Pazartesi, Nisan 30, 2012

30 Nisan itibariyle, danışmana verilen tezden 4 aydır haber yok. Kısa haberler gelmişti; hala hayattaymış. Beklemek, terbiye edicidir. Neyse ki arada yazıp çiziyorum da kendime meşgale buluyorum. Tabii arada yenilen goller hariç... Geçmiş, geçmiştir; hesapları kapatalım: Önümüze bakalım. Geçmişle hesaplaşmaktan pek hayır gelmiyor. Önümüzdeki günler hareketli olabilir: 5 Mayıs Kesmeşeker konseri, ablanın doğumu, yaylaya gitmek hevesi, kayınvalidenin Eskişehir planları... Sonra yaz geliyor. Kısa bir tatil? Keşke kafa rahatken gidebilsek...

Cuma, Nisan 27, 2012

ruya

Dün rüyamda sayıkladım. Sanırım ilk kez oluyor. Ya da böylesi ilk kez... Biri bana "uçurumun içine bakarsan" dedi; ben de açıktan, "uçurum da senin içine bakar" dedim. O ara uyandım. E. ne oldu diye, sordu. Bişey yok dedim; felsefe yapıyoruz diyemedim. Nietzsche'nin sözüymüş.

Bugün de bir denizin içinde kıyaya bür türlü çıkamzken gördüm kendimi; açıldıkça açılıyorum ama kıyıya yaklaşınca yerde pembe pembe deniz yıldızı gibi birşeyler görüyorum; basarsam ayağıma batacak gibi, sahil çakıl taşlarıyla bir duvar olmuş, çıkamıyorum; ama açıldıkça açılıyorum-onda bi sıkıntı yok. çok açılınca da bi deniz kaplumbağasının ensemden ısırmaya çalışmasıyla uyanıyorum.

Ben eskiden böyle garip ruyalar (rüya değil) görmezdim. Arkadaşı eşi dostu ya da düşmanı görürdüm. En çok lise günlerindekileri... Öyle gelip geçerlerdi sağdan soldan. Alengirli işlere bulaşmaya başladım ruyalarda. Dipsiz kuyu.

Hocam, delirttiniz beni!

Salı, Nisan 24, 2012

yalılar ve martı

Yuşa Kalesi


Yuşa Kalesi, Anadolu Kavağı. ve bekçileri...

hancı-yolcu

geliyorlar ve gidiyorlar; boğazın hancısı ve yolcusu...

istanbul ve ankara

Bir istanbul-ankara gelgitinin sonuna geldik. Bu sefer iki yakada da sınırları zorladık. Beşiktaş-Baltalimanı yürüyüşünün gidişi iyi ama dönüşü zulümdü. Biz değil, dönüşte yürümeye mecbur bırakan İstanbul trafiği suçlu! Öte yakada Anadolukavağı ile de yeni bir noktaya daha çıpa diktik. Asıl hedef orasıydı zaten ama 3 günün sounda ancak ulaşabildik zirveye. Nedeni, bizim zaman-mekan algımızın ankara endeksli olması. Biraz yürüyelim sonra biner gideriz diyince, koca bir nah çekti o güzelim kent suratımıza; hiç yakışmadı. İlk gün zaten arabayla Beykoz'a kadar zorlayabilmiştik... Çengelköy ve Anadoluhisar'ı molaları iyi geldi. İkinci gün, nah ile karşılaşınca karşıdaki hisara sığındık; Rumeli'den seyrettik Karadeniz çıkışını. Bir daha anladık ki istanbul birbirinden ayrı noktalardan oluşurken, o noktaların herbirini aşmak için uzman olmak gerekli. bağımsız-bağlantısız noktalar, ancak boğazdan geçince bir bütün haline geliyor.

istanbul üzerine şiir-şarkı-özlü söz üretecek değilim. sadece durdum ve izledim. neler olmuş, neler olacak merak ettim. bu kargaşanın, bir tarih olduğunu sezdim. ama sezmek, zamanın ruhunu anlamaya yetse de pratiğini vermiyor.

khalkedon'lu iki seyyah, tabanları patlayıncaya, cepleri boşalıyıncaya, kemikleri sızlayıncaya kadar gezmeye devam edecek.

