Perşembe, Temmuz 19, 2018

Platonov/Çukur

"Çiklin, uyuyanların ortasında oturmuş susKunca ömür sürüyordu; kimileyin sessizlikte oturup görünürde ne varsa gözlemlemeyi severdi. Düşünmek zor gelirdi ona ve bundan pek müteessirdi - ister istemez hissettiği ve içi sıra heyecanlandığıyla kalırdı. Ne kadar uzun süre oturursa hüzün o kadar kabarırdı hareketsizlikten, o yüzden Çiklin ayağa kalktı ve elleriyle barakanın duvarına dayandı, yeter ki bir şeyi itsin, kıpırdasın. Uyumayı hiç istemiyordu- aksine ... kırlara çıkıp çeşitli kızlar ve insanlarla dalların altında oynamak isterdi şimdi". Syf 46

Pazartesi, Temmuz 16, 2018

yaz okumaları '18

Bu yazın ilk düzlüğünde kitaplarla aram iyiydi. Aradaki açığı kapama isteği midir yoksa mesleki deformasyonla tarama okuması yapmaktan mı bilmiyorum, edebi okumalar konusunda yaza hızlı bir giriş yaptım. Geçen yaz olduğu gibi Metis ve Ayrıntı'nın kendi sitelerinden almıştım kitapları. Daha önce Ola Bauer/Acemi Pezevenk ve Peter Carey/Bir Sahtekar Olarak Hayatım'dan pasajlar eklemiştim; aşağıda bulmak mümkün, diğerlerini de yavaş yavaş ekleyeceğim. Bauer ve Carey'nin kitaplarına notlarım 3/5.

Bauer'inki bir üçlemenin parçası, kitabın başlarında denizci olan kahramanımızın sormadan Paris'te başladığı yeni hayat ve bu hayata adaptasyon çabası anlatılıyor.  Oldukça kısa cümlelerle anlatılan gerçekçi bir hikaye.  Carey'de ise takip etmesi daha zor bir kurgu var. Anlatıcının kurguları mı yoksa yaşanan bir olay mı kestiremiyorsunuz ki zaten mevzu da biraz buna odaklı; yaratılmış mı yoksa gerçekten var mı bilinmeyen bir karakterin hatıraları üzerinden edebi eserler dair bir tartışma.

Ricardo Piglia/Suni Teneffüs (2,5/5), Andrei Platonov/Çukur (4/5), Umut Dağıstan/Boşluğun Sesi (2,5/5), Serdar Rifat Kırkoğlu/Dalgalar (2,5/5) okuduğum diğer kitaplar. Tabii burada Çukur'un klasik sayılabilecek özellikleriyle yeri ayrı. Alıntılanacak çok yeri var. Sovyetlerin yeni bir sistem ve insan yaratma isteğine dair erken tarihli bir ironik bir eleştiri; zaten kitap yazıldığı dönemden çok sonra yayınlanabilmiş. Açıp tekrar okunacak kitaplardan...

Suni Teneffüs'ü Latin Amerika'ya da dair bir şeyler okumak için seçmiştim ama daha çok edebiyat ve felsefe tartışmaları içinde geçiyor. Piglia, Arjantin edebiyatıyla başlayıp daha genel meselelere doru yola çıkıyor. Anlatıcının sıklıkla değiştiği, farklı kişilerin başrole geçtiği ve uzun cümleleriyle, diyalogların ve alıntıların birbirine karıştığı bir metin.

Yerli kitaplardan Boşluğun Sesi'nde Umut Dağıstan Türkiye için klasikleşmiş cinsellik ve kaçamaklarla bezenmiş bir yerel aile hikayesi anlatıyor; dil ve akıcılık iyiydi ama konu yaratıcı değildi. Yine de yeni bir kitabını daha okumak isterim yazarın.

Dalgalar'da Kırkoğlu, edebi eserlerle geçmişindeki yoğun ilişkisini bence gösterememiş ve yine bilindik bir aşk-kafa karışıklığı hikayesine yerleştirdiği İstanbullu küçük burjuva hayatına dair kesitler sunmuş.  Kötü değil ama Ayrıntı'dan çıkmış bir kitap için beklediğimin altında.

Salı, Temmuz 10, 2018

Peter Carey / Bir Sahtekar Olarak Hayatım

Yaz okumaları, devam. Takip etmek, neyin kimi anlattığını oturtmak zordu ama hikaye ilginçti. Gerçekten olup olmadığı belli olmasa da bir şairin başka bir karakter yaratarak ünlü olduğu iddiası.

"Ne berbat bir şey bu, Christopher, bu noktaya gelmek.
Ölümün hepimize geldiğini söyledim.
Hayır, hayır. Şu lanet hayatım boyunca bir sanat eseri yaratmaya çalıştım. Ve şimdi sonum gelince, onu verecek yalnızca sen varsın. Eski düşmanım.
....
Bu ne?
Onu yok etmeyeceğine yemin et, dedi.
Kitabın adını taşıyan ilk sayfasında o yırtıcı, alaycı, iğneleyici başlığı gördüm: Bir Sahtekar Olarak Hayatım.
Onu yakmayacağına yemin et .
Bu nedir?
İnsan ruhu, dedi.
Kendi kendiyle alay ettiğini sandım. Ne bekliyordum ki? Elbette sanat değildi.
Yemin ediyorum, dedim ona, buna hiçbir şekilde zarar vermeyeceğime yemin ediyorum.
Gerçeği söylüyordum. Bir paranoyak şizofrenin sabuklamaları da olsa -ki tam da öyle düşünüyordum- onu muhafaza edecektim." Syf 226.

