Pazartesi, Haziran 13, 2016

Hayat ve keyfi

Önce okumayı kesmiştim, şimdi de yazmayı; okumaktan ziyade gözlerimle tarıyor yazmaktan ziyade aynı lafları evirip çeviriyorum. Arada bir dinleme faaliyetim var. Kendimi dinliyorum ama pek cevap vermediğim için o da kızıyor. Kelimelerin derinliği yok. İçimin de saflığı, enerjisi, azmi. O da boşa konuşuyor. Yaz gelince daha canlı, neşeli olma zorunluluğu varmış gibi... kışın kaçıp kurtulmak, kesip atmak, içip sızmak daha kolay. Hava karardıkça boynumu büküp, içe kıvrılabiliyorum. Bahar ve yazda ise etrafa bakma, gezip tozma, hayatın tadını çıkarma derdi çıkıyor bir de. Bir hayat var, bir de keyfi. Hayatı zor idare ederken keyfini ne yapacağız? Para, pul, vs. bulundu, bulunuyor. Keyif ise öyle inmiyor gökten. Çalışıp çabaladıktan sonra yorgunluktan onu tanımam zorlaşıyor. Gel şöyle otur diyorum. Otur sakin sakin kal şurada. Ama keyif, kahya tutmuyor beni. Coşkulu. Koşup gitmek, hoplayıp zıplamak istiyor. Yetişemiyorum. O yüzden duruyorum durduğum yerde; kolay olanı bu; o gelip benim etrafımda dönüyor. Yeteri kadar bekleyince her şey gerçekleşiyor. Güneş gibi ay gibi, zaman gibi geçip gidiyor etrafımdan. Bekliyorum sonra yine gelsin diye. Hiç bir şey yapmayan insan bile yılda bir kaç kere keyifleniyor böylece. Kitapların, yazmanın, aramanın, sormanın verdiği keyfi böylece doğanın döngüsü içinde buluyorum artık. Daha az dertli. Herkes gibi.