Pazartesi, Kasım 05, 2018

hesap kitap

Boş duvarda takılı gözler ve bir muhasebe hesabı: 100 kaya hesabı kalbime; 200 kankalar hesabı beynime yazılsın. Girdiler ve çıktılar, gelenler ve gidenler, yatanlar ve çekilenler yerli yerine gelsin. Çekilip giden kanımın hesabını sonra vereceğim. Önce akanlar: nereye? Hüzünlü bir taşra sonbaharına, dökülüp giden yapraklara... Gelecekler mi geri? Yeniden olacak mı? Yeniden insan olabilecek miyim? Yatıp gidenler hesaba, kafalarına kadar çekmişler yorganı. Görünmüyor. Burada bir insanın hayatından kesitler sunulmakta. Farklı bir şey akla gelmesin. Kurguyla gerçek karışmış değil. Sadece olan biten anlatılıyor. Çıkan kısmın özeti sunuluyor. Sonuç: olan ve olmak istenen arasındaki açık büyüyor, hesaplarım tutmuyor.

Cuma, Ekim 05, 2018

patika

Evin önünden geçip giden ve ileri doğru uzayan bir toprak patika var. Bir tarafı hala bahçe, ağaçlar ve yeşillik, diğer tarafı koca binaların önünde onu taklit eden küçük bir çimenlik. Tam anlamıyla bir vaha. O sol taraftaki bahçeye ne zaman kazma vuracaklar endişesindeyiz. Toprak patika/yol romantizmi, iki tarafta arasındaki sıkışmışlık, tabii ki hemen kendime döndürüp kullandığım bir metafor. Zaten kendimden bahsetmiyor muyum burada? Biraz benden bahseden kim kaldı? Yolun üzerine asfaltı döküp, bahçeye de inşaata başladıklarında, hıh tam bana benzedi diyeceğim. Eskilerden kalan bir esinti... Üşütük. Kim kaldı eskilerden? Ben ve metaforlarım, anaforlarım. Dönüp durduğum dalgalarım. Patikanın çıktığı yerde kesemedikleri ceviz ağacı. O zaten başlı başına şarkı. Yolun beri yanında, bizim tarafımızda da ceviz ağacı var.  İki sınır işareti. Arada kavaklar ve bir yıkıntı. Büyük ihtimalle eski bir bahçe evi. Eskilerden kaçıp gelinen, belki hangi işlerin döndüğü, belki hiç bir şey yapmayıp oturulan. Ne kaldı eskilerden? Ödenmiş faturalar, krediler ve can sıkıntısı.

Cuma, Eylül 07, 2018

kitaplar-devam

Ernest Hemingway-Klimanjaro'nun Karları ile klasiklere devam ettikten sonra yaz başında aldığım ama şans eseri okuma sırası sona kalan Elizabeth Harrower'ın Gözetleme Kulesi'ni okuyorum. Hemingway'in bedeni yaralı kahramanlarıyla Harrower'ın ruhu yaralı kahramanları arasında bağlantı kurabilirim. Aslında varoluşsal meseleler, kendi arayan insanlardan edebi anlamda sıkıldım; kendimden sıkıldığım gibi. O durum, zaten bir şey üretebilmenin temeli gibi, bunun üstüne çıkabilmek önemli. Bu temelin üstüne başka bir şeyler koyabilenleri beğeniyorum artık. Edebiyatta başka konular, farklı olaylar ilgimi çekiyor ki bu yazki kitaplar aslında bu açığımı kapattı. Kaçıp gidemeyip burada kalmış, kalakalmış, yaralanmış beden ve ruhlardan, karamsarlıktan başka bir şey yansıdığı zaman daha iyi oluyor o metin. Ayhan Geçgin'in Son Adım'ında da yine benzer bir yaralı hal, çekip gidememe, gidince de neyle karşılaştığını bilememe durumları vardı. Yani bir mevzunun içinde yer almalı karakterler; o vakit ona adapte olmak kolaylaşıyor.  Hiç kurgu üretemeyen benim için de ilham verici oluyor bir yandan. Ruh halinin sıkıntısı bir akışın içinde olduğunda çekilir oluyor. Akıp gidemeyen, gittiğinde korkan veya sıkılan, öyle olmasını istememe rağmen olumsuz olasılıklara meyleden benim için kitaplar gerçekten en önemli yardımcı hala.

