Salı, Mart 29, 2011

bir hissin peşinde

Yeteri kadar alakol sonrası Dokuz Sokak'a tırmanıp, üç arkadaş şiir yazmıştık; bir dize o bir dize o; o zamanlar m. henüz askerdeydi ve odası bana aitti. O şiiri arayıp bulmaya heves ettim dünkü Kaybedenler Kulübü izlencesinden sonra. 6.45'lik olmasa da yine de herhangi bir fanzinde rahatlıkla yer bulabilirdi. Mesela, Raté... Fanzin dünyamızın baştacı; sonra saçmalığın iki kavramı. Her yazdığımızın kayda değer olabileceği sanrısı o zamanlardan bünyemi sarmış demek ki. Kendimiz yapıyorduk ve oluyordu. Henüz geçntik, neyse ki hala genciz ve bazı şeylere erken vakıf olmuştuk ve neyse ki onları unuttuk.

Kısa bir durgunluk dönemi herkese iyi gelebilir. Kendini vakfedeceğin yeni şeyler bulmak, yaratıcılığı artırabilir. Aslında herşey bir hissin peşinden gitmekle ilgili; o hisler (hissiyat) seni bazen harekete geçiriyor ya da durduruyor. Hissi neyin beslediğinden tam emin değilim ama sakin olmak bunun önemli bir kaynağı olabili. Ki o zamanlar sakin değildim ve herşeyi hercümerc içerisinde birbiriyle bağlantılandırabiliyordum. Sonra ortaya çıkan arapsaçının aslında ben olmadığıma karar verdim. Çünkü atalarım Viking'ti ve soğuk sularda soğuk kanlı kalmaya alışıktı. Torosların tepesinden Konya Ovasına doğru kayan gemilerim, Anadolu'nun merkezi bir noktasında, gemicilerin uzun olduğu bir alanda, Cebeci çayırına yakın bir yerde demirleyince anladım ki, demir metaforu üzerinden herşeyin başka bir anlamı var. Sonuçta durup beklemek ve olmasını istemek, olmayacakların arasından olabilirleri seçmek, hiç yoktan iyidir. Hiç olmaktansa iç olmak, içten içe bir yol tutturmak, son istasyonun yakın olması kadar mutluluk verici.

Cuma, Mart 11, 2011

her türlü iklim koşuluna alışık bünye

"zorunlu olmadıkça evden çıkmayın" uyarılarına hassasiyetle uyuyorum. "toplu taşıma araçlarını kullanın", zaten allahın emri. bir taşımlık canım var, onu da yollarda bulmadım. çoğunlukla herhangi bir taşıma aracına binmem ve yürürüm. bu karda kıyamette hiçbirini yapmıyorum tabii ki; oturuyorum. "ücretsiz izinlerdeyim, ta başından". kafa izni, ayak izni, kar izni... karda yürüyüp belli etme izini. o değil de gideceğimiz memleketlerde, bu kar kıyamet değil, gündelik hayat... dizlerime kadar yürüdüydüm birinde sabahın köründe otobüsten inip. sorun değil; her türlü iklim koşullarına alışık bünye, dağ bayır, dört duvar, çayır çimen ya da sadece bir ben. nerede olduğundan çok nasıl olduğun önemli. şimdi bu kar esaretinde tek başına olmak, nasıl koyardı... kar altında kalmaktan beter olurdu. ama sırf fotosunu çekeyim diye burnumu dışarı çıkarıp geri içeri giriyorum. içerisi, iyi.

Çarşamba, Mart 09, 2011

8-9 Mart Ankara Kar Yağışı

dün başladı;

bugün devam etti: