Salı, Temmuz 28, 2009

13.07.09-12.20;uçak.

Bologna'dan havalandık, Paris'e gidiyoruz. Hava açık, gökyüzü parlak, dünya yuvarlak. Yanda Heidegger okuyan abla, kulağımda "şimdi sen uzakta, saydam bir şehir tadında, batıda, yaran açıkta..."

Yorgunluk yüzümü asıyor, gözlerim yanıyor. Ülkeler aşıp yollar kat erderken, kendimizi de aştık biraz. Olmaz denen birşeyi yaptım kendi adıma; bulutların üstünde, yeni bir benin izlerini buldum, takip etmeliyim.

Pazar, Temmuz 26, 2009

"hayat kurtarır bazen, telefon hatları..."

kafcamus'un gösteri toplumu eleştirisine girebilir bu satırlar, ama radyo 1'e telefonla bağlanıp mülakatta bulunduktan sonra, annemin alkışlayıp babamın bana sarılması, kendi açımdan kayda değer bir durumdu. Üstüm başım terra rosa'ya bulanmışken, odalardan birinde telefonla bir aşağı bir yukarı gidişim, komik görünüyor olabilir. Ama genelde telefonla konuşurken oturup kalamam; illa ki yürürüm. Gerginliğimn temeli, derdimi telefonda anlatmakta zorlanmamdı; yazmanın kolaylığı kadar konuşmak zor geliyor çoğunlukla. Acaba yazıya mı haksızlık ediyorum diye düşünmüyorum değil. Kaydetmeye çalıştığım yayında kendimi sesimi duymaktan şaşırmıyor da değilim. Ayrıca bazen söylediklerimin aslında düşündüklerim olmadığını da kabul etmiyor değilim. Değilin değillemesi, kendi etmez; bilirim.

Cümleleri aslında o kadar derli toplu kurmamışken kafamda, kelimelerin, özne-belirtili nesne-zarf tümleci ve yüklem şeklinde oluşması da bir garip. Yazdıklarımı okuduğumda olduğum gibi, kendi sesimi de bir yerde dinleyince, çok itici buluyorum. İnsanların bana niye dayanamadıklarını anlamak daha kolay bu anlarda.

faaliyet raporu

Antirazzisti'nin Ardından-Radikal İki

Hikaye Yeniden Anlatılıyor-Radikal Kitap

iki yıl okul tatili

İki yıl okul tatili, Jules Verne'in kitabı, okurken korkmuştum sanki; öyle hayırlıyorum; bir yandan da her tatil öncesi düşünürdüm, bu kadar uzun tatil olsa ne yaparım diye. Okulu severdim, kaytarmayı seven haylaz bir çocuk değildim yani, lisede bile okuldan kaçmadım heralde! Benden adam olmaz.

Geçen yazı tatilsiz, ondan öncekini de sevimsiz geçirince, bu yılki tatiller, iki yıl okul tatili gibi geldi bana. Ankara'yı özlediğimden değil, evimi özlediğimden daha çok... Ki bu yılın kayda değer, hayat değiştirici, ilim irfan artırıcı, memleketler dolaşmış bir serüveni olmasına rağmen! Mustava'nın deyimiyle, "dost ve kardeş ülke" topraklarına girmiş gibi oldum Aşti'ye gelince.

Yiyemediğim halde topladığım fasulyeler, dalından koparıp hatır hutur yuttuğum salatalıklar, dibine gübre koyduğum domates çitilleri... Şimdi biraz daha boynu bükük kaldı. Ama getirdiğim kilolarca soğan, gururlu ve mutlu. Bizimkiler beim adıma diktiği için, mecnuren getirmek zorunda kaldım!

Şöyle bi oturup düşününce, yarı zamanlı Paris ve İtalya günleri, belki yeni bir yazı yazdırır, kim bilir.

Pazar, Temmuz 19, 2009

hat

Bologna sokaklarından, Akdeniz şeridine, oradan Torosların eteklerine uzanan bir hat... Noktaları birleştirince çıkan resim, bir hayaletin silueti; geçmişle gelecek arasınd salınıp duran. Hat-tatlara soracak olursanız, değerleri çok sonradan anlaşılır, ya benim o kadar sabrım var mı. Korkutmaktan vazgeçen hayaletler, Cebeci Stadı'nın altına yerleşiyordu en son.

Çarşamba, Temmuz 15, 2009

08.07.'09-20.30

Casalecchio'ya geldik sabah 10 gibi; çadırları kurduk, pankartı astık, etrafı kolaçan ettik, alışıyoruz,gittikçe kalabalıklaşıyoruz; çadrırn etrafı iyice kapandı. Tek tük Türkle karşılaştık, biri İngilizlerle gelmiş, diğeri Almanlarla... Akşam bi İngiliz ekibiyle dostluk maçı bile yaptık. Yemek biraz sıkıntı, dah doğrusu para azaldı. Yol, kalacak yer derken beklediğimzin üstünde para harcadık. Paris ziyareti planları bozdu.

