Pazartesi, Eylül 28, 2009

X

Ankara gelişimin 10. yılı başlıyor. 2000 Eylül: Çukurova Mavi'nin kompartımanında ablamla kayıda gelişimiz; okul açılışı ve yurt: Ekim. Yeni bir benin ilk günleri.

10. yıl kutlamalarına, onca süredir burnumun dibinde olup gitmediğim Beypazarı'nda başladım.

Pazar, Eylül 27, 2009

osmosis

Hareketli yazdan, yeni bir sonbahara geçerken; geçişim/dönüşüm; yeni bir güzergah, alıp götüren melodi:

(Liquid Tension Experiment/Osmosis)

Cumartesi, Eylül 26, 2009

bas gitar demişken...


Dinle:John Myung/Freeport Jam

İzle:http://www.youtube.com/watch?v=n7BKCaQIA4A

klarnet

müzik aleti olsaydım, klarnet olmak isterdim.

(batı'dan da bas gitar...)

everyday is like...

"hide on the promenade
etch a postcard :
how i dearly wish i was not here
in the seaside town
...that they forgot to bomb
come, come, come - nuclear bomb"

(Morrisey/Everyday Is Like Sunday/Viva Hate)

bulaşık

kimselere bulaşmamak en iyisi olabilirdi. kimseyle oyun oynamak zorunda değildim. herşey olması gerektiği gibi olabilirdi. sürece müdahale isteğim beni bu hale getirdi. bulaşıklar biriktikçe birikti. mutfağa girmek zorlaşıyor haliyle... işim başımdan aşkın hale geliyor. bu da beni hiç birşey yapmaz kılıyor. herkesi çok ciddiye alıp, çok gerçekçi olup, hiç bir sınırı zorlamayıp, daha mutlu olunabilir. bu mümkün. kimselere saldırmadan, kimseleri kırmadan geçen bir hayat vardır. olmalıdır.

insanlığa tavsiyem budur. eğer adım atıyorsanız, sıkıntılarına katlanınınız. yoksa haliniz haraptır. harap meyveler, yenmez. kendiliğinden meyve vermeye kalkışmayınız. aşınızın tutmasını bekleyiniz. aşı tutmuyorsa, boynunuzu eğip gidiniz. bir baltaya sap olabilirsiniz belki.

kendinizle uğraşmak için, insanları bir araç olarak seçmeyiniz.

Perşembe, Eylül 24, 2009

demir kanatlar

Demirspor külliyatımı bu adreste topluyorum:

http://demirkanatlar.blogspot.com

once

"(once)
you look so happy together
(once)
you seem so happy together
(now)
this story's falling
it's falling
(now)
this story (once) keeps falling down"

(OSI/Once/Free)

Çarşamba, Eylül 23, 2009

düşünü düş yapan boşluk

"...O zaman anlamış bütün gerçeği; ne yürüyormuş ne duruyormuş. Yürüyorum dediği, durmanın ta kendisiymiş. Düş gibi birşey yani... Koşarsın koşarsın da varamazsın hani; içindeki umut, varamadığın kadar büyür. Sen bakarsın ışıltıyla. İleriye uzanırsın (uzanmak istiyorsun yalnızca), uzandıkça da kolların uzar babam uzar... Gene de boşluğu avuçlarsın hep; düşünü düş yapan boşluğu..."

(Hasan Ali Toptaş/Gölgesizler/s.56)

Salı, Eylül 22, 2009

"bir tek soru var kalplerde"

"ruhlarda hiç bir sızı yok,
bir tek soru var kalplerde;

hiç kimseyi üzmeden nasıl hata yapıldı?"

(kargo/ruhlarda hiç bir sızı yok/yalnızlık mevsimi)

faaliyet raporu

Tribünde Solculuk Olur Mu?, Radikal İki, 13 Eylül 2009.

Cuma, Eylül 11, 2009

"on the page"

"life is getting esoteric,
let me in your movie...
each time i walk out the door
someone mixes metaphors
life is so much cleaner on the page."

Chroma Key/On The Page/Dead Air For Radios

Perşembe, Eylül 10, 2009

Farklı düşüncelerle ne kadar ortaklaşabilirim? Benim gibi düşünmeyenlerle ne kadar yol alabilirim? Birileriyle ortaklaşa birşeyler yapmanın sınırları nedir? Birilerin ihtiyacım var mı? Onların beni zorlamalarına-bana sıfatlar uydurmalarına ne kadar izin vermeliyim? Çatışmadan ve tartışmadan alınan keyif, bugüne kadar hep öldürücü oldu. Kimse sonsuza kadar kan kaybıyla yaşayamaz, değil mi? Ben onların kanlarıyla yaşayabilir miyim?

"bir insanın kendini önemsemesi, kendisinin kiralık katili olması demektir;
bencillerse yaşarlar..."

Çarşamba, Eylül 09, 2009

"...demiş miydim?"

