Çarşamba, Mart 21, 2012

seninle

Yeni bir baharı karşılarken seninle, eski bir kışı bırakırken geride, ne çok mevsimi tükettik birlikte... Başkalarının evinde, misafir çarşaflarında tükettiğimiz zamanlar, üşüdük sarıldık; terledik dinlendik. Kafeler, hanlar ve sokak köşeleri... Arşın arşın, karış karış ve iniş çıkış: Pek çok şehir ve mahalle bizimle birlikte var oldu. Arkamızı döndüğümüzde yoktu. Başımızı sokacağımız bir yerimiz oldu, baş köşemize konduk. Üstümüze örttüğümüz hayatın altında birbirimize sokulduk. Kendi örtülerimize desen olduk sonra, dalgalandık ve durulduk. Yerimizde durmayalım, yine gidelim. Başkalarının evlerini, kendi evimiz yapalım. Sokaklarını arşınlayalım. Hayatımızı ölçüp biçelim, durmaksızın nefes alalım ve verelim.

Salı, Mart 13, 2012

içerisi-dışarısı dengesini tutturduğum gibi, dilsel olarak akademi-blog dengesini de kollamaya çalışıyorum. orada başka bir dil, burada başka bir dil... hızlı geçişler soru yaratıyor. hangisini daha iyi yapabildiğimi bilemiyorum. ikisinde de birbirinden parçalar bulmak daha iyi olabilirdi. keyifli bir dil oluştrmak isterdim. sıkmayan, boğmayan, okutan, sevimli... pek konuşamadığım için, yazdığım gibi bir olmak daha olası görünüyor. daha iyi bir insan olmak için daha iyi yazmak; zaten yaşamak ve yazmaktan başka bir melekem, bir özelliğim yok. hayatta kalabildiğim kadar yazmayı düşünüyorum. her ikisini de pek abartmadan, tadında bırakarak, tadından yenemyecek kadar.

Perşembe, Mart 08, 2012

Adım adım, ağır ağır, ağır aksak, kör topal, ikileye ikileye ilerleyen zaman... Günde iki kere doğruyu gösteren olaylar silsilesi içinde, o ikilerden herbirinin başka bir bütünlük içinde olduğu gerçeği. Okudum ve anladım. Hiçbirşey birbirinin aynı değil ama çok benzeri; resimdeki tek farkı bulun. Detaylar önemli.

Zaman geçiyor da büyüyoruz diye yazıyorum bunları. Tüm olan biteni teker teker mi ikişer ikişer mi dörder beşer mi deste deste mi düzinelerce mi tekrar edeceğimi bilemiyorum. Onların üçünden beşinden öğreniyorumdur zahir. Öğrendikçe daha iyi yapacağımı umuyorum. Gerçekten çabalıyorum. O iyiniyetli hisle uyuyorum. Kendime.

Kendimden bir İstanbul efendisi çıkabilir miydi? Sıradan biri olmamaya çalıştım, bunun için sıraya girip sıramın gelmesini bekledim. Gelen toplara gelişine dğeil de durup düzelterek vurdum. Düşündüm. Yanlış olabilir. Yine de çaba, çabadır. Belki bir kara buluruz diye kemiklerimi sızlattım nemli gecelerde... Damarımdaki kanla idare ettim, havadki oksijeni soludum durdum. Eldekileri iyi kullanmaya çalıştım yani. Aşama aşama ilerlemeye çalıştım, zor olsa da sabrettim. Şimdi daha az yazmaya, daha az okumaya başladıkça; diyorum ki demleniyor muyum acaba. Demliyken daha iyi yazdığım doğru ama daha iyi yaşadığımdan emin değilim. Geçen zamanın tek muhasebesini içeride, vicdanda ve sessizlikte yapıyor olabilmek, bunu bağıra çağıra duyuramamak, duyurduğunda bombok etmek, demek istediğinden başka bir şey haline getirmek, korkutuyor. Yaşamak istediğinden başka bir hayatı yaşamak gibi... Buna ne zaman karar vereceğiz? Neyi ne zaman yerine koyup bundan sonrasına bakabileceğiz? Yoksa sürekli imtihan, değelerlendirme, kritik mi geçerli?

Salı, Mart 06, 2012

"Adını titizce saklayan bir sokak buldum
Şimdi söyleyemem hangi alanın arkasında"

Adım bir sokağa verilseydi, arada bir geçer bakardım, ne olup bitiyor diye; kuytularında kimler öpüşüyor, kimler polisten kaçıp eve ekmek yetiştiriyor, kaldırımlarında kimler bekleşiyor diye. kaç ağaç var, kaç tekel bayi, kaç otobüs durağı ve kaç tane sıkılgan... Arada bir gecenin köründe tabelasını seyreder sonra kaçardım, kendimi sevdiğimden değil, sokak adlarını önemsediğimden. sayılı sokakları sevmem o yüzden, bir isim bir yer...