Perşembe, Nisan 10, 2008

yazmak üzerine...

(sanırım hiç bi yerde yayınlanmadı; ben bile unutmuşu yazdığımı böyle bir şeyi; buyrun...)

yazmak yazmak kazmak içten içe içeri gerisin geri dalmak salmak kendini sallanmak (sallama!) dalmak dalgalanmak durulmak bir çıkış yok takılı kaldım kendi labirentimde beylik cümlelerin içinde eski günlerin bedbinliğinde, bu bir zihin arkeolojisi, kazma kürek olur kalem kağıt (ve yeni dönemde klavye-ekran), çıksın diye bir şeyler eşelediğin toprak: bilinç.

bilincin içinde akmaktır yazı, bilinç akışı, gayya kuyusuna giriş ya da ordan çıkış, karşılaşacakların hoşuna gitmese de bu sensin, kelimelerin rehberliğinde ilerlemenin sonucu, kılavuzu kelime olanın burnu kendinden çıkmaz, çıkardığın parçalar anlam bulmaz, sen yüklersin anlamı, hangi dönemlere ait olduğunu, soyutluğun uçsuz bucaklığı, özgürlük bu olsa gerek, dil denen şeyde kendini buluyor, aktarımın gücü, paylaşım derdi, bölüşüm derdi, çizgilerin devamı, kendinden çıkmak ve kaybolmak bu işteşlikte en sonda bulacağının kendi olduğuna dair önsezi: kitabın sonun okumanın verdiği gıcık duygu, yine de kelimelere inanç, alt alta ya da yan yana farketmez, yazmak şekilleri bozmaktır, yeniden kurgulamaktır, kurgulara kurban olmaktır, mastar ekidir, fiilden isim türetmektir, yapılan iş ve yapan arasında bağ kurmaktır.

Yazar arkeologsa kızgın bilinç çölünün üstünde, kamuflajı imgelerdir çalışabilmek için rahatça, yaşam bir cehennemse gölgelik yer arayan hayalperest için, arkeolog da kendi kendini yer bu uğurda özüne ulaşabilmek için kelimenin, sırrına vakıf olmak çölün: çılgınca bir istek, “yazmasam çıldıracaktım”, sahip olmak istemiyorum o gizeme, henüz hazır değilim, istek kipi fiiller yetmez, ulaşılacak olan gerçekten istenen midir bilinmez, yazı kendinden kaçmakla kendini kovalamak arasındaki kısır döngüdür, kalakalmaktır, tıkanmak, konuşamamak, o sırada işlemeye başlar zihnin kelme üreten çarkları sese dönüşmeden şekil alır, “makinaya hoş geldin”, parmaklara akan enerji, kimi zaman saza vuran mızrap olur, ya da cinnet tetikteki, yazar ancak kendini yargılayabilir başkasını kullansa da, kelimeleri öldürür bir beyaz kağıtta, bir kaşık suda boğar kendini, bir hiç uğruna, boyun eğ kelimelerin kılıcına, seni özgürleştirecek ondan tadacağın ölüm.

1 yorum:

sallanyuvarlan.blogspot.com dedi ki...

Küçük iskender yazmak hakkında şöyle der.

“Yazma eyleminin kendisi hiçbir soruya cevap oluşturmaz. Yazmak istemek, yeterlidir. Yazdıklarınızın fuzuli olduğunu düşünseler de, yazmak istemek gerçekten yeterlidir...