Cuma, Ocak 30, 2009

yaşamsal soru

Kurtuluş-Hacettepe (Öğrenci Sokağı)-Samanpazarı-Anafartalar güzergahından Ulus'a ulaştım; Ulus'a gitmek beni bir garip yapıyor; sanki hayatın çok kıyısındaymışım-asıl olan biten burada gibi geliyor. 10 dk yürüyerek nasıl bu kadar farklı hayatların içine girebiliyorum diye şaşırırken bir yandan da envayi çeşit dükkanın önünde geçiyorum. Aslında taşrayla bağım gayet kuvvetli; tam da bu gidiş gelişler-iki arada bir derede kalışlar beni öldürüyor zaten. Durabilsem bi yerimde...

Henüz birincil ihtiyaçlarımı karşılayamazken zevke sefaya para harcadığımı düşünürken, kendimi evdeki çoluğuna çocuğuna ekmek götürmek yerine bara-pavyona dadanan pis-düşüncesiz baba yerine koyuyorum. Sakallarım uzayıp, başımda bir kasket beliriyor, izmaritine kadar yanmış sigara dudağımı yakıyor... Biraz daha ucuzunu ararken alacağın malın, çarşıların-pazarların altını üstüne getiren teyzeler o yüzden kötü kötü bakıyor bana.

Peki bi oryantalist gelse de düşüncelerim, nereye ait olduğunu bilmemek canımı sıkıyor.

Gençlik Parkı, Sıhhiye, Necatibey, İzmir Cad. üzerinden orta-üst sınıfın arasına tekrar dalıyorum. Bana taksiye binme gibi kötü bir alışkanlık kazandıranlara inat, dünkü halısaha yorgunluğuna da keza, yürüyorum Cebeci'ye tekrar. Bir zamanlar evde kedim vardı dediğimde inanmıyor bir çoğu. Ben de inanamamıştım. Kedi-köpek, kadın-erkek derken, dün evi az daha yakacağım geliyor aklıma-acaba yine çaydanlığı unutmuş olabilir miydim ocakta? Bu yaşamsal sorular beni kendime getiriyor neyse ki...

Çarşamba, Ocak 28, 2009

Güneş aynı güneş
Balıkçılgınca bağırmakta
Bükmüş boynunu, eğiliveriyor, uçlarında pür telaş
Masmavi bir dalga

Bir dost, ellerinde ağ,
Sisli güvertesinde, odanın,
Duvarları daralıyor,
İç içe geçmekte kemikleri
Göğünkafesinin
Dostumun ellerinde ağ,
Anlatacak bir hikayesi var belli
Balıkçılgınımın

Mustafa Uçar

(http://www.antoloji.com/mustafa_ucar)

Çarşamba, Ocak 21, 2009

redd

Seviyorum bu grubu, sözleri çeviri koksa da... Kendime mi başkasına mı söylediğimi bi türlü kestiremediğim bi şarkıları, aynı zamanda albümün adı:

"akvaryumunda sana başarılar,
biraz yemsiz biraz keyifsiz kal.
sığ suyunda kıpırtılar...
biraz sessiz biraz kimsesiz kal.

bak kendin bile inanmıştın
sen tertemiz ve saftın.

kirli suyunda parıltılar
artık bir değerin var.

yalnızlığın tadı hep böyle kaçar mı?
bir gün kalbin elinde sessizce patlar mı?

artık yalnızlığın var
kirli suyunda parıltılar...

akvaryumunda sana başarılar
biraz sessiz biraz sevgisiz kal
bak kendin bile inanmıştın
sen rengarenk kraldın."

Pazartesi, Ocak 19, 2009

hrant dink

Hrant Dink, 19 Ocak 2007'de herkesin gözü önünde öldürüldü.

"şu farklı ama aynı yollarda, göz göze gelip susanlar.
oysa ne kadar benziyorduk birbirimize: aldandığımız şeylerle.
aslında birer fincan sohbet, şehrin soğuğunda hepsi bu.
en iyi dostlarımız ölülerdi nedense,
insanlar ki çoğu anlamaz sözden."

Pazar, Ocak 18, 2009

devam...

