünü. tiyatroda başrol beklerken arkada bekleyen ağaç oldum. uyandım. işte bu fatal tragedy. anılar, isimler, yerler; uzayda kaybolup gittiler. yaşamayı ogrendim. kindness, beauty, truth bana hayalkırıklığı yaşattı. lines in the sand. sessiz adam taşrada. poor vanessa.

Çarşamba, Eylül 27, 2017

Yaz bitti ve tempo yeniden başladı. Bir kişinin kulağına kar suyu kaçırır mıyız acaba diye başladığımız dönemler, kar yığınlarının altında kalmakla sonuçlandı hep. Neyse ki çığların altından çıkabildim el yordamıyla. Ama yorgunluk kalıyor tabii geriye. Karda yürüyüp izini belli etmemek zor. Karda uyuduğunu sanıp ölüme doğru kaydığını fark etmemek de... Kar metaforlu bu açıklamalar içimdeki soğukluğu yeteri kadar ifade ediyor. Ateşler söndü ve geriye donmamak için bir mücadele başladı. Metaforlar da bitti. Gerçeklik kaldı. Bu kadar gerçek bir hayata koşar adım gittiğimi bilmiyordum hayallere dalıp yürüdüğüm günlerde. Daha iyisini hak ediyordum bence. Ama nedense olmadı. Sıradan bir taşra bitkisi haline geldim. Nadiren yeşillenip çoğunlukla can sıkıcı bir sıradanlıkta. Kar beyazlığıyla başlayıp bozkır sarısına dönüşmek içimdeki boğuculuğu yeteri kadar ifade ediyor. Sarılar boza, kahverengiler mora dönüştü. Olan biten, sonuçta, iki satır yazı yazmanın mutluluğu olarak kaldı. Bari çocuğum benim gibi olmasın; mutlu mesut, şen şakrak olsun dedim ama onda da çuvallıyor gibiyim. Ben babamdan ne kadar uzaklaşabildiysem, o da benden o kadar kopabilecek sanki. Nesilden nesile aktarılan dert, hiçbir şey ifade etmiyor.