Cuma, Eylül 07, 2018

kitaplar-devam

Ernest Hemingway-Klimanjaro'nun Karları ile klasiklere devam ettikten sonra yaz başında aldığım ama şans eseri okuma sırası sona kalan Elizabeth Harrower'ın Gözetleme Kulesi'ni okuyorum. Hemingway'in bedeni yaralı kahramanlarıyla Harrower'ın ruhu yaralı kahramanları arasında bağlantı kurabilirim. Aslında varoluşsal meseleler, kendi arayan insanlardan edebi anlamda sıkıldım; kendimden sıkıldığım gibi. O durum, zaten bir şey üretebilmenin temeli gibi, bunun üstüne çıkabilmek önemli. Bu temelin üstüne başka bir şeyler koyabilenleri beğeniyorum artık. Edebiyatta başka konular, farklı olaylar ilgimi çekiyor ki bu yazki kitaplar aslında bu açığımı kapattı. Kaçıp gidemeyip burada kalmış, kalakalmış, yaralanmış beden ve ruhlardan, karamsarlıktan başka bir şey yansıdığı zaman daha iyi oluyor o metin. Ayhan Geçgin'in Son Adım'ında da yine benzer bir yaralı hal, çekip gidememe, gidince de neyle karşılaştığını bilememe durumları vardı. Yani bir mevzunun içinde yer almalı karakterler; o vakit ona adapte olmak kolaylaşıyor.  Hiç kurgu üretemeyen benim için de ilham verici oluyor bir yandan. Ruh halinin sıkıntısı bir akışın içinde olduğunda çekilir oluyor. Akıp gidemeyen, gittiğinde korkan veya sıkılan, öyle olmasını istememe rağmen olumsuz olasılıklara meyleden benim için kitaplar gerçekten en önemli yardımcı hala.

Cumartesi, Ağustos 25, 2018

geçmiş ışıklar

Yıldızların altında, dağ başında, yıldızımın parlayacağı günleri beklerken bana gelen ışıkların çok eskilerden olduğunu biliyordum. Geçmişin parlak anları beliriyordu aslında önümde. En güzel günlermiş; geleceğim, kayan yıldızlardan biri olma ihtimalinde. Kurgularla aram metinleri kurgularken iyi değil. Her zaman gerçeğe yakın oldum, tersini istesem de. Bamya ya da salatalık toplarken batan dikenlerle o gerçeği hissettim. Elimi uzattığımda hep oradaydılar, beni hoş karşılamadı geleceğim.

Aslında farklı hayatlar arasında salındım, tercih yapma şansım çoktu. Tercihlerimi yaşıyorum. Bu kadar geniş marjda dolanmak şizofrenik salınımlar yarattı, durumlara adapte olma yeteneği dengede kalmak kadar sürekli tedirgin kalmayı da beraberinde getirdi. Yıldızların yanıp duran sempatiklikleri bana bir mesaj mi vermek istiyorlar sorusuna dönüştü. Bir başıma kalıp düşündüğümde, bir başıma yapabileceklerimin bu olduğuna karar verdim: Geçmişten size ışıklar getirdim.

Pazartesi, Ağustos 13, 2018

yaz geçişleri

Ayhan Geçgin'in etkileyici son adim'indan sonra klasik arası verip jack london-martin eden okudum. Kendini arayan insanin trajik sonlarına farklı zamanlardan farklı yorumlar... memleket batarken hala nefes alabildiğime şükredip biraz denizkiyisinda takıldım, kendi batışlarım sadece beni ilgilendiriyordu. karadan denize son temasları ve küçük gemilerin kendini suya atmalarını tekrarladım. Delisin. Şıpıdık terlik, tuz ve şort. Şimdi dağ başına çıkmak için uzun bir yolculuk öncesindeyim. Yaz geçişleri, sert ve derin. Farklı hayatlara temas. Deliyim.

Salı, Temmuz 24, 2018

Ayhan Geçgin/Son Adım

Oldukça etkilendim Ayhan Geçgin'in Son Adım'ından, baştaki durgunluk yavaş yavaş içine alıyor okuyanı.

 "Niçin böyleyim diye soruyorsun, neyi göremedim? Yapamadığım, beceremediğin şey ne? Böyle birine nasıl dönüştüm? Bir kötürümlük, ama kötürümlük dediğinin gerçekte ne olduğunu dahi bilmiyorsun. Bir yıkım duygusu doluyor içine. İçinde bir şeyin bozulmuş olduğunu duyuyorsun. Bozulmuş? Nasıl bozulmuş? Bir arabanın, motorun ya da bir aletin bozulması gibi mi? Yoksa bir etin bozulması gibi mi? Bozulan yer neresi?

