Salı, Ocak 31, 2012

Başkalarının monotonluğuna kendi monotonluğumla cevap veremiyorum. Çünkü aynı değil. Kendi sıkılganlığım, geçip gitsin diye beklediğim... Geçip giderken aynı yolları tüketmeyeyim diye başka yollara sapabildiğim. Yolları eskitmemek her seferinde başka parkelere basma hassasiyeti! Geçip giden hayatıma anlam katabilecek oyunlar üretme kabiliyeti, şansı. Kendi ürettiğim şans, tersine tersine yürürken birden herkesi sana eklemlenmesi... Kendi yolunmu çizerken, birden yolların kesişmesi. O yollardan bir monotonluk üretebilirim, haritalar yerlrinde duran şeyler nihayetinde. Kendi haritamı çıkarırken, dağlar tepeler kadar bazen geniş düzlüklere de geliyorum. Şimdiki de öyle elbet. Bu düzlükte gidip gitmediğimi bilemez gibi görünüyorum. Ulaşınca ileteceğim. Aslında monotonluğum, uçsuz bucaksızlığımdı diyeceğim.

Pazar, Ocak 29, 2012

faaliyet raporu

* Ankara'nın Futbol Mekanları- Gazete Solfasol / Ocak 2012.

* Metin Kurt Yalnızlığı - Express (Müzik Dolabı), sayı 125.

Salı, Ocak 24, 2012

Editör Hanım

"editör hanım, elime kalem aldığımda sahip olduğm meziyetlere romanım basılırsa belki günlük hayatta da sahip olabilirim! Bütün umudum bu!

Romanım basılırsa, beni kovalayan saksağanların kaşrısına korkusuzca dikilebilirim. Her sabah gazete almaya giderken selamlaştığım ada görevlisi Nedim'in, gündüzleri apartman boşluğunda sesleri yankılanani kapı aralarından, gözetleme deliklerinden bana bakan komşu kadınalrın ve Lazlı'nın ailesinin karşısına nihayet düzgün bir kıyafetle çıkabilirim. Yazar kıyafeti. Fena değildir. Ezn azından eskrimci kıyafetiyle dolaşmaktan iyidir. (...)

Romanım basılırsa futbol sahasında gösterdiğim beceriksizlikler belki bir uyuşmazlık mahkemesince çözülür. Topu göğsümde yumuşatamayışım, sağ ayağımı hiç kullanamayaşım, ortalarımın berbat olması filan, hepsi affedilir. İstifa edip evde oturmam, kitap okumadan, tek bir cümle yazmadan sadece hayal kurarak boş boş geçirdiğim saatler bir vicdan sorunu olmaktan çıkar. (...)

Ayrıca romanım basılırsa daha çekici bir erkek olabilirim.

Bir kitaptan ne çok şey bekliyorum, değil mi Editör Hanım, tıpkı kadınlardan beklediğim gibi."

(Barış Bıçakçı, Sinek Isırıklarının Müellifi, syf.112)

Cuma, Ocak 20, 2012

dışarı

Evde oturduk; bekledik. Yola çıktık; döndük. Kaderi tersine mi çevirdik? Kar beyazı güneşte erittik. Üşüdük, üşüdük; donduk.

İçimize işleyen dışarının gücü. Dışarıya ne kadar dayanabiliriz ki, üstümüze kat kat geçmişimizi alsak da. Açılmayan hurçları açsak da... Elimizi ağzımıza yüzümüze kapatıp, kendimize hakim olmaya çalışsak da. Dışarısı etkiliyor bizi; sıcağıyla soğuyuyla. Neyse ki önümüz bahar. Umutluyuz.

Salı, Ocak 10, 2012

'12'nin bir haftası geçmişken, olan biten hakkında rapor:

-Umberto Eco-Prag Mezarlığı'na başladım. Uzun süredir çeviri roman okumuyordum.

-"Tezi verdin, rahatsın" baskısıyla hissettiğim rahatsızlık. Birşeyler yazma isteğimi engelliyor. Boşa geçen zamanlar diye hissediyorum.

-Bizimkilerin yıllık ziyareti, maç ve konser organizasyonları gibi yoğun bir gündeme geldi; bu da kendince anlamlıdır diye müdahele etmeden bekliyorum.

-Cebeci kar altında; usul usul yağarken temizlik ve ferahlama ümitleri... Beyaz bir sayfa için zemin hazırlığı?