Cuma, Eylül 15, 2017

temmuz-eylül okumaları

Bu yazın en iyi yanı, uzun süredir uzak kaldığım çeviri edebiyata koşar adım atlamamdı. Ayrıntı  ve Metis'teki indirimli kitaplar bunda yardımcı oldu. Liste ve puanlarım şu:

Julian Barnes - Bir Son Duygusu (3,5/5)

Julian Barnes - Benimle Tanışmadan Önce (3/5)

Andrew McGahan- Beyaz Dünya (2,5/5)

David Lodge - Düşünce Balonları (3/5)

David Lodge - Ne Kadar İleri Gidebilirsin? (devam ediyor)

Arthur Phillips - Mısır Kaşifi (3,5/5)

Arthur Phillips - Prag (3/5)

Stephan Zweig - Satranç (3,5/5)

Stephan Zweig - Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu (2,5/5)

Georges Perec - Şeyler (3/5)

Georges Perec - Uyuyan Adam (3/5)

Georges Perec - Kayboluş (2/5)

Çarşamba, Ağustos 23, 2017

Yaz kitaplarına devam

Yaz okumalarında Julian Barnes ve David Lodge'tan sonra George Perec (aşağıdaki alıntılarda görüldüğü üzere) ve Arthur Phillips'ten Prag ve Mısır Kaşifi ağustos sıcağına eşlik etti. Her ikisi de fazladan neredeyse 100 sayfası olan, bol karakterli, bol yan hikayeli, katmanlı romanlardı. Jazz müzisyenliğinin etkisini fazlaca göstermiş, emprovize anlarla dolu gidişata sahiplerdi sanki. Akıp giderken bazen kopuyorsunuz. Sonra uzun otobüs yolculuklarında, Saramago'dan Filin Yolculuğu.  Kendi fil terbiyecimin yardımına ihtiyaç duyduğum günlerde... Sırada yeniden Perec, Kayboluş var. Daha önce tanışsam etkilenme derecem daha çok olurdu sanki. Tutkuyla bağlandığım şeyler azalıyor. Okuma aşkı, belki geri dönebilmek için işe yarar.

Çarşamba, Ağustos 02, 2017

georges perec demiş ki:

"mutsuzluk üzerine atılmadı, üstüne çullanmadı; yavaşça sızdı, neredeyse tatlılıkla sokuldu. büyük bir dikkatle yaşamına, saatlerine, odana işledi, uzun süre gizli tutulmuş bir hakikat, reddedilmiş bir gerçeklik gibi; direşken ve sabırlı, incecik, zorlu mutsuzluk, tavandaki çatlakları, çatlak aynadaki yüzünün kırışıklıklarını, dizilmiş oyun kâğıtlarını ele geçirip sahanlıktaki musluktan damlayan suyun içine girdi. ....
Oysa sen, zavallı Dedalus, senin labirentin yoktu. sahte mahkum, senin kapın açıktı. ne kapının önünde nöbetçi duruyordu, ne dehlizin sonunda nöbetçi şefi, ne de bahçenin küçük kapısında Engizisyon Yargıcı."

uyuyan adam/ syf. 78-100.

Pazartesi, Temmuz 31, 2017

georges perec / uyuyan adam

dünyanın karşısında, kayıtsız kişi ne cahildir ne de düşman. Sağlığın okumazyazmazlığın sağlığa yararlı keyfini yeniden keşfetmek değil, okurken, okuduklarına hiçbir ayrıcalık tanımamaktır. niyetin çırılçıplak gezmek değil, ille de özenli ya da bakımsız olmak anlamına gelmeyecek bir şekilde giyinmektir; niyetin kendini açıkltan öldürmek değil, sadece beslenmektir. Bu hareketleri alabildiğine masum bir tavırla harfiyen yerine getirmek değil istediğin - çünkü masumluk çok kuvvetli bir terimdir - sadece en basitinden, bu "en basitinnden"in bir anlamı olabilirse eğer, istediğin şey bu hareketleri yansız, apaçık, her tür değerden özellikle de işlevsellikten kurtulmuş -çünkü işlevsellik değerlerin en kötüsü, en sinsisi, en tehlikelisidir- aşikar, gerçek, değiştirilmez bir yere bırakmaktır. okuyorsun, giyiniksin, yiyiyorsun, uyuyorsun, yürüyorsun demek dışında birer hareket olmasın; birer kanıt, birer değiş tokuş aracı değil.