22.12.2005

soğuk, ıssız, geniş; zamanın öğüttüğü kavramlar, zamana dair kavramlar, onun dışına çıkmak güç, bekle ve geldin, oraya git, buraya gel, ne olacaksa sonunda bilmem, sadece akışına bırak belki de...

"zamana dair düşlerim, gemi benim kaptan benim,
bir de baktım ki batmıştı gemilerim..."

gemileri yönetme sanatı, yolunu bulma, yıldızlara bakarak haritayı okumalısın, bilmelisin istikameti, şansa bırakma geleceği; herşey kontrol altında olursa ne güzel olur hayat... boş insanlar, dolu anlar-mümkün mü, onlar da boşalır, bedenler akar bulanık suda, hiçbir şey görünmez, kurt puslu suyu sever, akıp gider, karanlık odada kara kedi ara, kendine dayan-bir sen varsın hayatta, hep tek başına!

Cumartesi, Ocak 17, 2009

huzurun dikeni de varmış

07.12.2003

huzurun dikeni de varmış, gülü seven için halihazırda bekleyen; sonsuz bir düzlükteyim-uzaktaki tepelikleri saymazsak, yemyeşille masmavinin ortasında salınıyorum ama bu kıymık! tedirgin edici, dilimdeki yara. yoğurdu üflemeli. kalem kağıdı arar oldum bu yabancılıkta, eski gözağrılarım... merhemim ve uyuşturucum... uyuşmuşluğumda dikenli tellerim; sınırdaki bekçilerim. ne oluyor çözmek zor, sınırlar keşfedilirken mayınlı araziye düşmüşüm sanki: kıpırdama, dur!


herşey yolunda böyleyken, ama beni durduran bir illüzyon değil gerçeğin ta kendisi. yıllarca uzaktan seyrettiğim, adına kelimeler sarfettiğim-işte burada! tanıştığıma memnun oldum-ben de, ben de, ben de...çoğalacak bu gerçeklik. mitoz bir hnegamede arasına alacak beni, "bizi yenemiyorsan, bize katıl", teslimat çok yakında, yapma!

Perşembe, Ocak 15, 2009

günlük

Erzurum'a trenle giderken günlük tutmaya başlamıştım; interrail hayalleri inner-raile yetişebildiği için, böyle bir tribe girelim demiştim zamanında...

19 temmuz 2003-diskötek'in evinden Gar'a yürüyüşün ardından binilen tren, uzun yolculuk...

İlk sayfa'dan:

"düdük çaldı; zemin kaydı ayaklarımızın altından-gerginlik: "bu dünya hiçbir zaman kafanda arzuladığın değildir" geçti klımdan... Anadolu-yol romantizmi, kafamda çok oynadım-başladı.

daha bilet kontrolü olmadan açıldı sepetler-poşetler-çantalar: halkım boğazına düşkün! köfteler, kızartmalar, kirazlar... benim okuma yazma zorunluluğum-sorumululuğum gibi onların da yeme-içme baskıları var demek ki içlerinde.

Arkamdaki tv seyrediyor-küçük portatif tv. Birileri koltuğu çevirmeye çalışıyor vagon girişinde.

Tedirginlik-gerginlik: bekliyordum aslında,devre bitti maç baladı tv'de, çocuklar vızıldaömaya başladı şimdiden... Görüntüler akıyor, kalemim de; uğulduyor dev makina ve ben gidiyorum katarın gittiği yere doğru, onun ardı sıra..."

Salı, Ocak 13, 2009

bazen

Dün sabah günlüğün sayfalarını karıştırırken geldi aklıma; Gül Kendine'nin en iyi şarksı:

"bazen eski sözcüklere bakmaz mısın?
onlar, nasıl küçük nasıl zararsızlar oysa,
ne yalanlar-ihanetler gizli orda
korkma, bir daha gelmem ustune

bazen eski defterleri açmaz mısın?
onlar yalan kokan o tatlı sayfalar
pistir ve temizdir sadece laf vardır orda
bir daha gelmem üstüne

çünkü ben kayboldum geri dönmem imkansız
hem uzak hem hoyrat senin ülken...
çünkü ben kayboldum geri dönmem imkansız
yine de mutluyum.
her şeyi her şeyi bıraktım artık çok mutluyum"

(yok canım, o kadar da değil!)

