Perşembe, Aralık 31, 2015

muhasebe #15

Bu yıl bebeğimizi ameliyat ettirmek -karar vermek, beklemek, sonrasında benim için ayrılık, kavuşmayı beklemek, yaralar için sabretmek- hayatımızın en zor anlarındandı. Bu büyük mücadeleyi başarıyla atlattık. Yaralarımızı onarıyoruz. Onunla büyüdük, büyüyoruz. Yepyeni bir hayat: Tam koşturmaca. Geri kalan hayat, umutlu olmak için hiç fırsat vermiyor. İyi haber-kötü haber dengesinde, iyilere kavuşabilmek için çokça çaba sarf edip, kötülerden bir türlü kurtulamadık. Ölümler, bombalar, kan revan içinde, çekip gitme isteğiyle, ne yapmak lazımla dertlenip durduğumuz anlar kompartımanları. Gidiyoruz katarın gittigi yere doğru. Bambaşka memleketlerde tren yolculukları, en uzun süreli avrupa havası, bu yılın en farklı anlarıydı. Mesleğe dair umudu ayakta tutmak, yine tamamen bireysel çabalara bağlı. Daha iyi bir insan olma umudumda, yaşlılık-olgunluk daha fazla katkı sunacak sanıyordum. Yeni dertler, telaşımdan bir şey azaltmadı. Kendimi işe verip geri kalan dertlerden kurtulmak istesem de bu kez iş güç sorunun kaynağı haline geliyor. Buralara katlanma gücü gittikçe azalıyor. Hayalkırıklıkları hala boyunumu büküyor. Hala başkalarıyla boğuşacak enerjim ve cesaretim yok.  Yeni yıldan daha fazla güç kuvvet, mental direnç bekliyorum. Kendimle mücadele edebildiğim kadar insanlara da katlanabilmek için...

Salı, Kasım 10, 2015

yaşayıp gidiyorum. hiç bir yere...

Dönüp dolaşıp geldik aynı yere, 1 yıllık turumuzu tamamladık, her şey olması gerektiği gibi. Bu klişelerle birlikte yaşamaya devam. "Yaşıyorum, ölüyorum".

5 lt'lik yağ ne kadar yeter, bu ay kredi kartı ne kadar gelecek, yeni bir ayakkabı alsak mı yoksa biraz daha mı idare etsek... Felsefi soruların yerini alan hayat tartışması. Ben Memur Bey, nasılım? Daha çabuk yoruluyorum ve daha derin uyuyorum. Daha derin meseleleri dert edemiyorum. Neyse ki eski yanlarımın bir kısmı hala ayakta. Kurtlarla savaşta hala beceriksiz ve telaşlıyım. "Beceriksiz ve korkak bir hayvandır." Üzerime biraz gelinince, panikle paranoyalara savruluyorum. Bu gerginliği aşmak için belki yersiz espriler, kahkahalar ve komediye daha çok dönüyorum yüzümü. Ben deli değilim! Sadece sizlerle idare etmeye çalışıyorum. Beni kendime bıraksanız o kadar da güleç değilim. Sizin yüzünüze gülmekten başka çarem yok. Ama içim gülmüyor. Halbuki eskiden sadece içim vardı; içip içip dertlendiğim. Şimdi bir de mecburen dışım; öldüğüm, süründüğüm.

Velhasıl yaşlanıyorum, gerçek hayattan yoruluyorum. Gerçek/ten sıkılıyorum. Geçen sene sorduğum hani benim yaşlılığım nerede merakım yorgunluk olarak kendini gösteriyor. Tatlı yorgunluklar arayışıyla kendimi avutuyorum. Tatlı bir yaşlı, tonton bir dede olur muyum, bilmiyorum; bu aralar sadece yaşayıp gidiyorum. Şimdilik hiç bir yere. Burada takılı kaldım çünkü. Çekip gitmek lazım diyorum. Ergenlikten beri. Zamanı gelecek biliyorum; bu aralar sadece bekliyorum. Her zaman olduğu gibi. Yaptığım işi daha iyi yapmak derdindeyim.


Cumartesi, Ağustos 29, 2015

başka bir yer?

