Çarşamba, Haziran 13, 2018

yalçın tosun / onat'ın odası

"o odada bir şey olmuştu hissediyordum, ama ne olduğunu çıkaramıyordum. bir şey olmuştu ve bundan sonra sanki hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı. içimde bir yerlerde daha önce hissetmediğim, coşkuyla karışık ince bir acı vardı. Zevk veren, küçük ve bir an önce soyulması gereken bir yara kabuğu kendisini kaşımamı, kurcalamamı hatta kanatmamı istiyordu. (...) sanki o zaman bir şeyler tam olması gerektiği gibi olacaktı, bu benden kurtulup aradığım öteki bene kavuşacaktım. bu olabilirdi, inanıyordum. Ama bir yanım burada, Onat'ın odasında kalarak uyumaya çalışmamı söylüyordu. uykuya dalmadan önce neden buraya geldiğimi, onun neden ya da nasıl bu kadar değişebildiğini, hayatımda her leyin mümkün olabileceği hissinin bir anda içime nasıl giriverdiğini ve sonunda sersem gibi neden ağladığımı rahat rahat düşünebilir ve belki bir sonuca varabilirdim." (peruk gibi hüzünlü/onat'ın odası/syf. 72)

Cuma, Haziran 08, 2018

Pek konuştuğum yok bu aralar, konuşma fırsatı olunca arayı kapatmak için fazla konuşuyorum gibi geliyor. Ağzımı çok sık açmadığımdan kelimeler ancak dişlerimin arasından yer bulabiliyor çıkmaya; rahat çıksınlar diye fazla açılınca da dökülüyorlar.

Sınav kağıtları, biraz kitap, biraz müzik, yaz kitapları için araştırma, biraz düşünme ve kahveyle birlikte sessizlik arayışı... Uzun süredir dinlemediğim şarkıları hatırlamak istedim. Kimi öğrencilerin ziyaretleri ve sözleri mutlu etti. Bir de ilk baskı kitap hediyesi aldım, ilk kez.

Yaz aylarının gelişi, parasızlık hissini artırıyor. Doyasıya ve umarsızca içtiğimiz günleri özlüyorum. Şimdilerde neredeyse çakırkeyf bile olmuyorum. Boşluğun içinde dalgalanmayalı çok oldu. O yüzden öylece durup boşluğa bakmak bile iyi geliyor. O anda bir şey düşünmediğim için.

Olmak istediğimden çok uzakta bir adam olarak elimdekiyle iyi geçinmeye çalışıyorum.

Çarşamba, Mayıs 09, 2018

ayfer tunç/aşıklar delidir

"Uçsuz bucaksız kumsal bomboştu. İkimizden başka kimse yoktu. O sıcak ve kalabalık yazdan ne bir şezlong ne bir şemsiye kalmıştı. (...) Dünyanın sürekli uğuldayan bir yer olduğunu hatırlatan dalgaların ve kışın geldiğini haber veren sert rüzgarın sesi sayılmazsa derin bir sessizliğin içindeydik. Öylesine yalnızdık ki ve ikimizdik ki sanki bütün dünya çok eğlenceli bir partiye gitmişti de biz davet edilmemiş gibiydik. Zaten biz ne zaman ikimiz olsak dünya bizi terk etmiş, kimse bizi aralarında istememiş gibi oluyorduk. Birbirinin acı dolu bedenleriyle yetinen iki yoksul aşık, aşık olduğunu bilmeyen ve bilmek istemeyen." (Ayfer Tunç / aşıklar delidir ya da yazı tura, syf. 187-188).