Cuma, Nisan 20, 2012

o bir vurdu, gol oldu

Keyifli bir 23 nisan tatili kaçamağı öncesinde, sevgili hocamın hala bir yanıt vermemesi ağız tadını eksiltirken yeterlik tarihleri için tevdi ettiği görevle kalemizde son dakika golü gördük. ağları kaldırıp topu tekrar sahaya sürdük şimdilik; bacaklarım çok güçlü ve elim de çatlak patlak olduğu için, meret çok öteye gitmiş olamaz. 4-5li savunmaların, adam eksiltmeyi bilen taktikler karşısında pek ehemmiyeti yok. olduğu gibi üstüne çöküyor hücumlar; direne direne kazanamıyoruz. gidiş yolumuza puan vermesini bekliyoruz tribünlerin.

yenilgi günlükleri günlüğü, cuma: "ne söylenebilir! her şey düzeliyor sandık odalarda çok geniş alanlarda dardık" t.u.
ağır ağır gelen baharla bünyeye rahatlık çökmeliydi aslında... ben hala diken üstü yolculuğumu sürdürüyorum. kazandıklarıma odaklanıyorum; yeni bir gün, yeni bir nefes ve hala mücadele azmini koruyan bir bünye. azalta azalta öfkeler, yaşama sevincini bir nebze biriktirdik. ama sinirlenmemek, asabı muhafaza etmek zor. bozmamak için gelecek işlerini, günlük dertleri sineye çekmek boynumuzun borcu. aldığımız her nefesle günlükle geleceği harmanlayıp üflüyoruz dışarı; arada aldığımız kısa kaçamak nefesleri kar hanesine yazıp muhasebeyi tamamlıyoruz.

Çarşamba, Nisan 18, 2012

Cenk Taner ve seçtiği şarkılar

Açık Radyo'ya konuk oldu kaptan; Hilmi Tezgör ile albüm üzerine konuşup sevdiği şarkıları çalıyor.

http://vimeo.com/40549664/

Cuma, Nisan 13, 2012

"kişisel bir şey"

bugün sevgili arkadaşımın doğumgünü. canı sıkkın. geri gelmeyen zamandan ve gelmesinden korkulan zamandan şikayetçi. sanırım. bi ara sorar detayları anlatırım. söylerse...

açık denizde olduğumuzdan kıyılarımızda gelgitli durumlarımız oluyor; bizim oralara özgü limonilikten payımızı alıyoruz; yüzümüz ekşiyor bazen. olsun. beni sevdiğini biliyorum. hala birbirimizin umrunda olmamız, umudumuzun olması için besleyici oluyor.

bu aralar seviyor diye; teoman'ın teoman, zamanın zamanın, mekanların feşmekan olduğu zamanlardan bir şarkı hediye ediyorum ona:

http://youtu.be/yh2WNy3y6cI

saçlar

bahar geldi ve saçlarımı kestirdim. zaten artık pek uzamıyorlar. yeni hayatıma alışıyor onlar da... herşeyin daha sakin olacağı bir süreçte onlar da çok dalgalanmak, karman çorman olmak istemiyorlar. zaten birsüredir pek düzlerdi. doğrudüzün bir iş yapmanın sakinliğindeydiler. halbuki bi ara çok istediler uzun uzadıya yol almayı, deli dolu olmayı, bir oraya bir buraya savrulmayı. olmadı. yer yer oldu. pek yakışmadı bana. hatta babamla aramı bozdular. eski fotolara baktığımda pek hoşuma gitmiyorlar. ama o zamanki tantanamı seviyorum. saçımın tantanası tabii; onun uzayıp kısalması ile değişti herşey. eski fotolara baktığımda pek hoşuma gitmiyorum. yeni fotolarım ileride hoş olmayacak. yine de elimden geleni yaptığımı bileceğim. kendimi seviyorum ama aşık değilim. sanırım en çok bu yüzden bağlıyım kendime. saçlarıma, pardon. tepeden açılıyorlar. kısalıyor ömürleri. ışık göründü yukarıdan. azalıyor ömrüm. dökülüyor önüme; arada bir süpürüp ayıklıyorum. neyseki sakalım var. kıldan tüyden işler, tali dertler bitmiyor.