Tercihlerimi yaşadığım doğrudur, istediğim hayatın çok uzağında değilim ama yanlış yerindeyim. Sorun, ne istediğimi düşünmeye devam etmekle ilgili. Düşünmediğim zamanlarda çok keyifliyim, espriler gülüşmeler falan... Ben ne istiyorum'un cevabı hala net değil,  elimdeki yeter mi  yoksa daha fazlası mı.  Fazla olan da ne, mekan mı yoksa başka bir şey mi. Örneğin başka bir yerde olmak yeter mi? Bunlar üzerine düşünmeye devam.

Pazar, Ağustos 09, 2015

Ben bu kadar mıyım?

Bir şeylerin değişeceğini düşündüğüm günlerdi, hala öyle, şarkılar ve kitaplar bana rehberlik ediyordu, hala öyle değil. Değişim geçerli, araçlar farklı. Radyo ve tvlerde, market raflarında bulduğumuz kırıntıları takip edip tatmin olduğumuz günler. İlk gençlik günleri, 90ların sonu. Memleket 90lara dönüp yeniden kan gövdeyi götürürken, yeniden çekip gitme isteği. Bu kez daha uzaklara. O yıllarda  üniversiteydi hedef.  Şimdi üniversitenin içinde tıkılı kaldım. Gayya kuyusunun bu kadar sığ olduğunu bilmezdim. Hedeflere ulaştım, yenileri lazım. İlk kez başka ülkelerde göçmenlik şartlarını araştırıyorum. Kendimi nasıl aşmalıyım? Ne kadar kaçsam da belli klişelerin içindeyim. O klişeyi yeniden şekillendirme derdi, ancak bir yere kadar. Yeni klişeler üretmeliyim. Belki yeni şeyler okudukça olacak, oluşacak yeni hedefler ama derinlere ilerledikçe korku da artıyor. Derinlik, kendi içimde dönüp durma sığlığı; patinajın toz dumanı. Ben bu kadar mıyım? Çoluk çocuk, bir açık hava düğünü sonrası kollarımda bebekle yukarı çıkıp aniden ellerimdeki kitapları bırakıp yatağa serildiğim günlere döndüm. Artık eskisi kasar cesaretli miyim, bunu görmek istiyorum. Yeni bir sınav öncesi, yeni bir kademe atlama öncesi kendimi ergenliğin ilk günlerinde hissediyorum. 30+ yaş bunalımı, bu mu?

(Güven'in maximum rock'ında 97 günlerini/gruplarını dinlerken yazıldı)

Perşembe, Haziran 18, 2015

Daha az okuyup...

Daha az okuyup daha çok konuşup daha çok yorulup geçip giden bir dönem daha. Başı sonu aynı; can sıkıntısı. Arada gidiş-gelişler, alçalıp yükselmeler; yeni tatlar ve yeni sıkıntılar. Yani yine aynı nokta. Ekmeğin emrinde geçen günler. Ekmeğe katık ettiğimiz şeyleri değiştirerek mutlu hissediyoruz. Seçimlerimizi yapıp yola devam ediyoruz. Öğrenciyken yaptığımız tercihlerin mirasını yiyoruz, iyi ki çokça okumuşum o zamanlar diyorum. Şimdi daha az okuyorum, bir şeyler okuma heyecanımı yitirdim diye düşünüyorum. Metinlerin sonuna kadar gitmekte zorlanıyorum. Tüketmiş olabilirim kendimi. Daha az sarhoş oluyorum sonra. Daha çok büyüdüğüm için mi? Yetmiyor mu içimi doldurmaya şeyler, nesneler.

Pazartesi, Mayıs 04, 2015

Sınır

Cebimde dört çeşit para var şu anda, tl, euro, roman lei ve macar birşeyi. İlk kez trenle sınırı geçtim dün. Vagonları turlarken denk geldi geçiş kasabası, vagonun ortasında rastlaştık polisle. Sonra birkaç kez daha ziyaret ettiler, ikinci sınıf kompartımanımda. Trenle geçilen balkan kırsalı, sıkıcıydı tabii, tanıdıktı. Sanırım yeniden, daha güneye doğru olacak bir kez daha. An itibariyle Romanya'nın Macaristan sınırına yakın bir yerlerde, daha kuzeyde şişelenmiş birayı içiyorum. Vakit erken.

