Cuma, Temmuz 26, 2013

tatil tatil diye diye sanki tatili öteye ittim;, öfleyip puflarken bir tüy gibi kendimden uzaklaştırdım. halbuki ben beklemeyi iyi bilirim. iyi beklerim. sonra o gelir. şimdi biraz uzaklaşmak ve başka yerlerde sıkılmak zamanı. herşeyin  üst üste ve son dakikada gelmesi, iyi mi kötü mü bilemediğm bi ton gelişmeye rağmen biraz ara vermek gerekli. kafam duracak mı bilmiyorum. çalışmayı seviyorum, kendim için çalışıyor olmak da güzel. ama ne yaptığımı, ne yapabileceğimi soracağım pek kimsem yok. yani bu oldu mu oluyor mu, ne yapmak lazım diye topu atabileceğim biri yok. varsa yoksa şahsi verkaçlar... o zaman kendimi oyundan alıp, bırakınız oynasınlar diyorum.

Perşembe, Temmuz 25, 2013

kimseye anlatmadım bunları; bilesin...


http://youtu.be/PmpQBE4-Qw0

Pazar, Temmuz 21, 2013

Böyle suskunluk zamanlarında, konuşulmayan kelimeler içeride yeni doğacak kelimeleri de boğuyor. zaten yeteri kadar sayım yok onlar da birbirini tüketiyor. Konuşkan değilimdir;  çoğu zaman konuşma isteği dahi duymam, ama bazen arayı kapatmak için boş konuştuğum oluyor. Kendini aradan kurtaran bazı kelimeler yeni bir sessizlik-suskunluk döngüsüne kapılmamak için aradan çakıp kurtulmak istiyor olabilir o anlarda. Susarken gelecek diğer kelimeleri de yok ettiğimi düşündüğüm için bazen kendi kendime konuşup ses tellerini çalıştırmaya çabalıyorum. O zamanlarda da sanki geçen zamanda yeni bir ses edinmişim gibi şaşırıyorum.

Cumartesi, Temmuz 20, 2013

Okuduklarımın etkisi

Gelen öneri üzerine Brautigan'a ve İskenderiye Dörtlüsü'ne başladım. Yeniden çeviri edebiyat, sıcak yaz kitaplarına merhaba! Gelmeyecek sandığım yazın beni sarıp sarmalamasıyla aslında istediğim herşeye kavuştuğumu bir kez daha hissettim. İstediğim he şey benimle! Aklımdan geçenler daha dikkat etmeliyim. Okuduklarımın etkisinde daha az kalmalıyım. Halbuki yaşlanıyorum ve yapabileceklerimin sayısı azalıyor. Her nefes beni yetersizliğime yaklaştırıyor. Olgunlaşmaya çalışırken yaşımın gelmesine şaşırıyorum. Baharı görmeden yaz gelip geçiyor mu? Bahar yağmurluydu ve bu bacaklarımı ağrıttı. 1 ay içinde kumlarda güneşlenirken bunun acısını çıkarabilirim tabii ki, o günler de gelecek ama o acılı günlerin hesabını kim verecek? Dizlerim, dizlerim... Yanlarım, yanlarım... Ağrıyan her yerim; ben doktorum, kendimin doktoru ve söküğümü dikecek iğne ipliğe sahibim. Ama biraz beceriksizim. Bisikletimin bile şifresini unutmuştum. Ama sonra hatırladım. Şimdi de vitesi değişmiyor şerefsizin! Bunlar hep okuduklarım yüzünden. Daha fazla Harlequin serisi beni mutluluğa yaklaştırabilirdi.

Pazartesi, Temmuz 15, 2013

"Siz de benim gibi,
Günleri
Sevgiyle isteyerek
Değil de, takvimden yaprak koparır gibi gerçek
Bir sıkıntı ve nefretle yaşadınızsa, Ankara güneşi sizin de
Uyuşturmuşsa beyninizi, Ata'nın izinde
Gütmekten başka bir kavramı olmayan
Cumhuriyet çocuğu olarak yayan,
Pis pis gezdinizse (o sıralarda adı Opera Meydanı olan)
Hergele Meydanı'nda, bu sarı ve tozlu alan
İğrendirmediyse sizi
Bir taşra çocuğu sıfatıyla özlemeyi bilmiyorsanız denizi,
Kaybettiniz (benim gibi)."

(Tutunamayanlar/Üçüncü Şarkı/273-285. mısralar/syf 124)

Cumartesi, Temmuz 13, 2013

Kahvaltıları yalnız yaptığım temmuz ayları... Hafızamın iyi olduğunu sanırdım ama artık unuttuğumu fark ettim pek çok şeyi. O yüzden hatırlatırım kendime arada bir, geçen hafta/ay/yıl bugünlerde ne yapıyordum. Yaptıklarımı yapamadıklarımı düşünürüm. Ne gerek var bilmiyorum. Beyin jimnastiği, geliştiremediğim kasların yerine mi? Bir iz bırakarak geçip gitmiş olmanın hevesi mi? Aradığını bulamamış olmanın mı üzüntüsü mü, tam da istediğim buymuş diyerek istediğin hayatı yaşamanın duası mı? Eski şarkılar, filmler içerideki şeyleri yerinden kıpırdatırken üçüncü 10 yılın başında acaba yeni bir ben mi oluyorum, yoksa yerimde mi sayıyorum? Zihinsel olarak olmasa da fiziksel olarak geriden geldiğim, yaşımı göstermediğim ortada. Böyle yavaş yavaş ilerleyerek önümüzü daha iyi analiz edebiliyoruz belki de. Önümdekilerin, çevredekilerin neleri dert ettiklerini görüp şaşırıyorum, ben de mi böyle olacağım? Farklı bir hayat yaşama şanın var mı? Tarihsel ve sosyal koşullar içinde... bla bla...

Salı, Temmuz 09, 2013

kiraz mevsiminin çalışma değil sevişme vakti olduğunu biliyordum bilmesine de gündem bizi rahat bırakmadı iki dakka dinlenelim diye. aktif bir dinlenme de diyebiliriz; gerekli meseleler üzerine düşündük taşındık. sonra gerçekten kiraz topladım. mevsim yazmış; ben de uyumadım, göreve uydum. uzun tatilin hayalini kurmuştum ama şimdilik evde sinema kanalları ile idare ediyorum. bekarlık günlerimi geçen yıldan başka bir evde geçiriyorum, işte en büyük fark. tek başıma kaldığımda kendimden sıkılıp sıkılmadığımı test ediyorum. henüz bir sonuç alamadım.