Bunu nasıl onaracağını bilmiyorsun. Onarılabilir mi? Yoksa bu noktayı geçtin mi? Sana öyleymiş gibi geliyor: içinde bir şey onarılmayacak biçimde biçimde bozuldu." Syf 106

Perşembe, Temmuz 19, 2018

Platonov/Çukur

"Çiklin, uyuyanların ortasında oturmuş susKunca ömür sürüyordu; kimileyin sessizlikte oturup görünürde ne varsa gözlemlemeyi severdi. Düşünmek zor gelirdi ona ve bundan pek müteessirdi - ister istemez hissettiği ve içi sıra heyecanlandığıyla kalırdı. Ne kadar uzun süre oturursa hüzün o kadar kabarırdı hareketsizlikten, o yüzden Çiklin ayağa kalktı ve elleriyle barakanın duvarına dayandı, yeter ki bir şeyi itsin, kıpırdasın. Uyumayı hiç istemiyordu- aksine ... kırlara çıkıp çeşitli kızlar ve insanlarla dalların altında oynamak isterdi şimdi". Syf 46

Pazartesi, Temmuz 16, 2018

yaz okumaları '18

Bu yazın ilk düzlüğünde kitaplarla aram iyiydi. Aradaki açığı kapama isteği midir yoksa mesleki deformasyonla tarama okuması yapmaktan mı bilmiyorum, edebi okumalar konusunda yaza hızlı bir giriş yaptım. Geçen yaz olduğu gibi Metis ve Ayrıntı'nın kendi sitelerinden almıştım kitapları. Daha önce Ola Bauer/Acemi Pezevenk ve Peter Carey/Bir Sahtekar Olarak Hayatım'dan pasajlar eklemiştim; aşağıda bulmak mümkün, diğerlerini de yavaş yavaş ekleyeceğim. Bauer ve Carey'nin kitaplarına notlarım 3/5.

Bauer'inki bir üçlemenin parçası, kitabın başlarında denizci olan kahramanımızın sormadan Paris'te başladığı yeni hayat ve bu hayata adaptasyon çabası anlatılıyor.  Oldukça kısa cümlelerle anlatılan gerçekçi bir hikaye.  Carey'de ise takip etmesi daha zor bir kurgu var. Anlatıcının kurguları mı yoksa yaşanan bir olay mı kestiremiyorsunuz ki zaten mevzu da biraz buna odaklı; yaratılmış mı yoksa gerçekten var mı bilinmeyen bir karakterin hatıraları üzerinden edebi eserler dair bir tartışma.

Ricardo Piglia/Suni Teneffüs (2,5/5), Andrei Platonov/Çukur (4/5), Umut Dağıstan/Boşluğun Sesi (2,5/5), Serdar Rifat Kırkoğlu/Dalgalar (2,5/5) okuduğum diğer kitaplar. Tabii burada Çukur'un klasik sayılabilecek özellikleriyle yeri ayrı. Alıntılanacak çok yeri var. Sovyetlerin yeni bir sistem ve insan yaratma isteğine dair erken tarihli bir ironik bir eleştiri; zaten kitap yazıldığı dönemden çok sonra yayınlanabilmiş. Açıp tekrar okunacak kitaplardan...

Suni Teneffüs'ü Latin Amerika'ya da dair bir şeyler okumak için seçmiştim ama daha çok edebiyat ve felsefe tartışmaları içinde geçiyor. Piglia, Arjantin edebiyatıyla başlayıp daha genel meselelere doru yola çıkıyor. Anlatıcının sıklıkla değiştiği, farklı kişilerin başrole geçtiği ve uzun cümleleriyle, diyalogların ve alıntıların birbirine karıştığı bir metin.

Yerli kitaplardan Boşluğun Sesi'nde Umut Dağıstan Türkiye için klasikleşmiş cinsellik ve kaçamaklarla bezenmiş bir yerel aile hikayesi anlatıyor; dil ve akıcılık iyiydi ama konu yaratıcı değildi. Yine de yeni bir kitabını daha okumak isterim yazarın.

Dalgalar'da Kırkoğlu, edebi eserlerle geçmişindeki yoğun ilişkisini bence gösterememiş ve yine bilindik bir aşk-kafa karışıklığı hikayesine yerleştirdiği İstanbullu küçük burjuva hayatına dair kesitler sunmuş.  Kötü değil ama Ayrıntı'dan çıkmış bir kitap için beklediğimin altında.

Salı, Temmuz 10, 2018

Peter Carey / Bir Sahtekar Olarak Hayatım

Yaz okumaları, devam. Takip etmek, neyin kimi anlattığını oturtmak zordu ama hikaye ilginçti. Gerçekten olup olmadığı belli olmasa da bir şairin başka bir karakter yaratarak ünlü olduğu iddiası.

"Ne berbat bir şey bu, Christopher, bu noktaya gelmek.
Ölümün hepimize geldiğini söyledim.
Hayır, hayır. Şu lanet hayatım boyunca bir sanat eseri yaratmaya çalıştım. Ve şimdi sonum gelince, onu verecek yalnızca sen varsın. Eski düşmanım.
....
Bu ne?
Onu yok etmeyeceğine yemin et, dedi.
Kitabın adını taşıyan ilk sayfasında o yırtıcı, alaycı, iğneleyici başlığı gördüm: Bir Sahtekar Olarak Hayatım.
Onu yakmayacağına yemin et .
Bu nedir?
İnsan ruhu, dedi.
Kendi kendiyle alay ettiğini sandım. Ne bekliyordum ki? Elbette sanat değildi.
Yemin ediyorum, dedim ona, buna hiçbir şekilde zarar vermeyeceğime yemin ediyorum.
Gerçeği söylüyordum. Bir paranoyak şizofrenin sabuklamaları da olsa -ki tam da öyle düşünüyordum- onu muhafaza edecektim." Syf 226.