Perşembe, Kasım 24, 2011

delil

Bir kentin delileri, yaşanmışlıkların delilidir. Bizler ç,izginin öte yakasında kalarak bu yaşananları biriktirmeye devam ediyoruz. Çizginin berisinde kalanlar ise bunları haykırmakta ısrarlı. Biz neyin deliliyiz? Ne zamana kadar dayanabileceğiz? Biriktirmeye devam ettikçe, karanlık noktalarımız da koyulaşıyor.

Yıllar boyu arşınladığım o mutat hattı yeniden harmanlarken bunları düşündüm, Atatürk Bulvarı üzerinden Meclis önünden Paris Caddesine çıkıtığmda buradan daha önce akıllı ve deli olarak geçişlerimi düşündüm. Görebildiğim kadarıyla kanım hala kırmızıydı; belki bunun rahatlığı sinmişti üzerime. Hala nefes alıp vererek karanlık noktalara ses olabiliyordum. Ama bunu deli dolu yapanlar da vardı. Bir köşede durmuş bağırmataydı. Neler olup bittiğini kimse anlamadı. Delilerin delaleti kimseden sorulamazdı. Benim kara kırmızlığım, hatıralarımın deliliydi oysa ki; orada çok kar yağmış, yağmurlar akmış ve terler silinmişti. Bunların ne kadarı bir ünite ederdi?

Cuma, Kasım 11, 2011

10+10+9

Çokça şehir, çokça değişiklik, daha az insan, biraz fazla anı. Üçleme öncesi biraz daha birikmesi gerekiyor. Demlenmesi gerekiyor. Gerekenler eldekilerin üstünde. Bildiklerim bilemediklerimin altında. Altı üstü bir hayatı, sessiz sedasız yaşıyoruz. Arada bir herkesin bağırdığı gibi bağırıyorum, hatta hayatta bunun içn özel yerler tahsis edilmiş, oralara gidiyorum. Çoğunlukla bekliyorum. Bekleme arası zamanları şu ana kadar iyi değerlendirdim. İyi bir bekleyenim. Harekete geçtiğimde net sonuçlar almak istiyorum.

Bi' zamanlar 30umu göreceğimi pek ummuyordum, bugün onun ilk sabahına uyandım. Şimdilik durum iyi.

Cuma, Kasım 04, 2011

Kasım, robdöşambr'la başladı. Robe de chambre. Ev kıyafeti; öteden beri özendiğim, tabii ki babamdaki bordo olanla hayatıma girmiş bir imge. Türk filmlerinde, elde viskili kötü adamlar gibi değilim; kahvaltısının ardından kahve ve gazete ile uğraşan bir yeniyetme akademisyenim.

Klasikle bağlantım güçlü. Anneme çizgili pijama diktirmişliğim de var.

Yaşımdan önce gelmiş bir olgunluk mu (okuldan da kaçmamıştım zaten) yoksa hızlı koşup çabuk mu yorulduk?