Kayıtlar

Daha dün bamya dikeniyle uğraşıyordum, bugün kitap tozuna geri döndüm; farklı hayatlar arasında geçişlere devam. Önce Torosların bir ucundan diğerine ağır aksak dura kalka yolculuk; sonra pastoral hayatta ben de varım denemeleri. Önce maviliklere sonra kırmızı toprağa bulanma. Önce tüketim sonra üretim. İkisi arasında, ikilikler arasında, ikilemler arasında bir dengeyi tutturabilmek hayatın zor kısmı.

Bir süre çeviri kitap-yabancı yazarlarla ilişki kurduktan sonra Türkçe yazarlara geri döndüm. Akif Kurtuluş ve Behçet Çelik okudum. Dönüş yolunda geçen seneki rutinin aynısını yapıp yol için klasiklerden bir tane seçtim; Çehov-Hayatım'la yola devam ediyorum.

Okulda oda değişikliği yapıldı ve her taşınma gibi yine eski defterler karıştırıldı; anılara sövüldü, anılara gülündü ama bunlar hep pasif formda yapıldı. İçimden sessizce övdüm ve kınadım kendimi. Bir kısımını da buraya aktarıyorum işte. Kusura bamya...
Horst ve grabenler arasında dikine dikine gidiyorum hayatın; ileri! Geri gidip değiştirebilecek şeyler var mı? Öyle bir şansım olsa onu da yanlış yapma ihtimalim yüksek. Bırak dağınık kalsın. Daha önce yazdığım gibi elimden gelen bu. Yapacaklarımın en iyisini yaptım. Şimdi beklemedeyim. Biri bitip diğeri yeniden başlarken. Hayatlarımız başkalarının parmak uçlarındayken, kendi uçlarımı keşfediyorum. Yeni bir noktaya gidip geri geliyorum. Işık ışını gibi karanlıkta kayboluyorum.

Başka kayıplar da var. Arkadaşımın babasının vefatı. Başkaları da var. Bunu hatırlamak gerekli sürekli.

Bugün

Bugün Alsancak'a gittim, vapura bindim, insanlara baktım, kötü haber almadım, iyi haber buydu, müşteriler dışında tuvalete giriş 5 tl yazılarını gördüm, eski pencere çerçevelerine ve yıkılacak bina içlerine çizilmiş grafititelere duygulandım; söyleyeceklerim buydu.

Videolar

Youtube'ta videolar yayınlamaya devam ediyorum; çoğunlukla kitap tanıtımı, arada memleket esintisi.

www.youtube/yavuzy

Yolculuk öncesi

Kafamdaki kargaşayı adana otogarında görmek mümkün; mahşerin kopyası, her çeşit ses ve gürültü, mizaç ve mizah, korku ve gerginlik. Biliyorum bunları bir yerden.

Sessiz ve karanlık odalardan dağ başına geçtim, acaba sonum burası mı diye içim içimi yiyerek, toprağa akın olmanın verdiği sağaltım. Rana Dasgupta'nın Solo'sunu okuyorum bir yandan, yine yaşlılıktan geçmişe yolculuk hikayesi. Ben de kendimi nasıl heba ettiğimi izliyorum çeşitli anılarda, nelere cesaret edemeyip nelerden kaçtığımı, kimleri kırıp neleri döktüğümü. Kendime haksızlık etmeye devam. Sırtımı sıvazlasın diye ancak annemin yanına gelebildim. Pek arayıp soranım yok. Ne desinler, onların söyleyeceklerini ben kendime söylüyorum. Kendimden başkasını düşünemiyorum. Ama düşünmeliyim. Etrafta dertlenecek çok şey var. Kendimden biliyorum. Şaka şaka, hiç bir şey bildiğim yok. Uzun bir yolculuk öncesi kendi kendime konuşuyorum. İnsanları pek sevmiyorum ama kendi kendime de sıkılıyorum bazen.

tekrar

Hayatın çeşitli dönemlerinde sıkça olan bekleyişlerden birine daha imza atıyorum bugünlerde ve biliyorum ki "beklemek, gövde kazanması zamanın". O gövde de beni eziyor. Bu ezilmenin nedeni kafamda uydurduğum senaryolar ve kurduğum denklemler. Aslında bu hünerimi daha kurgusal işlere verseydim şimdiden hikayeler yazmaya başlamıştım. Kendime her gün yüzlerce kez tekrarladığım ve bir şaman büyücüsü gibi görev edindiğim tekerlemelerim, önceki yaşananlar, beni hem rahatlatıyor hem gerekiyor. "Daha önce de şöyle olmuştu, şimdi de böyle olacak" . Buradan şairane bir iş çıkmayacak; hayatın rutini içinde kaybolup gideceğiz. Kendimi hırpalamaya değmez.

Tespit

Kendime dair en iyi tespitim şu (burası kişisel bir blog, değil mi?) : eğer ben mütevazı olup azla yetinirsem hayatın beni ödüllendireceğini düşündüm. Dengeyi o kuracaktı. Ben azı kabul edecektim, o çoğaltacaktı. Ben kötüyü kabul edecektim, o iyiyi verecekti. Ben sıradanı nasiplenecektim, o gökyüzünden yıldızlar indirecekti. Ben istemem diyecektim, o yan cebime koyacaktı. Denge vardı, değil mi? Denge olmalıydı.

Olmadı. İşte bu olmadı. Denge kurulamadı. Ben üstüme düşeni yaptım. Ama bence beklediğim hediyeleri alamadım. Hala beklemeli miyim bilmiyorum. 35inden sonra bu iş değişir mi? Bu denge kurulur mu? Daha fazlası için kavga mı etmeliyim? Ben ancak kendimi dövmeyi öğrendim.