Cumartesi, Kasım 07, 2009

duymuştum, şehirdeydim.

"nerdeyiz biz, sakin miyiz?
karanın bittiği yerde, bir yerdeyiz.
içmişiz biz, sudan da başka...
benim de bir derdim vardı bu adamla.
ne dersiniz? nerdeydiniz?
aşk? hmm, duymuştum şehirdeydim.

zenginiz biz, çok çoook
paranın bittiği yerde, bir yerdeyiz.
teselliyiz kendimize.
acayip rüzgar çıktı girerken tam denize.

karga sekmez yokuşunda,
kuşlar gördük kış başında.
e, gelmişti güneylerim,
duymuştum şehirdeydim.

dolu yağdı yılbaşında.
kulağımda "la bamba"
"por ki sere" demiş miydim?
duymuştum şehirdeydim.

haklıymışsın, hayat fani,
e, faniyse tıbben yani.
hipokrat dans ederdi, tıp!
duymuştum şehirdeydim.

kuşlar sekti kalp yolunda,
bir şehir yok haritada.
ismi varsa cismi yok;
duymuştum şehirdeydim.
tek derdimiz aşk demiştin.

(yanlış? yanlış duymuşum?
olabilir...)"

(Cenk Taner/Duymuştum Şehirdeydim/Kum)

Perşembe, Kasım 05, 2009

the fifth of november

"Remember, remember!
The fifth of November,
The Gunpowder treason and plot;
I know of no reason
Why the Gunpowder treason
Should ever be forgot!
(...)"

(Şiirin tamamı için, bknz: www.potw.org/archive/potw405.html)

"5 Kasım 1605; Guy Fawkes'un İngiliz Parlamento Sarayını havaya uçurma girişiminin tarihidir." Buna Barut Komplosu, Gunpowder Plot deniyor. "Barut komplosunun Karşı-Reform hareketi olduğunu ve baskıcı yönetime karşı anarşi hareketlerinin öncüsü olduğunu kabul eden gruplar vardır."

Bu meseleyi bize hatırlatan, tabii ki:



"Sözler yerine kaba kuvvet, kullanılabilse de kelimeler kudretini hep koruyacaktır. Kelimeler anlama ulaşmanın yollarını ve dinleyenlere hâkikatin telaffuzunu gösterir."

Çarşamba, Kasım 04, 2009

the chill of november

"i'll always remember
the chill of november
the news of the fall
the sounds in the hall
the clock on the wall ticking away
'seize the day'
i heard him say
life will not always be this way
look around
hear the sounds
cherish your life while you're still around

(...)"

(Dream Theater/Carpe Diem/The Change Of Season pt.3)

Pazar, Kasım 01, 2009

mr.november

İşte başladı yine! Benim ayım. Çok şeyin değiştiği ayım. "Keşke kadere inansaydım. Ben bay kasımım ve size puştluk yapmayacağım." (Sadece soğuğumla dondurabilirim, mizaç-ne yapabilirim.)

this is nothing like it was in my room
in my best clothes
trying to think of you.
this is nothing like it was in my room
in my best clothes...

the english are waiting
and i don't know what to do
in my best clothes.
this is when i need you.

i'm the new blue blood, i'm the great white hope
i'm the new blue blood...

i won't fuck us over, i'm mr. november
i'm mr. november, i won't fuck us over!

i wish that i believed in fate
i wish i didn't sleep so late
i used to be carried in the arms of cheerleaders.

i'm the new blue blood, i'm the great white hope
i'm the new blue blood
i won't fuck us over, i'm mr. november
i'm mr. november, i won't fuck us over.

(The National/Mr.November/Alligator)

(Obama'yı destekledikleri seçim kampanyasında bu şarkıyı kullanımış grup. Malum Kasım'da seçildi; hatta bir de t-shirt yapmışlar ama buraya koymayacağım.)

Cuma, Ekim 30, 2009

kitaplık

Yeni kitaplığıma geç de olsa kavuştum. Trabzonluların attığı dirseğin ağrısı içinde şekil verdim kiraz ağacı parçalarına. Sonra en keyifli olacağını sandığım kısma giriştim ki herşey karıştı. Meğerse odanın düzensizliği kendinde bir ritmmiş; üstüste kitaplar aralarındaki tozlar ve anılar tarafından tutkallanmış. Yerinden kalkan herbir nesne anlamsız parçalara dönüştü. Aslında karmaşık halleriyle anlamlı bir kümeydi, hepsnin bir konsepti vardı. Tekrar eski haline getirip karıştırıp raflara dizsem de birşeye yaramadı. Neyi nereye koyacağımı bilemedim. Gazetede C. Abinin masası o kadar karışıktı ki temizlikçi bey abi oraya hiç ilişmezdi. Ben de mi öyle yapmalıydım bilemiyorum. Şimdilik yayınları, yazıları, (ah, iki kitabı tabii!), Express ve Birikimleri sınıflayabildim.

Sabah kalkıp tuvalete giderken Express almaya niyetlenenler için ufak bir sürpriz olabilir, gerçi vazgeçtiler bu alışkanlıklarından uğramaz olarak buralara.

Perşembe, Ekim 29, 2009

(safranbolu/25.10.'09)



"Orada, taş binanın önünde, öylece, sallanarak duruyordu, ağır ağır aralanan, kapanan, aralanan bir göz gibi. Yeryüzünün kırış kırış derisinde eski bir yanık izi, bir doğum lekesi gibi. Son biçimine, insan biçimine ulaşmadan önc katılaşan, üzerine basıldıkça sınırlarından dışarı akan bir gerçeklik lekesi. Şaşırtıcı derecede öfkesizdi-herşeyi anlamış, herşeyi bağışlamıştı. (...) Oysa yaraların diliydi onda konuşan, yaraların ve yalnızlığın, terk edilmiş pazar yerlerinin, sokakların, ranzaların, içinden kimsenin geçmediği öykülerin... Suskunluktan koparılmış sözcüklerin, aşılmaz bir sessizlik halesiyle çevrelendiği ve suskunluğa geri döndüğü, kimsenin işitmediği, kimsenin istemediği bir dil."

(Aslı Erdoğan/Taş Bina/Taş Bina ve Diğerleri/s.66-67)

Çarşamba, Ekim 28, 2009

let me go

(amasra-safranbolu yolu)



"let me go
let me go
let me seek the answer that i need to know
let me find a way
let me walk away
through the undertow
please let me go
(...)
let me break!
let me bleed!
let me tear myself apart i need to breathe!
let me lose my way!
let me walk astray!
maybe to proceed...
just let me bleed"

(Pain Of Salvation/Undertow/12:5)- Orjinali Remedy Lane albümünde olan şarkının, akustik albümdeki müthiş canlı performansı.