uyuyan adam / syf 48

Cuma, Temmuz 28, 2017

yaz kitapları

kafa dağıtayım ve yaz moduna geçeyim diye pek yapmadığım kadar çok sayıda bilmediğim isimlerden kitaplar aldım. ah o eski üniversite günlerim. yazardan yazara zıplamayı pek özlemişim. gerçi tek bira içilmeyeceği gibi bir yazarın tek kitabını okumayı da sevmem; en az iki.

metis ve ayrıntı'nın kendi sitelerindeki özel indirimler de yol gösterici oldu, hoyratça kitap seçtim ne çıkarsa bahtıma diye. ama daha ilk denemede, julian barnes beni fazlasıyla vurdu. yabancı yazar konusunda, klasikler dışında pek iyi değilim. çağdaş edebiyat ve çeviri konusunda biraz temkinliydim. bu adımlar iyi gelecek.

edebiyatla bağımı koparmam diğerleri gibi bir insan olmamın ilk adımıydı. belki yeniden kendime gelebilirim; hala oradaysam.

georges perec, david lodge ve arthur phillips'le beraber uzun ağustos başlayacak.

Pazartesi, Temmuz 17, 2017

uçurumun kenarında

uçurumun kenarında dolaştığımın farkındaydım ama aşağı bakmamaya çalıştım, hiç içime bakacak halim yoktu, içim boştu. bu seferki uçurum, devlet, hukuk, pasaport, savcılık gibi hiç de romantik olmayan, laf salatasıyla doldurup atlayamayacağım gerçeklikteydi, yani can sıkıcı. karanlık ormanda seke seke gezinen az çocuğu saflığında kalıyorum bu gerçeklik karşısında. gerçek hayata yaklaştığımı düşünsem de daha çok uzakmışım, iyice ittirdiler böylece dibine kadar. geri dönüş var mı buradan? yoksa hep düştüm düşeceğim kaygısıyla dengemi bulmaya çalışırken elimi kolumu mu sallayacağım? uzaktan geçen gemiler görürler mi bu el sallamaları? uzaktakiler kendi dertleriyle meşgul, gemi su alıyor. kenarda köşede olsak da hala ayaklarımız karada.

Perşembe, Nisan 06, 2017

İçerisi hala soğuk ve tek derdim kendimim.

Dışarıda hava ısınırken henüz duvarlardan içeri sıcak girmiyor. İçerisi hala soğuk. Beynimin buzları erimedi. İleride krater gölü olacak yerler hala dolu dolu, buz. Arada altları kaşınsa da yerleri sağlam. Verdikleri hasar hissedilir düzeyde. Müthiş bir telaş ve sorun çıkacak hissi. Kendimi kendime savunma verirken yakalıyorum kimi zaman, ya da uykusuzluk anlarında konu konuyu açarken nerelere gidiyorum bir bilsen. Dünya turu oluyor göz kapaklarım. Göz açtırmıyorum onlara. Tanımadan geçip gidiyorum eskileri. Yeni baştan açıp kapatıyorum defterleri. Yeni baskı yapıyor dertlerim. Yeni bir kapakla piyasaya sürüyorum kendimi. Her gün daha da kalınlaşan derimle koruyorum içimi. Gergedan derim güneş geçirmiyor. Buzullarım kraterleşiyor. Kendimi kendime yeniden satıyorum. Tek alıcım kendimim. Satmayan kitapların efendisi. Tek derdim kendimim. Kapanmayan dertlerin kederi.