Perşembe, Aralık 29, 2016

muhasebe #16

Bir dönem hayatımın kesiştiği insanlar, Almanya, Lüksemburg, İtalya, İsveç veya ABD'de... Ben de buradayım. Duruyorum. Belalar gelip buluyor beni, saklanmış olmadığımdan sanırım. Sarı zarfların içerisinden sarı güller değil sararmış geleceğim çıkıyor. Soluyorum. Hayatta kalmak için daha fazla soluyorum. Bir an önce bitsin diye, hava, ama tükenmiyor. Oksijen de  kafa bulmak için yeterli olmuyor. Benimle kafa bulanlara ciddiyetle yaklaşıyorum ki hatalarını anlasınlar. Şimdilik sonuç alıyorum. Savunmalarım kısmen tutmuş durumda. Kendimi savunmaya devam. Bu yıl en fazla yaptığım iş bu oldu. Ben ne yapmaktayım aslında, bunu birilerine izah etme işi. Bunu yaparken de asıl işimden soğumak. Yazmak ve okumaktan başka ne iş yapabilirim? Bu yıl ciddi ciddi bunu düşünmek gerekti. Ben ne yapabilirim? İşim ne? İşim ne bu dünyada? Kendi kurduğum oyunda, kendime rol yazmayı unutmuşum, o yüzden başkalarından rol çalıyorum. Herhangi bir şeyi tedirgin olmadan yapamıyorum. Onca yükün altına girdim, çıkabilir miyim? "Bahsettin parandan, kredi borcundan..." Soğuk hava geldi, dayandı kapımıza. Pencereler, camlar uğuldadı hep kafam gibi. Ne olacaktı, uğul uğul uğultular ninnilere dönüşmedi. İyi uyudum ama bu sene, en iyi kaçış uykuydu; sabahında yeni bir ben bulurum umuduyla. Yorgunluğumu buldum, terliklerimi geçirdiğimde ayağıma; aşağıdan yukarı bir demokrasi, akılsız başın yükünü çeken ayaklar. Baş oldu. Sorunlar büyüdü, dize geldi, diz boyu oldu. Hiç bir derdimi dizelere dökemedim oysa, şiir yazma huyumu çoktan yitirdim, onlar ilk terk edendi gemiyi. Olsun, kelimeler alt alta olmasa da yan yana geliyor arada bir. Hala yazabiliyorum; daha çok okumayı kafama koysam da yapamıyorum. Tek engel, kendimim ve "ihtiyacım olan her şey etrafımda"; yıkıp dökmezsem. Eski yılın muhasebesi, kendimden gittikçe uzaklaştığım ama nereye gittiğimi bilmediğim bir dönemin hızlanması olmuştur sevgili blog. Eksilere deli gibi abanıp, ödendi ifadesini görünce mutlu olmaktır. Cepten yediğim, kendimi tekrar ettiğim, en azından bunu daha iyi yapayım derken büyükbaşlara yakalandığım bir dönem. Hesabımı verdim, üstünü bekliyorum. Bahşiş bırakma kültürüm var; sessizliğim bırakacağım onlara. Eğer gelirse... Limitlerimi zorlayıp tekme tokat dayak yemeyi de göze alamam ki; o yüzden artırmıyorum elimi. Tuzlu suyla bir kaç günlük buluşmamı, yabancı ellerde bir kaç gün dolaşmayı, sessiz sakin boşluğa bakmayı yılın artısı olarak bir kenara yazıyorum. Seneye de bunları harcarım.

bir yılın son günleri

Bir yılın son günleri, yeniden:

"I.

Bir yıl daha bitiyor
İşte bu kadar duru,bu kadar yalın
Bu kadar el değmemiş
Sıradan bir gerçeği daha
kolları bağlı hayatımızın
Bu şiire nasıl dahil edilebilir bir yılın son günleri
Her sonda,her başlangıçta ve her defasında
Alır gibi başkasını karşımıza
Perdeler çekip,ışıklar söndürüp
oturup yatağın içinde bir başımıza
Sorgulamak kendimizi
Öğrenmek ikimizin anadilini,ikinci belleğimizi
Öğrenmek kendimizle hesaplaşmanın buzul ilişkilerini
Bu aynanın dehlizlerinde gezinirken görürüz
Karanlık günlerimizin kenar süslerini..."

Tamamı: http://epigraf.fisek.com.tr/?num=1088