Perşembe, Ağustos 30, 2012

" 'kendimi bırakmalıyım' diye söylendi. direnmekten vazgeçmeliyim. yaşamalıyım ve görmeliyim. bilmediğim bu ülkeye yolculuktan korkmamalıyım. kimsenin ilgilenmediği bu silik insanların dünyasına girmeliyim. selim'in yolculuğu yarıda kaldı, aklı da... benim ne işim var onların arasında? olur mu selim? ben onları ne yapayım? onlar beni ne yapsınlar? öyle deme turgut. seni görünce nasıl sevinirler bilemezsin. benden de selam söylersin. kusura bakmayın işi çıktı gelemedi dersin. onlar anlarlar. rüya gibidir turgut: aklınla karşı koyamazsan birdenbire bir kapının önünde bulursun kendini. hepsi kapının önünde birikmiş sen bekliyorlar. onlar seni istiyorlar selim: tutunamayanların prensini istiyorlar. öyle anlatmadık mı kerhanede? sen anlattın turgut. (...) onların kahramanı sensin. bir kahraman bekliyorlardı yüzyıllardır. kendileri gibi olmayan, gene de onları anlayan bir masal kahramanı. gir içeri, bekletme zavallıları canım kardeşim!"

(o.a./t./s.320)

Çarşamba, Ağustos 15, 2012

büyüyoruz bazen, haberimiz yok. taşrada 1 hafta daha büyüdüm. şimdi ara verdim büyümeye, tatile çıktım. sonra yeniden devam edeceğim ölü hücrelerimi atmaya. gelip geçen zamanı yakalamaya... 1 haftalık yeni hayatımıza deniz kokusu parantezi açıp sonra saman kokulu kağıtlara döneceğiz. noktasız virgülsüz onlarca sayfa okumaya devam edeceğiz. tutunamayanlar'ın ikinci gelişi sona erecek ve yeni bir mevsim başlayacak. yeni bir hayat eskisi gibi devam edecek. yeni bir hayat eskisi devam mı edecek? yeni bir hayat eskisi gibi devam etmemeli. büyürken elimize yeni hayat rehberleri verilmeli.

Pazartesi, Ağustos 06, 2012

Aslında Ankara...

Ankara aslında evimin içiydi, kafamın içiydi, canımın içiydi. İçin için sevdik kendini. Çok evler, çok sokaklar gördük. Benimki gibisi yoktu. Karı, soğuğu çoktu. Her saatinde yürüdük. Yürüdük de yürüdük. Uzun mesafeler kat ettik. İçimizde. Sonradan taksiye alıştık. Oturganlaştık. Oturaklaştık. Daha az hareket eder olduk; hararet daha az yükseldi. Günlerce kapımı açmadığım zamanlardı Ankara; kapımın çalınmadığı; arkadaşlarla küs olunan günlerdi. Sonra güneş açtı, yeniden keşfedildi Ankara Frig istilacılarla. Kapılar, perdeler açıldı. Aslında sürekli döndüğüm yerdi Ankara; bazen boşa döndük şarkıda dediği gibi. Kendi içimde dönüp durdum. Arada bir durdum nefes aldım. Bazen çok derin nefes aldım, başım döndü. Islak çimler ayağımı üşüttü. Ankara manzarası boynumu büktü. Aslında Ankara saçlarımın dökülmesiydi, bitmeyen eylül ayında Adana'ydı, tren yollarıydı, dağlara paralel ve dikine uzanan, otobüs biletleriydi, otobüs koltuğuydu, mola yerleriydi, gece içilen çorbaydı, eve gitsem de uyusamdı. Aşk peşinde koşmaktı. Can sıkıntısıydı. Oyun bozanlıktı. Oyuna ayak uydurmaktı. Oyunu kuralına göre oynamaktı. Yalnız uyanmaktı. Birlikte uyanmaktı. Çift kişilik yaşama alışmaktı. Çift kişilk yatağa alışmaktı. Sabah beraber uyanmaktı. Sabretmek ve kendinle savaşmaktı. Uzun mesafeler kazandık yürüyüşümüzde. Olgunlaştık. Aferin Ankara sana!