Pazartesi, Nisan 30, 2018

uğultu

Buralardan geliyorum aslında diye düşündüm kenarda duvara yaslanmış dururken; ışıklar, renkler, sahne önü ve arkası, gürültü ve kulak uğultusu. Şimdi kenara çekilmiş olsam da, kenarda köşede kalsam da oralarda buldum bir şeyleri, bulundum ve görüldüm. Işık başka yana dönük ve karanlıktayım; ama bu yok olduğum anlamına gelmiyor.  Arada bir yokluyorum sağımı solumu, varım; daralsam da. Yanımda yöremde az kişi kaldığının da farkındayım, herkes ışığa bakıyor ya da dönüyor, malum. Onlara kızamıyorum, kimseyi karanlıkta kalmaya ikna edemem. Yine de iyi kötü ayaktayım. Kitaplar, müzikler, fikirler, cümleler ve yazılar arasında bir yerlerdeyim. Boşluğun etrafını öylece dolduruyorum. Eşim ve kızım, tamamlıyor çemberi. Buralarda, sizden uzakta, ışığın tersi yönde yaşam devam ediyor. Bağrış çağrış duyuluyor merak etmeyin, sesleriniz geliyor ve bizi yakalıyor. Sizden kaçmak mümkün değil. Kaçacak bir yerimiz de yok. Duvara yaslandık duruyoruz. Duvarın bir figürü oluyoruz belki de yavaşça. Duvarın bir tuğlası. Bizi burada karanlığa gömdüğünüz yetmiyor gibi bir de duvarın içine itiyorsunuz. Acımasızsınız. Yine de biliyoruz nereden geldiğimizi ve oralarda neler olduğunu. Artık ayakta ya da oturarak değil ayaklarımı uzatarak bir şeyler içtiğim için şanslı sayıyorum kendimi. Gelip karşımda çalıp söyleyecek kimse olmasa da gözlerimi kapatınca o konserler hala gözümün önünde. Gürültü ve kulak uğultusu değil anıların uğultusu içimde.

Çarşamba, Şubat 28, 2018

Delinin Yıldızı/Kadıköy

2017 sonlarında çıkan albümlerden Vega'nınkini (Delinin Yıldızı) Kesmeşeker'den (Kadıköy) daha çok tuttuğumu söylemeliyim. Kayıtlar ve düzenlemeler açısından daha iyi bir albüm olmuş. Delinin Yıldızı, Hafif Müzikteki çizgiyi devam ettiriyor belki bu açıdan avantajlı. Kadıköy'de ise yeni denemeler var; belki onları oturtmak zaman alacak. Bir anda Kesmeşeker'in en iyi albümlerine arasına girmedi benim için; Kum'un liderliği o konuda devam ediyor. Sözler konusunda Cenk Taner hala üstün olsa da sanki grup olarak yapılan işler de diğer başka detaylar öne çıkıyor. Daha önce MŞŞ'nin, Demirhan Baylan'ın, Veys Çolak'ın katkıları yadsınamazdı. Bu kez bu katkılar az kalmış gibi duruyor. Vega'da ise özellikle davul kayıtlarındaki bilgisayar etkisi kulakları tırmalıyor bir parça. Albümlerde her zaman hit olacak şarkıları değil de (bu grupların hit şarkısı olmaz gerçi) arkada kalmış şarkıları bulup çıkarmaya çalışırım. Huyum kurusun. İki albüm de son düzlükte, son şarkılara doğru sanki daha çok zirveye çıkıyor. Delinin Yıldızı, Man-yak-lar ile Ve Tekrar'da; Kadıköy, Dahi Çocukları Düşlerinden Vururlar'la başlayan son üç şarkı da aynı özelliğe sahip. Ama albümün en iyisi Şeyler Arasında havası veren Kadıköy'de Çok Güzel Solduk Biz.