Çarşamba, Nisan 11, 2012

bi ara "içimde birdençok kişi var,bir öyleyim bir böyle" lafları popülerdi, şimdi de "çatlağım ben ya,kırık benim kafam" muhabbeti! iki dakika insan taklidi yapın gözünüzü seveyim. sıradan olun ama doğru dürüst olun...

Pazartesi, Nisan 09, 2012

daha fazla anı biriktirmek için, daha fazla zaman ve daha fazla uğraşı... gerekenler: çaba, adım atma enerjisi, ağzını açıp iki çift laf etme lüksü, dirayet, yaşama sevinci, azıcık daha çaba.

Cuma, Nisan 06, 2012

gövde mövde dedik, yine sakatladık gövdeyi... yine yeniden sol kol beyazlar içinde. bel de deforme... önceki haftanın ağız açtırmayan, çorba bile içirmeyen diş ağrısından sonra şimdi de yürütmeyen bir ağrı, tek kolu kalmış canavar evde. büyük sonuçlar çıkarmaya meyilliyim: ilkinde hata, ikincisinde trajedi bu. e kendime bi trajedi yazarı arıyorum zaten... bula bula blogu buldum sadece.

yahu ben geçen sefer yemek bile yapmaya başlamıştım, böyle böyle... neyse ki bukez yalnız değilim, tek kolum olsa da kolum kanadım var. yoksa nasıl merhem süreceğim kçıma!

ilkinde hızardı, şimdi nazar. herşey iyi-güzel-olması gibi derken, azar azar toparlan çağrısı mı acep?

Salı, Nisan 03, 2012

Gövde

"Beklemek gövde kazanması zamanın"... Ben de o gövdeye şekil veriyorum vura kıra, parça parça. Üzerine güzel elbiseler ve saçı başı yapılmış bir duruş. Bekledikçe var oluyoruz; zaman geçtikçe güzelleşiyoruz. Gövdemiz şekil alıyor. Burası mesela, koca bir gövde oldu yılalr içinde yaza yaza. Tez oldu, koca bir gövde. Bekliyoruz onu da, gelsin diye...

Tezi gövdeleştirirken, neler oup bitti; onu da ayrıca yazmak lazım. Nice gövdeler gelip geçti bu gölgenin içinden. Bazılarını çok önemsedim ve kimilerini kızdırıp tükettim. Sonunda gövde kök hücrelerinden yeniden doğdu, geçmişten geleceğe yeni bir köprü. Başı sonu belli bir tez için başı sonu belli bir gövde. Kendimi adam ederken, kendimi kırıp dökerken, onu da parçalarından var ettim. Nice argümanlar ileri sürüp kendi kendini çürüttüm. Neyse ki kertenkele köklerim sağlam ki koptuğu yerden yeniden belirdi uzuvlar. Yoksa kolsuz bacaksız ve dahası aklımı kaybetmiş biri olacaktım. Hala düşünüp taşınıyor olmam, yakında taşınacak olmamı da sağlıyor.

Faaliyet Raporu

*Siyasal Olanı Unutan Siyaset- Birikim-Güncel, 03.04.2012

Pazartesi, Nisan 02, 2012

Akrep burcu olarak, kin tutmaya ve unutmamaya yatkınlığım olabilir. Birkez nefret ettim mi geri dönüşü olmayabilir. Her ne kadar büyüdükçe bu hisler azalsa da bir yerlerde birikmiş alışkanlıklar vardır elbet. Yine de büyüdüğümüzü anladığımız anlardan biri: Anlayışla karşılamak. Çocukluğa çocukça tepki vermemek... Gerekli. Seni kendinle başbaşa bırakıyorum diyebilmeli. Zaten ötesi ancak kendime zarar verir. Büyük felaketten sonra öğrendiğim şeylerden biri oldu. Bırakınız geçsinler, gitsinler ve ne halleri varsa görsünler.

İçimde büyütmektensen, kendim büyümeyi tercih ediyorum. Olması gerekene bir adım daha atıyorum. Bırakınız uzakta dursunlar. Böylesi daha iyi.