Perşembe, Nisan 16, 2015

Eski ben'ler üretmek

Kendi içimden çıkıp, suyun dibinden yüzeye, derin derin nefes alıp  hayatta kalmaya alışmaya çalıştım. İyi kötü bugüne kadar başarılıyım. Artık sadece kendimi için, başkaları için de, kendi yanımda, eşim ve kızım için de nefes alıyorum. Onlarla birlikte yaşamaya alışmışım. Yeniden içeri dönmek, yalnızlık kuyularına inmek bana iyi gelmedi. Kendimden canım sıkıldı açıkçası. Ama birlikte yaşayacak başka insanlar bulmakta da zorlanıyorum. Aranıp sorulmak istediğindeyim. İnsanların beni yanlarında istememelerine de şaşmıyorum aslında. Çeşitli hırtlıklarımla onların da hayatlarını kolaylaştırmıyorumdur eminim. Ama keyifli yanlarım da yok değil. Değil mi? Lütfen var olsun. İyi olayım. İyi olalım. Hayatta yeni dertlere pencere açarken, daha kötü olacak mecalim yok. İyi olup, yola devam etmek istiyorum. Her bir başvuru, her bir imza, her bir risk, her bir bekleyiş insanı olgunlaştırıyor; daha yaşlandırıyor demek için erken ama o da olacak. Eski ben'e sövüp sayarken, şimdi de sövüp sayılacak işler yaptığımın farkına gelecekte varacağım, biliyorum. Ama yine de adım atmadan duramıyor insan, yoksa dert içeride birikiyor. Sürekli eski benler üretip, ama aslında şöyleydi diye kendimi avutup, yeni yollara gireceğim. Korksam da bu böyle. Daha önce karar alırken yine yalnızdım, şimdilerde de yine kendi hatalarımla yüzleşeceğim yeni kararlar öncesi bunun farkındayım. Neyse ki iyi şeyler de oluyor, kızım büyüyor yeni kafasıyla. Darısı bana yeni bir kafa.

Pazar, Mart 29, 2015

Kafatası

Biz içerideyken hayat devam etti, kafatasımız açıldı, düzeltildi, dikildi; dünyanın pek umrunda değildi, döndü durdu bildiği gibi. Günler ve geceler çok uzunmuş onu anladım,  küçücüğün başında beklerken. Başkası adına verdiğimiz kararlar içinde yine doğrudan beni etkileyen en önemliydi bu. 6 aylık çocuğu kafatasından ameliyat ettirmek. Hastane önünde sigara içenlerle beraber bekleyip durduk, şimdi de yaraların kapansın diye. Sor bi, seninki kapandı mı?

Çarşamba, Şubat 18, 2015

II. Firenze Seferi

Olmayacak bir iş; ikinci kez koca Avrupa'da aynı kente yolumun düşmesi. Kötü ingilizcemle kendi sınırlarımı biraz daha zorlamak adına... Zorla zorla hep aynı yerde dönüp dur; bak aynı meydanlara yeniden çıktı yollar. Bu kez farklılık Uffizi Galerisi ve birkaç küçük barın keşfiydi eski dost'la. Atarlı giderli, laf sokmalı ama samimi. Uzaktaki başka dostların yerine sokaklara yeniden kırıntılar bıraktım o soğukta kuşlar yesin diye; çekik gözlü turistlerin ayakları altında ezilmediyse. Daha fazla ara sokak, daha fazla kaybolma korkusu, daha kötü harita ve isim bilgisiyle... Yeniden doğuş kentinde, yeniden doğup nefes alabildiğime mutlu; benim sayemde nefes alanların kaderini belirleyeceğim için gergin, kafamı nasıl dağıtıp yeniden yola koyulacağımı bilmez bir haldeydim. Bakındım durdum sağa sola. Gözlerin beyne gönderdiği frekanslar eskisinden farklı olsa da...