Perşembe, Ocak 18, 2018

şöyle bir bakacak olursak geçmişe; hevesliydim, öğrenci kulübü yönettim, dergi çıkardım, yazılar yazdım,  insanlarla konuşmaya inandım, duvara yazılar astım, fanzin çıkarttım, siyah ve beyazdım, nettim, mesaj vermek istedim, fotokopiciler ikinci evimizdi, makinelerin sıcaklığında ısındım, gruplar kurdum, insanları bağladım, insanları ağırladım, yazılar yazdım (söylemiş miydim?) müzik gruplarının peşine düştüm, fan oldum, sahne ışığı, bira satışı, kulüp kurdum, imza aldım, sarıldım, konserleri takip ettim, beş bin kişiyle omuz omuzaydım, sıcaktı, yoruldum, uykum geldi, insanlarla konuşmaya inancımı kaybetmeye başlamıştım, yazılar yazdım (orasını biliyoruz) trenlere bindim, uzun uzun yollara düştüm, insanlar etrafımdaydı, konuşmadım, seyrettim, dinledim, dinlenmedim, kendi başımaydım, başka binler de oldu, misafirlerim oldu, ev sahipliğim ve konukluklarım, kafam iyi oldu, kötü oldu, iyi kötü yaşıyordum, gezip dolaştım, otobüs koltuklarında ısındım, vagonlarda terledim, uçaklara yetiştim, dinlenme tesislerinde üşüdüm, şehirler, sokaklar, iki kişiydik, çok kişiydik, pankart astım, taşıdım, taşındım, çoğaldık, üç olduk, sabitlendik, yoruldum, uykum geldi, uyuyamadım, yazı yazamaz oldum (orasını yeni öğrendik) insanlara dair umudumu yitirdim, hayalkırıklığı şapkamda bir tüy oldu. şöyle bir bakacak olursak geleceğe; tüm hevesim kaçtı. (orası burası).

Pazar, Aralık 31, 2017

muhasebe #17

havaalanında polisin pasaportuma el koyması dışında iyi bir yıldı asılında, demek isterdim ama değil tabii ki o dip noktaydı belki ya da zirveydi, du bakalım daha neler olacak sorusu sormaya mecalim kalmamıştı çünkü. savcı odası da sıkça girdiğimiz bir yer değil. geri aldık küçük kitapçığı ama artık daha yaşlıydım. küçük kitapta daha neler yazılıydı? rüya'nın krizleri, dertleriyle beraber kendimizinkini pek önemseyemediğimiz zamanlardı. yorulduk. kızdık ve sıkıldık. daha da yorulabiliriz. alıştık mı? hayata ne kadar alıştıysak... çocuk şaşkınlığını kaydedip olan bitene şaşırmaktan ziyade onları kanıksadığımız için büyümüş sayılıyoruz. kötülüğün çocuksu değil bildiğin yetişmiş bir hal almasıyla karşılaşıyorsun. bu kadar yoğun saldırı altında başka bir dünya hayali de kurulmuyor. sadece savunma yapabiliyorsun. omuzlar da omuzmuş ha; yüklendikçe yüklendi, dizler titriyor altta. korkudan ve mecalsizlikten. uzun bir yaz tatilinde kendimi dinlerken, sıcaktan patlarken, rüyayı uyutmak için sokak aralarında turlarken, kendi rüyalarım var mı diye sorarken, en azından vega ve kesmeşeker albümleriyle avunduk. onlar da beni uyuttu. geçmişe götürüp getirdi. geldiğim yerden memnun değildim.  iyi okudum bu yaz. başkalarının hayalkırıklıkları, can sıkıntıları ve anılarıyla kendimi unuttum. kendimi hatırladığımda pek iyi değildim. bir kez tek, bir kez de ebruyla sinemaya gidebildim. yıllar sonra konsere gittik, yıl biterken iki kez hem de; pinhani ve hüsnü arkan; buralara gelmesi beklenmeyen-belki de buralara gelebilecek nadir kişiler. yerel takımızın maçlarına gittim bir iki kez, demirspor'u statta izlemeyişin 3. ya 4. yılı olacak. kalabalıklardan uzak, iyi mi kötü mü bilinmez bir rutinde sıkışıp kaldık. başkaları uzaktayken iyidir. dertler de... yaklaştığım zaman neler olacağını kestiremiyorum. neden bu işleri beceremediğimi anlamış değilim? diğer kocaman yetişkinlerle pek iyi değilim. diğer kocaman kötülüklerle baş edebilmiş değilim. ya onlar kadar kötü ya da onlar kadar kocaman olmalıyım. ikisi birlikte olursa zaten ben değilim artık. kendi olmak çok zor. belki de bir yanlışta ısrar ediyorumdur. yanlış bir hayatı doğru yaşamak... büyümeyi beceremeden büyümek. şarkıda dediği gibi, çöldeki denizci sıkıntısı. buralar eskiden okyanustu avuntusu. içim eskiden zengindi, mirasyedi. içim dışıma çıktı artık. deniz bitti.