Her milletten insan var, mahşer yeri gibi, çeşit çeşit dil, tepki, ses, mimik; bi ton pankart, bayrak. Keyifli ama yorucu olacak.

İnsanlar beklediğim kadar samimi değil, yardımlar sınırlı ya da olması gerektiği kadar.
06.07.'09-19.00, Bologna;

Arka sokaklarda kaybolma denemeleri... En kötü binanın içinde bile bir sanat galerisi var. Geçmişin sesi hala sokaklarda ve ısrarla duyulmaya devam ediliyor.

Piazza Maggiore'de Neptün Çeşmesi'ne karşı biralar... Bangladeşli ağbinin, Eurasia Marketi'nden alınma. Öncesinde kulelerin dibinde, dilim pizza. Fırıncıların kızları!

Salı, Temmuz 14, 2009

Eyfel'e karşı...

05.07.'09; 23.00-Paris.

Eyfel'e karşı şarap içiyorum, çimenlerde oturuyorum kalabalığın arasında, her dilden sesler geliyor kulağıma, geç gelen bir kavuşmanın kekre tadı... Burada mıyım diye soruyorum.
Gittim ve geldim. Eski ben değilim. Eskisinden çok daha eskiyim. 8 günlük ses, gürültü, kalabalık, yolculuk, yabancı kelimeler, kimseyle tanışmadığım sokaklar, bilmediğim yollar, haritalar, tabelalar, beklemeler, beklemeler, beklemeler, iniş kalkışlar... ve ev.

Cumartesi, Temmuz 04, 2009

yolculuk

Niğde'den sonra belki de kişisel tarihimin en kritik yolculuğuna pek az zaman kaldı. İçimde büyüyüp duran ve yukarı doğru çıkan şey, Air France'ın koltuklarında kendini açık edebilir. O anda yanımda bulunanlar buna tanıklık edebilir. Gözünü kapatıp vazifesini yapanlari eşten dosttan duyabilir. Cesurca atılmış iki adıma sahip olduğu için, Niğde ile Bologna kardeş şehirler ilan edilebilir; sesimi çıkartmam. Çıkartacağım şey belki bir inilti olabilir. Geçmiş yılların inlemesi... Hicaz makamı.

Yaptığım pekçok kritik yolculuğa haksızlık etmek istemem; İzmir'e, Artvin'e, İstanbul'a... Hepsi an itibariyle önemliydi ama bu bir başka. Misak-ı Milli sınırları geçilerek, ecnebi kuvvetlerle temaşa içinde olmak, elbette içeride büyük bir münakaşa doğurmakta. Bir grup teslimiyetçi, manda yönetimi istemekte hala. Bağımsızlık aşkıyla yanıp tutuşanlar ise, ateşe barutla gitmekte.

Çantalar hazırlanıp, listedeki maddeler özenle silinmekte. 40 gündür uğraştığım Ürdün Demokratikleşmesi, benim özgürleşmem için bir aracı olmuş, kimin umrunda. Teze bu yönde bir bölüm ekleyebilir Mohammed kardeşim. Çevirisi ve redaksiyonu, bedava, söz!

"Cesur olsaydım, gelir miydin benimle? Bu şehirler, kasabalar...Sonuna kadar...Konuşabilirdik, sevişebilirdik, böyle şeyler işte; böyle şeyler..."

Perşembe, Temmuz 02, 2009

dar vakitlerde seviştik

biz varlık görmedik bilirsiniz,
varlık görmedik ama seviştik.
en dar vakitlerde yerli yersiz,
kadınlarla kızlarla seviştik.

bir yanımız kan revan içindeydi,
bir yanımız sütbeyaz akşamlarda...
meydanlarda kaldı ellerimiz kollarımız,
delik deşik hasta sedyelerinden
bakışlarla gözlerle seviştik.

aşkımız eskiden kalma bugünlere,
ne yalan ne gerçek olduğu gibi
buğdaysız pamuksuz ilaçsız,
yokluğa karşı gizli kapaklı,
bulutlarla yıldızlarla seviştik.

buğdaysız pamuksuz ilaçsız olsun
-aşktan iyisi var mı?-
ölenden öldürene geçen sevdayla
yüz yıl sonra bin yıl sonra on bin yıl sonra
yaratacağımız dipdiri hazlarla seviştik.

seviştik ya elbet sevişiriz...
sevişmek oldum olası bizim işimizdir.
bir ateş varsa dağlarda,
bir ateş varsa karanlıklarda,
bir ateş varsa bomboş şehirlerde,
bizim ateşimizdir.

(turgut uyar)

Çarşamba, Temmuz 01, 2009

param olsaydı...

Çok param olursa kendim için istihdam edeceğim üç kişi:

1-Trajedi yazarı,
2-Yol yordam gösterici,
3-Belge toparlayıcı.

SSK'lı tabii..