Cuma, Şubat 17, 2012

sanırım en zoru kendini değiştirmek. kendini sorgulayabilir, yargılayabilir ve asabilirsin. ama sonuçta değişmiş olmazsın. kendi sınırlarına dan dan dan çarpar durursun. belki duvar çatlar, ışık gözünü alır ve gözünü kırpıştırır, ışığa alışırsın. ama alışkanlıklarını değiştirmek neredeyse imkansızdır. yeni bir duvar ve yeni bir dan dan dan...olacaktır. değişmem- ben böyleyim'le bir hayatın tadı tuzu gittikçe kaçıyor. tatlandırmak için hayatı daha fazla cesaret gerekiyor.

Cuma, Şubat 10, 2012

ölmeden yapmak istediklerim#1

...101 ya da 99 şey diye kitap ismi haline gelebilir!

Önem sırasına göre değil, akla gelene göre;

1-Paraşütle atlamak

2-Dalış yapmak
(bu derece miyopken biraz zor)

3-Latin Amerika (ve Sr_d'nin gittiği diğer yerler)

4-Ayağımın dışıyla uzaktan gol atmak

...

Cumartesi, Şubat 04, 2012

geometri

"garip günler geçip gidiyordu.

grevdeydi güneş, griydi gökyüz. gökkuşağı görünmüyordu. göçebe gemiler, gaddar gardiyanlar gibi gizleniyorlardı gecelere. göze geliyordu güzelim gençlikler, gelinlerin gamzeleri güçsüz gülüşlere gebeydi. geveze gırtlaklar gevşemiş, gözalıcı gelincikler gizlenmişti. gülkurusu göğüsler günbatımlarına güvenmiyor, genelevler gülüşsüzlük galerisi gibi görünüyorlardı guguklara. gönülsüz güışıklarına gücenen günebakanlar güneye göçüyordu. gepegenç güvercinler gönençle geçip gidiyorlardı giyotinli geçitlerden. gamlı geyikler gözyaşlarını göstermiyordu gayretkeş gergadanlara.

gelen geçiyor, gülüşler geçiyordu.

gururum gözaltındaydı, garip günlerin geçidinde.

gümüşi gitarların gürül gürül gürlerken gitmiştim gönlümün gülistanından gitmiştim. gözlerimi gömüp gülüşüne.

güle güle..."

(Yekta Kopan/Geometri/Kediler Güzel Uyanır/syf. 61)

Perşembe, Şubat 02, 2012

"yoğun karalardan çıktım, sızlıyor keşiflerim; burası başladığı yer mi bittiği yer mi denizin"

attığın onca kulaçlardan sonra gideceğin yer belli: burnunun dibi. çok uzaklarda olan bitenler aklıın içinde ve aslında onları hatırladıkça geliyorsun kendine. tuzlu su yuttukça öğüreceksin geçmişini ve aslında neler yutmuşum içten içe diyeceksin. eğer demezsen sen de iyi mide varmış ve kardeşim. kendini keşfettikçe ağrıyacak kemiklerin, güneşe verilmiş deri gibi gerim gerim gerileceksin; bağlantı yerlerinden kopacaksın, bağlantılarından kurtulacaksın, sonra yazcaksın yazcaksın kalemsiz kağıtsız bir hücrede, hücre duvarların yıkılırken, ayaklar altına alınırken, beyninin senin olduğundan şüphe ede ede, nasıl yutmuşum ben bu ayakları diye diye haşlayacaksın kendini kızgın sularında ayak yolunun. zorlama. kal orada. burası ne başlangış ne bitiş. daha çok sen varsın içinde. yazarsın. bakmışsın yaza doğru bir deniz kenarında bağlantıların gerim gerim geriniyor güneş altında. denizden çıkana sakın sorma; çünkü rotayı kimse bilmek istemez. herkesin rotası kendine. herkesin rotbalansı kendince. bu dengeler arasında bir denge buldukça benziyoruz birbirimize. kızma. anla. anlatırsın sonra da...

Çarşamba, Şubat 01, 2012

"cebimde yaşama sevinçli sandviçler var"

öyle veya böyle yaşıyoruz. iyi veya kötü. malzeme önemli tabii yine de karnımızı doyuruyoruz; yaşayıp yaşayıp posasını cebimize attıklarımız-çöp bulamayıp yolu kirletmeyelim diye- sonradan bize tat veriyor. sevincimiz, neşemiz baki kalmalı. spinozacı bir bakış açısı. mutlu karşılaşmaları artırmalıyız ki genç kalalım. arada bir kendi kendimizi yiyip bitirsek de hala boğazımızdan geçen üç beş lokma, boğum boğum yedi kat olan boğazımıda sekiz on kalori eder. toplamda hayattayız. sadece bu sevinmek için yeterli. ikisini birbirine ekleyip yaşam sevinci ediniyoruz.