Pazar, Ocak 11, 2009

After Show Party

Uzunca bir süredir, bu kadar uzun süre hiçbir şey yapmadan durmamıştım. ya da

Uzun süre hiçbir şey yapmadan durmayı, uzunca bir süreden beri deneyimlemiyordum. veya

Hiçbir şey yapmadan durmaklığım, uzunca bir süredir bu kadar uzun sürmemişti.

Gerçi Masumiyet Müzesi'ni bitirmişliğim ve Kuyucaklı Yusuf'u yarılamışlığım var. Sırada, Sevda Dolu Bir Yaz ve Gecenin Sonuna Yolculuk var.

Dayı olacağımı dimağın önemli bir noktasına yerleştirip, Cenk Taner'in ikizlerine sevinmişliğim de...

Kitap için yazmam gereken yazıları düşünüp, artık çalışmaya başlamayı da planladım.

Uzun süredir görüşülmeyen arkadaşlarla yemekler ve hafta sonu alkolü... Gidiş gelişleri yüreyerek yaptım, yazılar öncesi önemli bir adım.

İnsanların yanında beni gürdükleyerek bir an önce yürümeye başlamak ve eve dönmek isteğini nasıl kontrol alacağımı henüz bilmiyorum. Hava iyiyse koştuğum da oluyor.

Bünyenin rahatlıkla ve mutlulukla bir alıp veremediği var; burası açık.

Çarşamba, Ocak 07, 2009

Gidiş-geliş

Sabırla ilişkin olan tren yolculukları, beklemenin ve bekleyerek olgunlaşmanın ne demek olduğunu anlatır birazcık. Bezgin Bekir moduna girilerek huşuya erilebilir. Bununla birlikte kitap okumak için de birebirdir bu bekleme anları. Yemekli vagonda 3 bira ile tüketilen 250 sayfalık Masumiyet Müzesi satırları, bir yandan gülümsetti bir yandan herkes ve herşey aynı dedirtti. Demek ki yazsam roman olur dediğim anılarım varmış. Kıçına tüy dikmekle tavuk olunmaz ama yine de yazarız belki...

Toroslar beni sakinlikle ardına kabul edip, bembeyazlığı aşarken uzun soluklu bir tantananın yerini soba başı kestane keyfinin alacağını biliyordum ki öyle de oldu.

Dönüşte, kulaklığından Ceza fırlayan genç yurttaşımız okuma keyfime turp sıkmasın ve biraz da yemekli vagona geçmem için mazaret oluştursun derken bu kez teknolojinin yeni harikası müzikli cep telefonları yakaladı beni koltukları yenilenmiş vagonda. İlişmedim ama bakışlarımla bir şeyler anlatmak istedim. Başarısız oldum. Ardından ben 400.sayfadayken tam, başka bir müzikli cep telefonu girdi içeriye; ondan daha sempatik sesler gelse de taciz tacizdir kardeşim diye hayıflanırken; yeni arkadaş bakışlara değil sözlere başvurdu: "Onun sesini kısar mısın biraz"

500.sayfaya doğru alkolle birlikte ilerlerken vagon sessizleşti, ben de bunu bir nescafeyle kutladım. Süt tozu yanında hazır paketteydi. Kullanmadım.

Bakışlarla değil sözlerle derdini anlatan adam, hesabı öderken görevliye "şuraya kaç saatte varırız" dedi, sanırım o vakta kadar uyanık kalmak istiyordu; her nedense ardından "benim şu çantadan başka arkadaşım yok, en azından o beni ısırmıyor" mealinde sözler söyledi, Görevli, saygıyla dinledi.

Bense beni ısıranları ve kendi ısırdıklarımı; beni arayanları ve aramayanları, arasam onlara söyleyeceklerimi, söylesem anlayıp anlamayacaklarını düşünmek üzereyken uyudum. Ama çok değil.

faaliyet raporu

1968 Öğrenci Hareketleri ve TİP

Yeni Başkentin Sportif Yüzü: Ankara Demirspor