Cumartesi, Ağustos 25, 2018

geçmiş ışıklar

Yıldızların altında, dağ başında, yıldızımın parlayacağı günleri beklerken bana gelen ışıkların çok eskilerden olduğunu biliyordum. Geçmişin parlak anları beliriyordu aslında önümde. En güzel günlermiş; geleceğim, kayan yıldızlardan biri olma ihtimalinde. Kurgularla aram metinleri kurgularken iyi değil. Her zaman gerçeğe yakın oldum, tersini istesem de. Bamya ya da salatalık toplarken batan dikenlerle o gerçeği hissettim. Elimi uzattığımda hep oradaydılar, beni hoş karşılamadı geleceğim.

Aslında farklı hayatlar arasında salındım, tercih yapma şansım çoktu. Tercihlerimi yaşıyorum. Bu kadar geniş marjda dolanmak şizofrenik salınımlar yarattı, durumlara adapte olma yeteneği dengede kalmak kadar sürekli tedirgin kalmayı da beraberinde getirdi. Yıldızların yanıp duran sempatiklikleri bana bir mesaj mi vermek istiyorlar sorusuna dönüştü. Bir başıma kalıp düşündüğümde, bir başıma yapabileceklerimin bu olduğuna karar verdim: Geçmişten size ışıklar getirdim.

Pazartesi, Ağustos 13, 2018

yaz geçişleri

Ayhan Geçgin'in etkileyici son adim'indan sonra klasik arası verip jack london-martin eden okudum. Kendini arayan insanin trajik sonlarına farklı zamanlardan farklı yorumlar... memleket batarken hala nefes alabildiğime şükredip biraz denizkiyisinda takıldım, kendi batışlarım sadece beni ilgilendiriyordu. karadan denize son temasları ve küçük gemilerin kendini suya atmalarını tekrarladım. Delisin. Şıpıdık terlik, tuz ve şort. Şimdi dağ başına çıkmak için uzun bir yolculuk öncesindeyim. Yaz geçişleri, sert ve derin. Farklı hayatlara temas. Deliyim.

Salı, Temmuz 24, 2018

Ayhan Geçgin/Son Adım

Oldukça etkilendim Ayhan Geçgin'in Son Adım'ından, baştaki durgunluk yavaş yavaş içine alıyor okuyanı.

 "Niçin böyleyim diye soruyorsun, neyi göremedim? Yapamadığım, beceremediğin şey ne? Böyle birine nasıl dönüştüm? Bir kötürümlük, ama kötürümlük dediğinin gerçekte ne olduğunu dahi bilmiyorsun. Bir yıkım duygusu doluyor içine. İçinde bir şeyin bozulmuş olduğunu duyuyorsun. Bozulmuş? Nasıl bozulmuş? Bir arabanın, motorun ya da bir aletin bozulması gibi mi? Yoksa bir etin bozulması gibi mi? Bozulan yer neresi?

Bunu nasıl onaracağını bilmiyorsun. Onarılabilir mi? Yoksa bu noktayı geçtin mi? Sana öyleymiş gibi geliyor: içinde bir şey onarılmayacak biçimde biçimde bozuldu." Syf 106

Perşembe, Temmuz 19, 2018

Platonov/Çukur

"Çiklin, uyuyanların ortasında oturmuş susKunca ömür sürüyordu; kimileyin sessizlikte oturup görünürde ne varsa gözlemlemeyi severdi. Düşünmek zor gelirdi ona ve bundan pek müteessirdi - ister istemez hissettiği ve içi sıra heyecanlandığıyla kalırdı. Ne kadar uzun süre oturursa hüzün o kadar kabarırdı hareketsizlikten, o yüzden Çiklin ayağa kalktı ve elleriyle barakanın duvarına dayandı, yeter ki bir şeyi itsin, kıpırdasın. Uyumayı hiç istemiyordu- aksine ... kırlara çıkıp çeşitli kızlar ve insanlarla dalların altında oynamak isterdi şimdi". Syf 46