"bir bomba daha sallamışlar uzaktaki dostlara
artmadık da eksildik bu ara.

kafelerde, liselerde, sokaklarda,
avunduk aşklarla, şarkılarla...
yeminliydik onlar gibi olmamaya, dostlarla zamanla solmamaya.
kimimiz küfür etti, kimimiz bakıp geçti, kimimiz mola aldı bu oyunda.

kaptan gitti, hava bozdu, tayfa şaşkın;
herkes sandallara..."

hmm, duymuştum...

Salı, Eylül 08, 2009

Livorno

Livorno maçı izlenimleri:Futbol ve Sol İlk Kez Bu Kadar Yakındı, Bianet.org, 7 Eylül.

Perşembe, Eylül 03, 2009

"Mağlubu Anlatmak"




http://www.iletisim.com.tr/kitap/mağlubu-anlatmak-1502.aspx


Meclis Kütüphanesi'nde gözümü pörtleten makinalar, elimle kıvır kıvır çevirdiğim filmler; Milli Kütüphane'de haşır huşur çevirip okumaya daldığım eski gazeteler ve simsiyah olmuş parmak uçlarım... Şimdi yukarıdaki kapağın altında.

Kutlama şarkısı: To Live Forever/Dream Theater/1994

"if i’d started from the top
and worked my way down
there’d be no reason
to live forever
to live forever

the starvation has turned
me outside in
and the wind has blown
me halfway across the world
across the world

why was i born
in an age of distrust
i’d offered some change
for a photograph

it will always stay the same
you will always be the same

until i saw the desire for revenge
my heart never once went astray
as long as i have to die in the attempt
then there is no reason
to live forever"

İzle: http://www.youtube.com/watch?v=s-DA4iggDD8

Çarşamba, Eylül 02, 2009

1 Eylül/2

Radikal-Genç'te yayınlandı; 2006:

1 Eylül; mevsimlerin değişim günü; kuzey yarım küre için sararıp solma vakti. Bir de dünyanın gidişatından sararıp solanlar için savaşa lanet okunacak bir gün. Aslında durum biraz karışık: Çünkü Birleşmiş Milletler Dünya Barış Günü’nü 21 Eylül olarak belirlemiş, 2001’den beri. Ancak memleket satıhlarında ısrarla 1 Eylül’de kutlanıyor bu gün.

Bianet üzerinden edindiğimiz bilgilere göre, BM 1981 yılında Genel Kurul’un çalışmalara başladığı tarih olan Eylül’ün üçüncü çarşambasını “Uluslararası Barış Günü” ilan etmiş. 2001’de de bu günü, 21 Eylül olarak sabitlemişler. 1 Eylül ise daha sembolik bir güne denk geliyor: Almanya’nın Polonya’yı işgal ettiği ve İkinci Dünya Savaşı’nın başlangıcı sayılan gün. 1984’te 1 Eylül’ü Dünya Barış Günü olarak ilan eden ise dönemin Varşova Paktı üyelerinin şekillendirdiği Dünya Barış Konseyi. Uzunca bir süredir Dünya Barış Günü olarak kutladığımız ancak bunu BM üzerinden meşrulaştıran düşünce, bir bilgi hatasının kurbanı durumunda.

Sorun değil. Barış’a bir değil 365 gün feda olsun! Ama durum iç açıcı değil. Yine İkinci Dünya Savaşı sonrası, dünya barışını(?) korumak için hayata geçirilen BM, bugün savaşlar karşısında çaresiz; bu nedenle gün geçtikçe meşruluğunu yitirmekte. Ulus-üstü bir yapıyla, ulusların evrensel barışı tehdit edecek girişimlerine bir fren mekanizması olarak görülen BM, freni patlamışçasına yokuş aşağı iniyor.

Dünyayı güya barış ve huzur içinde yaşanacak bir yer yapmaya çalışanlar, silah ticaretinin en önemli isimleri. İnsan Hakları Derneği’nin aktardığına göre dünyada barış için harcanan her 1 dolara karşılık, silahlanmaya 2000 Dolar harcanıyor. Silahlanma için harcanan her on doların 4 doları ABD’ye gidiyor. Seyhan Erdoğdu’nun makalesinde (http://www.ttb.org.tr/MSG/mart25/savas.pdf) aktarılanlara göre, 2005 yılında dünya çapında askeri harcamalar içinde ABD’nin yüzde 45’lik bir oranı var ve bu oran listede kendisini takip eden diğer 10 ülkeden daha fazla bir pay. Ayrıca silah satışlarından en fazla para kazanan 10 şirketin 7’si ABD patentli. Bilindiği gibi, bu ülke, “barışın bekçisi” BM’de veto hakkına sahip 5 ülkeden biri. Bu birkaç veri bile nasıl bir vodvil içinde olduğumuzun göstergesi. Özgürlüğün yılmaz savunucusu, dünya barışını korumak için gerçekten çok çalışıyor! (Syriana, bu konu ile ilgili güzel bir film.)