Pazar, Ağustos 05, 2012

başlangıca doğru

onca mekan değiştirip, gezip tozup, parça parça hayatları birleştirip, toza dumana kesmiş hayatı durgun hale getirmişken; benim/bizim/buralıyım dediğim bir yerde demlenmeye başlamışken yeniden uyandırılıyorum yola devam sireniyle. kök salmaya başlamışım meğer. kıpırdamakta zorlanıyorum. şimdi çekip çekip kendimi geriye, ileri doğru gitmenin yollarını arıyorum. ayaklarımı sürüye sürüye ve burnumu çeke çeke, gözlere tazyik eden hisleri durdura durdura ve nihayetinde yediboğum boğazda yutup yutup kelimeleri başlangıç çizgisine geliyorum. sona doğru varıp, yeniden başlıyorum.

bu kadar romantik olmayabilirdi ayrılışım. ben değil, kartonlar suçlu. beni bu değişim anında kendimle baş başa bırakan yıldızlar suçlu. ben suçlu değilim. beni kendime yapıştıran koli bandı suçlu. ben sadece harflerin peşindeyim. onları yaşatan çizgilerin... yan yana gelip anlamlı bir bütün olana kadar başımı döndüren çzigilerin. avuç içi çizgilerim, alın çizgilerim, şakak çizgilerim. hepsi birleşip beni yönetiyor. ordan oraya savuruyor. kök salmamla birlikte çizdiklerini hatırlamaları bir oluyor. sonra ben toplaya toplaya bir oluyorum kendimle. yapıştıra yapıştıra var oluyorum parçalarımla bir bütün. yeniden dağıtmak üzere...

Cuma, Ağustos 03, 2012

harfler

ankara'nın ikinci harfiyle niğde'nin ilk harfinin aynı olması, nasıl bir tesadüftür? ya niğde'de hiç a seslisinin olmaması? bunların taşıdığı imalar, anlamlar ve gizemler... işte yeni hayatımın ilk ipuçları bunlarda gizli.

Perşembe, Ağustos 02, 2012

sona doğru

ankara'da sona doğru gidiyorum. gerçeklik kapıda. ne zaman karar verdim, nasıl bağladım kendimi geleceğe? geçmişte daha pekçok şey vardı yapacak. daha ne kaldı yapacak? ayıp etmeyelim geleceğe; geçmişten devralıyor bakiyeyi... saçlarım azalıyor, heyecanım azalıyor, günlerim azalıyor. bugün biraz gezindim eski sokaklarda, dökülmüş saçlarımı takip ederek. beni geleceğe götüren gerçeğimi hatırlamaya çalıştım. aslında iyi bir adamdım ve iyi kalmak için çabalıyordum. sonuçta iyiliği koruyacağım sığınağımı buldum.alfabenin en sevdiğim harfine sığındım.

Çarşamba, Ağustos 01, 2012

el birliğiyle, ittitre ittire iki m'li temmuz'u sonuna getirdiniz. mmli başka ay mı bulacaktınız; aşın size ğ'li ağustos.

hem bu benim son mmlerim ankarada. tam da bir ğli ayda gelmiştim evime. aslında eylülde gelmeye alışıktım kente. adananın sıcağında binip sonbahar sabahlarında titrediğimiz başkente. şimdi  başka kentlerde titreyeceğim; çünkü bu benim gerçekliğim. kapımda bekleyen ve sabırla orada duran bu adamcağıza daha fazla direnemem. bunca gezip tozmanın, onca görüp yoklamanın, tonlarca anının bedelini ödemek zorundayım. zaten bu benim tercihimdi. alfebeden yeni bir harf seçmem gerekti.