Perşembe, Haziran 28, 2018

Ola Bauer

Yaz okumalarına Ola Bauer-Acemi Pezevenk (Magenta) ile başladım.

"kötü yalancılar her zaman gerçeği anlattıklarının altını çizerlerdi. iyi yalancılar bunu yapmazlardı. yapamazlardı. iyi yalancılar birlikte olmaktan hoşlanmazlardı. onların kendi kodları ve sinyalleri vardı. yalnızca anlatıcının kulağına ulaşan kısık, köpek düdüğü gibi bir gülüş anlatıcıya sipere yatması gerektiğini; çünkü orada sıradan , geçeği arayan, ortalama insandan daha fazlasını isteyen, kendisine benzer birinin bulunduğunu anlatırdı. Tom kendini bildi bileli yalanlara bayılırdı. Onu yalanlar ayakta tutuyordu. İnsanların sırtı dik bir ahlak yasasıyla tepeden tırnağa içine büründükleri dinsel bir totemle dolaştıklarını görmüştü. Eğer gerçeği söylerlerse her şeyin iyi gideceğine inanıyorlardı. Tom da denemişti bunu. Batağa gömülmüştü. Dürüstlükte ölüm tehlikesi vardı, çünkü yolun sonuna kadar dayanmıyordu." syf 78. 

Çarşamba, Haziran 13, 2018

yalçın tosun / onat'ın odası

"o odada bir şey olmuştu hissediyordum, ama ne olduğunu çıkaramıyordum. bir şey olmuştu ve bundan sonra sanki hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı. içimde bir yerlerde daha önce hissetmediğim, coşkuyla karışık ince bir acı vardı. Zevk veren, küçük ve bir an önce soyulması gereken bir yara kabuğu kendisini kaşımamı, kurcalamamı hatta kanatmamı istiyordu. (...) sanki o zaman bir şeyler tam olması gerektiği gibi olacaktı, bu benden kurtulup aradığım öteki bene kavuşacaktım. bu olabilirdi, inanıyordum. Ama bir yanım burada, Onat'ın odasında kalarak uyumaya çalışmamı söylüyordu. uykuya dalmadan önce neden buraya geldiğimi, onun neden ya da nasıl bu kadar değişebildiğini, hayatımda her leyin mümkün olabileceği hissinin bir anda içime nasıl giriverdiğini ve sonunda sersem gibi neden ağladığımı rahat rahat düşünebilir ve belki bir sonuca varabilirdim." (peruk gibi hüzünlü/onat'ın odası/syf. 72)

Cuma, Haziran 08, 2018

Pek konuştuğum yok bu aralar, konuşma fırsatı olunca arayı kapatmak için fazla konuşuyorum gibi geliyor. Ağzımı çok sık açmadığımdan kelimeler ancak dişlerimin arasından yer bulabiliyor çıkmaya; rahat çıksınlar diye fazla açılınca da dökülüyorlar.

Sınav kağıtları, biraz kitap, biraz müzik, yaz kitapları için araştırma, biraz düşünme ve kahveyle birlikte sessizlik arayışı... Uzun süredir dinlemediğim şarkıları hatırlamak istedim. Kimi öğrencilerin ziyaretleri ve sözleri mutlu etti. Bir de ilk baskı kitap hediyesi aldım, ilk kez.

Yaz aylarının gelişi, parasızlık hissini artırıyor. Doyasıya ve umarsızca içtiğimiz günleri özlüyorum. Şimdilerde neredeyse çakırkeyf bile olmuyorum. Boşluğun içinde dalgalanmayalı çok oldu. O yüzden öylece durup boşluğa bakmak bile iyi geliyor. O anda bir şey düşünmediğim için.

Olmak istediğimden çok uzakta bir adam olarak elimdekiyle iyi geçinmeye çalışıyorum.

Çarşamba, Mayıs 09, 2018

ayfer tunç/aşıklar delidir

"Uçsuz bucaksız kumsal bomboştu. İkimizden başka kimse yoktu. O sıcak ve kalabalık yazdan ne bir şezlong ne bir şemsiye kalmıştı. (...) Dünyanın sürekli uğuldayan bir yer olduğunu hatırlatan dalgaların ve kışın geldiğini haber veren sert rüzgarın sesi sayılmazsa derin bir sessizliğin içindeydik. Öylesine yalnızdık ki ve ikimizdik ki sanki bütün dünya çok eğlenceli bir partiye gitmişti de biz davet edilmemiş gibiydik. Zaten biz ne zaman ikimiz olsak dünya bizi terk etmiş, kimse bizi aralarında istememiş gibi oluyorduk. Birbirinin acı dolu bedenleriyle yetinen iki yoksul aşık, aşık olduğunu bilmeyen ve bilmek istemeyen." (Ayfer Tunç / aşıklar delidir ya da yazı tura, syf. 187-188).