Cuma, Ocak 22, 2010

mektup

yıllar sonra mektup yazdım; askere; vertumnus'a... kırılmaları düşündüğüm gün; kendi kırılmasını yaşarken... okunacağı için, tedbirli; benden, bizden ve başkalarından bahsettim, seviyeli; bir nefes gecesi samimiyetinde değil, belki mülkiyeliler öğleden sonrası olabilir. bacak arasından attığım golden bahsettim, belden aşağı indiğim tek an o olabilir. sonra hemen yukarılara çıktım; kalemden ve kalpten, sesten ve sözden, yollardan ve yolculuklardan, uzaklardan ve 38/1'den. yazarken bunu dinlemiyordum ama şimdi bu daha iyi geldi, onlar ve biz, aşağı ve yukarı, siyah ve mavi, sonunda dön dolaş hepsi aynı, kelimelerin savaşında herkes tektip:

us and them
and after all we're only ordinary men.

me and you.
god only knows, it's not what we would choose to do.

forward he cried from the rear
and the front rank died.

and the general sat and the lines on the map
moved from side to side.

black and blue
and who knows which is which and who is who.

up and down.
but in the end it's only round and round.

haven't you heard it's a battle of words
the poster bearer cried.

listen son, said the man with the gun
there's room for you inside.

down and out
it can't be helped but there's a lot of it about.

with, without.
and who'll deny it's what the fighting's all about?

out of the way, it's a busy day
i've got things on my mind.
for the want of the price of tea and a slice,

the old man died.

Salı, Ocak 19, 2010

failü meçhulun



yanındaki çocukları gördüm geçen salı
selamlaştık caddelerde...
sen bağırıyordun, zıkkım iç diyordun
ama ben yıkılmadım, bak hala ayaktayım.

sakin bir pazardı, güzel bir kahvaltı
gazetede gördüm birden o güzel insanı...

failün mefailün failü meçhulün
yeter artık yeter bu kaçıncı ölümüm?
kaptan yeter artık bu kaçıncı ölümüm?


(Kesmeşeker/İnsulin/Failun Meçhulun)

Cumartesi, Ocak 16, 2010

kırılma

geçen iki yıllık sürenin bir yerlerinde bir kırılma yaşanmış olabilir. paralel evrende olaylar ilerliyordur belki. ama ben fark etmedim. olaylar başka şekilde yaşanabilirdi de ben o fırsatı değerlendirmemiş olabilirim. olasılık dahilinde. tam da o yüzden herşey olması gerektiği gibi. güzel bir yaz ardından uzun bir sonbahar. bir gün bir film çeker ya da kitap yazarsam, geride bıraktığım olası kırılmaları seçip ondan sonrasını kurgulayabilirim. hasılatın, diğer iki kitapta nfazla olacağını düşünmüyorum. önemli olan tarihe not düşmek. düştüğümüz yerde tarih olabilmek. tarihin derinliklerine düşmek.

Soul Kitchen'in ardından 500 days of summer'ı da izleyince, böyle romantik-komedilere ilgimin arttığını hissediyorum. onlar kendi kırılmalarını film yaptığı için olabilir. olasılık dahilinde. herkesin kırılması kendine... herkesin cumartesi akşamı kendine... herkesin istediğini yaşayıp, buna kader demesi de kendi kaderine... bütün bu üç noktalar, münasip yerlere.

Perşembe, Ocak 14, 2010

bir serüvenin tanımı

hiç bir zaman yenilmedi geceye
sevincim de, inancım da...
doğru diye bildiğim güzellikler
hiç birgün kendinden uzak bir şeye değişmedi.

hiç birgün yolda koymadı beni
güvencim ve direncim
düşerim sandılar dönüp baktılar
gülerek geçip gittim

evet ben tek başımaydım,
onlarsa çok yalnızdılar
.

(şiir:Afşar Timuçin/beste:Işığın Yansıması)

Perşembe, Ocak 07, 2010

bir hafta

yeni yılın ilk haftası, birşey yazamamanın verdiği sıkıntıyla geçti. halbuki aklıma hasan ali toptaş'ı getirmeye çalışıyorum sürekli. küçük amfi'de sessiz sedasız konuşurken ya da konuşmaz da sadece mırıldanırken, ninniler söylerken, bizi masallara inandırırken, aslında orda yokmuş da biz onu hayallerimizde yaratmışızcasına, "bir odada yazıp sonra diğer odaya geçip aa ne güzelmiş diye okurum" diyor. delirmemek için yazan, yazdıkça yazan, kıskanç bir hevesle yazan toptaş...

yeni yıla yeni birşey yaparak gireyim dedim ve evde oturdum. böylece bütün bünya ayaklarıma geldi. yeni birşey daha: atlas aboneliği. o da bugün ayağıma geldi. ben de havuza gittim yüzdüm, metin kurt'a gittim konuştum, soul kitchen'a gittim güldüm; karşılık olarak. hayatı karşılıksız bırakmamak gerek. ah, bütün aksiliklere rağmen güzel biten filmler! tutkularının ğeşinden sürüklenen insanlar... 200.000 avro borç veren sevgililer; az biraz beni de görseniz de gidiversem sınırın öte yanına. beş parasızken kuruluyor sanırım bütün hayaller. aç tavuk misali.

arta kalan, yorgunluk.