Pazartesi, Şubat 23, 2009

çaba

hayatımın merkezini değiştirme çabalarım devam ediyor. daha önceki çabalarımın başıma ne işler açtığını biliyorum. akılsız başın kahrını ayaklar çekermiş, en azından ayaklarım biliyor şu yokuşu çıkarken... ve ardından savurduğum küfürler hayatımın çeperlerine çarpıp merkezine geri dönüyor. söylediğim sözler başımı yarıyor; sustuğum zaman da içim yarılıyor. neyse ki bu konuda iyiyim. en azından birşeyde iyi olmalı insan.

çabalarımın sonunda, can sıkıntımın oturduğu yerden bana gülümseyeceğine eminim. bugün agamben okurken, bi cümle geçti- anladığım kadarıyla, sıkıntının da hiçbirşey yapmama potansiyeline dair bişeylerdi... dolayısıyla bu çabalar, bir potansiyeli hayata geçirecektir. spinozacı bir çaba... eminim. gerçekten... yarılıyorum bak buna...

Perşembe, Şubat 19, 2009

daha dündü...

kuşkularım, buruk ve doymamış,
damlamakta akşamın derinliklerine.
bir şarkı söylüyor yorgunluk kulağıma.
dinliyorum...
daha dündü!
ama geçer nasıl olsa!

uykunun en güzel diyarlarını tanıyorum.
asla gitmek istemiyorum oralara.
henüz bilmiyorum, kapkara göl
nerede son verece acılara.
bir ayna varmış orada,
parlak ve sağlam bir ayna,
ve istediği, bize,
acının yansımalarıyla,
derinliklerini göstermekmiş.

ingeborg bachmann (çev. ahmet cemal)

Çarşamba, Şubat 18, 2009

sıkıntı

"Kuru kuruya yaşamak mı dediniz, tam bir tımarhane! Hayat, gözetmeni sıkıntı olan bir sınıfa benzer, zaten her dakika tepenizdedir, ne yapıp edip, mutlaka çok ilginç bir şeylere ilgileniyormuş gibi yapmalısınız, yoksa gelir başınızın etini yer. 24 saatlik basit bir zaman dilimi olmanın ötesine gidemeyen bir gün, tahammül edilemez birşeydir. Gün denen şey, mutlaka upuzun ve neredeyse dayanılmaz bir zevk silsilesi olmalıdır, uzun bir çiftleşme olmalıdır gün, ister seve seve ister seke seke.

Böyle olunca, zorunluluk karşısında şaşkına dönmüşken, her bir saniyenizin içinde bin çeşit başka şeyin ya da yerin arzusu sıkışırken, insanın aklına ne de iğrenç fikirler geliyor."

(G.S.Y./Celine/s. 393)

Pazartesi, Şubat 16, 2009

gece

"bu işte herhangi bir sorumluluğum olup olmadığını kurcalıyordum. Evim soğuk ve sessizdi. Esas gecenin yanında, benim için biçilmiş özel ve küçük bir gece gibi. Ara sıra dışarıdan ayak sesleri geliyordu ve yankısı odamın içinde daha yüksek sesle giriyor, vızıldıyor, sonra da sönüyordu... Sessizlik. Şöyle bir bakıyordum yine,dışarıda, karşıda hala birşey oluyor mu diye. Aslında olup biten, sadece kedi içimdeydi, kendime hep aynı soruyu sora sora.

Sonunda bu sorunun üstüne yatıp uyuyakaldım, kendi özel gecemde, bu tabutta, yürümekten ve hiçbir şey bulamamaktan o kadar yorulmuştum ki."

(G.S.Y./Celine/s.326)

Pazar, Şubat 15, 2009

unutmak

"her alanda asıl yenilgi unutmaktır, özellikle de sizi neyin gebertmiş olduğunu unutmak, insanların ne derecede hırt olduklarını asla anlayamadan gebermektir. Bizler, mezarın önüne geldiğimizde, boşuna şaklabanlık yapmaya kalkışmamalıyız, öte yandan unutmamalıyız da, tek sözcüğünü bile değiştirmeden herşeyi anlatmalıyız, insanlarda gördüğümüz ne kadar kokuşmuşluk varsa, hepsini, sonra da yerimizi sıradakine bırakıp, uslu uslu inlemeliyiz deliğin içine. Tüm bir yaşamı doldurmaya yetecek bir uğraştır bu."