ABD güdümlü BM’nin Ortadoğu’da beceremediğini, belirsiz bir görev tanımıyla başarmaya çalışmaya hevesliler içinde yer alan Türk devleti de, 1 Eylül’ün arefesinde vatandaşlarına taksitle silah satacağını açıkladı. Dünya barışına katkıda bulunmaları için olsa gerek. Etraflarında, barışa halel getirmeye çalışanları yok etmek için. Sahi küçük Amerika olma hayallerimizi, bilinç altına atmamış mıydık biz? İşte rüya ile gerçeğin birleştiği an: artık hepimiz barışın yenilmez elçileri olabileceğiz! Barışın serseri kurşunlarıyız; dilediğimize çarparız.

Her yaz ayında olduğu gibi, şen şakrak düğün dernek icra eden Türk milleti birbirini maganda kurşunları ile öldürdü. Bu “serseri” kurşunlar, TÜİK’in verilerine göre her yıl ortalama 700 kişinin canını alıyor. Bu sayı İsrail-Hizbullah savaşında ölenlerin sayısına yakın. Buna “serseri olmayan” kurşunların mağdurlarını da eklersek, BM’den Türkiye için bir karar almasını talep etmek abes kaçmaz sanırım.

BM, kendi Barış Günü 21 Eylül’de tüm dünyada öğlen saat 12’de bir dakika sessizlik eylemi yapılacağını bildiriyor. Bizim Barış Günü’müz 1 Eylül’de resmi makamların yaptığı açıklamaları gördükçe, onları 365 günlük sessizliğe davet etmek geliyor insanın içinden. 1’i veya 21’i farketmez; sürekli bir barış talebi var ama barıştan ne anladığımız açık değil. Ancak savaşın sonuçları net biçimde ortada ve buna davetiye çıkaranlara karşı sesimizi daha da yükseltmeli.

Salı, Eylül 01, 2009

1 Eylül (serseri kurşun)

Mahlasla yayınlanmış bir yazı; Birgün-Gençlik sayfası günlerinden, 2005:

O’nu tanımıyordum, tanımadığım milyarlarca insandan biriydi dünya yüzeyindeki, her hangi bir özelliği yoktu benim için, belki ilerde olabilirdi, zaman geçer ne göstereceği bilinmezdi, hangi fani geçen zamana dur diyebilirdi ki. Sonra bir kurşun tüm olasılıkları bitirdi. Ölüm, ani. Serseri!

1 Eylül Dünya Barış Günü idi dün; adalet olmadan barışın ne önemi vardı, dünya adaletsizdi, batsındı o zaman, ama serserilik onun da kanında vardı belki, Begüm Kartal, Paris’e gittiğinde neler neler yapacaktı kim bilir, serserinin biri bitirdi tüm olasılıkları…Kurşun!

Tercih ettiğin aslında yeni bir hayattır çoğu zaman atılan her adım sonrasında yeni bir kabus da olabilir; o düğüne gitmeye bilirdi, annesini kıramadı belki, tatile gelmişti kafa dağıtabilirdi, onca Fransızca’nın arasında, fransız olduğu bir dünya onun kafasını dağıttı .Gitmeseydi evde kalsaydı, ekmek için dışarı çıksaydı, kafasına saksı düşemez miydi, ya da kontrolünü kaybetmiş bir şoför sokaktan aşağı uçarcasına, olmadı mı bunlar, saçmalıklar arasında tercih yapmak çok da rasyonel olmayı gerektirmez ama sayılar sana her şeyi söyler fayda maliyet analizleri keskin tüm iktisadi göstergeler sağlam zeminde olmalıdır sürdürülebilir bir gelişim çizgisi belki de guruların iki dudağının arasındadır ne olduğun ne olabileceğin birilerinin öngörüsündedir sen kimsin ey adam ben iktisat öğrencisi olarak bilebilirdim bunları lakin birileri ne yaptığını farkında mı saçmalık ve anlamsızlık üzerine yazdığımda kafam netti bilincim aksa da kontrolsüz bir şekilde o anda kafam masaya düşebilirdi ensemden giren bir serseri ile, hava kurşun gibi ağırdı ne de olsa…Gitti o düğüne, düğün ve cenaze. Düğün ve cenaze, serserilik gençliğin içinde ama eşyalar serserileşirse, insanlar silahlanırsa, kurşunlar uzayda dolaşırsa…

Barış ve Dünya: sıfır korelasyon, ikisi bir arada anlam ifade etmemekte, birisi ölüp giderken barış çabası devam etmekte, savaşı harlayarak barış anlam kazanmakta, örgütlü silahlananlar, bireysel silahlanmanın kontrol altına alınmasını istemekte işte bu çelişki beni delirtmekte…niye silahlanırsın be adam, karşıdaki güven vermez, sen hep karşıdasındır zaten, bu aynalar ters çevrilmez sadece seni yansıtır, tek bir silahın var o da kalem kırıldı mı geri gelmez kelam, düğün dernek her gün deliye illa kına gecesi gerekmez süslemeye, davetiyeler açıktır, silah getirmek yasaktır.

Begüm’ün bir “anlam”ı oldu artık, belki hedeflediklerinden daha da fazlası… Ölüm ne garip şey anne, öptüğüm kızlar geliyor aklıma, bir anlamı vardır elbet giderken kör kurşuna…