(Gecenin Sonuna Yolculuk/Louis-Ferdinand Celine/s.41)

Pazartesi, Şubat 09, 2009

dalga

Ne vakit yeni bir dalgaya kendimi kaptırıp, bir şeylerin peşinden sürüklensem, sonucunda karaya vurmam biraz sert oluyor. Çok mu fazla tutkuyla bağlanıyorum yoksa fazla mı kopuyorum geçeklikten-don kişotluğa bağlanıyorum; anlayamadım... Birileriyle birlikte birşeyler yapma hevesim var ama onun sonuçlarına katlanma isteğim yok sanki...

Üniversite yıllarının müzikal heveslerini, duygusal dalgalanmalar aldıktan sonra şimdi de sportif mevzuların felsefesine girişmişken, teori-pratik çakışması, resmen tokatladı yüzümü. Nerede hata yaptığımı bulursam, hemen paylaşacağım ve sorunu çözmüş olmanın mutluluğu ile İzlanda'ya taşınacağım.

Cumartesi, Şubat 07, 2009

vega

can sıkınıtısına, kızgınlığa ve kırgınlığa birebir Vega.

Hafif Müzik'ten pek beğendiğim iki şarkının sözleri:

O Şarkı:

yarınların bugünden bir farkı yok, hiç olmadı
dünya dönüyor ezelden eğri
yok... hiç doğrulmadı
gözleri güldüren bir şarkı yazılsaydı...
yazılmadı, yok, yok
ayıp olur mu son bir vursaydın kalbim
yorgunsun çok, çok


son bir kez yine ona gideceğim
son bir kez dudağını öpeceğim hayatın
vur kalbim!
son bir kez yine onu göreceğim
son bir kez bileğini bükeceğim hayatın
vur (izin ver) kalbim

o şarkı yanımda yok, gel yine de
bir öpücük geçerse veririm yerine
üzülme.

Sokaklar Tekin Değil:

dışarıda seni gördüm, beni sordun
bakarken acıtıyordun
sokaklar tekin değil.

buz gibi kapıları sabırla kapatırken
ağlıyorum yavaş yavaş karanlığa boğulurken

benim diye bu evdeyim ve karnım tok
ve aynada, bu aynda yine kimse yok
yine kimse yok
silah sesleri geliyorlar içimden hiç yokken
şüphe ediyorum ellerimden
ellerimden...

Perşembe, Şubat 05, 2009

ilk

Bugün hayatımda bir ilk oldu sanırım, sokaktaki çocuklarla şakalaştım.

Hala yaşama belirtileri gösteriyorum.

Çarşamba, Şubat 04, 2009

duymak istedikleri...

İnsanlara duymak istedikleri sözleri söylesydim, şimdi çok başka bir hayatı yaşıyor olabilirdim. İhtimal. Tersine, içimden geçenleri, hissettiklerimi söyleyince işler karıştı. Mutlak. Sözlerin etrafından dolanmak yerin üstüne basıp geçince elimde avucumda bir şey kalmadı.

Sinirden mi stresten mi yorgunluktan mı neden olduğu bilinmez, yoksa günahların kefareti mi, bi hastalık beni yatağa bağlayınca düşündüklerim pek iç açıcı olmadı. İçim açılmadı bi türlü; nice tuz ruhları işe yaramadı.

Yokuşun tepesine beni hapse atanlar, demek ki bir kumpasın ajanlarıymış. Aşağıda hayat akarken, ben kıçımı kaldırıp inemedim. İndiğim yerde de bataklık vardı, hareket edemedim.

Bu kumpasın adının "roko" olduğunu şimdi daha iyi anlıyorum.