Kayıtlar

tüm Demirsporlar'ı seviyorum!

Tüm Demirsporları seviyorum; onların hepsi kan kardeştir; mavi-lacivert denizin farklı kıyılarıdır; armaları gibi kaderleri birdir... Demiryolunun iki rayıdır onlar, son durağın yakın olması umurlarında değildir... Adana’daki için, Seyhan Oteli durağında inip, iki yanında da turunç ağaçları ile bezeli -ki o turunçların kuzenleridir Gazi Ortaokulu’nun bahçesinde, bankların ayakları arasından geçirmek için teptiğimiz, suyu çıkana kadar peşinden koştuğumuz- yol boyunca benim gibi stada süzülenle beraber, kebap dumanları arkasına saklanan 5 Ocak’ın eteklerine sığınmayı, ya da Gazipaşa’yı turlayıp atkılarla, formalarla ele güne maça gittimizin duyurusunu yapıp, Vali Yolu’ndan ya da ara sokaklardan, içimden şarkılarla alkışlarla ortalığı inletmek gelse de, çoğunlukla sessizce kalabalığın arasına karışmayı, sonra içlerinde olmasam da yanlarında olmayı sevdiğim şimşekler in huzursuz bekleyişlerine ortak olmayı severim. Onların arasından şöyle bir stad çevresini turlayıp, mavilacivert denizde...

bunu evde deneyin!

Ankara Caz Festivali kapsamında Michele Rabbia-Antonello Salis ikilisinin konserine gitme şansı buldum, 24 Kasım gecesi. Bu yıl 10.su düzenlenen etkinliğin mutat mekanı ODTÜ Kültür ve Kongre Merkezi Kemal Kurdaş Salonu’nda gerçekleşen konsere, tam anlamıyla şans eseri gittim ve uzun süre sonra ilk kez şansıma teşekkür ettim. Çünkü 1,5 saat boyunca sahnede kalan ve aralıksız (evet aralıksız!) çalan ikili tek kelimeyle çılgındı! Piyanoda Salis ve davul-perküsyonda Rabbia, uzun süreden beri seyrettiğim en ilginç konseri sahneye koydular. 8 yıllık Ankara maceramda, neredeyse her yıl bu festival kapsamındaki konserlere giderim ancak ilk kez bu kadar farklı bir deneyim yaşadım. Farklılık, ikilinin müziği bildik kalıpların ötesine taşıyarak “ses”le kurdukları doğal bağlantıdaydı. Öyle ki, Rabbia balondan radyoya, çeşitli oyuncaklardan önündeki hoparlöre, bir ipe ve hatta vücuduna kadar her şeyden ses çıkardı ve bunu piyanodaki Salis’le muhteşem bir uyum içinde yaptılar. Çoğu yerde müzisyenl...

uçsuz bucaksız azınlık...

Kafamızda kurguladıklarımızın, birileri aracılığı ile dışarıda yansımasını görmek çoğu kez şaşkınlık verir. “İçeride” anlamlı olan şeylerin “dışarıda” ne hal alacağı bilinmediğinden, birilerinin bizim derdimize derman olmasını beklemek tedirginlik yaratır. Bu tedirginliğin, şüpheciliğe ve inançsızlığa yol açan yanı sanki daha çok tercih ediliyor gibi, ki sonunda “kimse beni anlamıyor” batağına saplı kalınan… Ancak var oluşsal sıkıntılarının anlamlı bir mecraya akması için, kimi zaman tek başına mücadele edebilmek de gerekir, aslında tek olmadığını bilerek. Gençlik denen garabetin içinde, böyle bir azınlık da var, ucu bucağı bilinmese de… “biz kim; kim ki onlar…” Canı sıkkın bir kuşak, farkında olduklarının acısını hisseden… Başka türlü bir şey isteyen, bunun için önce başka türlü biri olmanın gerektiğini bilen tam da bu nedenle kendiyle bir alıp veremediği bulunan; kaçıp gidecek bir yeri olmadığı için de kendiyle dalgasını geçen, ironik bir kuşak bu. “bırak bu işleri” önerilerine k...

kaptansız gemi

"kaptansız bir gemi, neye yarar sanki? işte o bendim: kafam şarabi... bak yaşlar kaç oldu; gözümüzde büyüttük onları, satın aldık. ne bilseydim; insan bazen ayrı düşermiş kendinden, ve bilseydim meğer bu vicdan ödünç alınmış insanlardan. yaşıyorum içim gölmüş, ölüyorum dışım çölmüş. yürüyorum bir kez daha, bilmediğim diyarlara… ben bir duaydım, derin uyku adamı. uyandırma, hiç yoktan ölmeyeyim. bu gece radyoda yine o şarkı, kapatma, hiç yoktan düşteyim. ne bilseydim insan bazen ayrı düşermiş kendinden. ve bilseydim: meğer bu vicdan, ödünç alınmış insanlardan. yaşıyorum içim gölmüş, ölüyorum dışım çölmüş. yürüyorum bir kez daha, bilmediğim diyarlara… yaşıyorum içim gölmüş, ölüyorum dışım çölmüş. yürüyorum bir kez daha, bilmediğim diyarlara… yaşıyorum içim gölmüş, ölüyorum dışım çölmüş. yürüyorum bir kez daha, bilmediğim diyarlara… " (cenk taner-yaşıyorum ölüyorum-kum.)

çıkarlarıyokmuşdabirşeybeklemiyormuşçasınagillerden

...çıkarlarını düşünmeyenler unutulacaktır. her olayda bir kenara çekilenler gerçekten de bir kenarda kalacaklardır. yaptıkları işlerin gizli kalmasını isteyenler, bunda başarıya ulaşacaklardır. kimse, onların varlığıyla tedirgin olmayacaktır. bir gün öldükleri zaman, arkalarında küçük bir iz, bir anı, bir gözyaşı, bir eser bırakmadan yok olacaklardır. Gazetedeki ölüm ilanı bile, yedinci sayfada bir kenarda kalacak, kimsenin gözüne çarpmayacaktır. hayattan çıkarı olmayanların, ölümden de çıkarı olmayacaktır. ölüm bile onların adlarını duyurmaya yetmeyecektir. Herkesin mezarında güller ve menekşeler büyürken, onların mezarlarını otlar bürüyecektir. mezarları bir kenarda kalmasa bile, büyük ve muhteşem anıtların arasına sıkışıp kaybolacaktır. cennetteki muhallebicide de garson onlarla ilgilenmeyecektir. ağız tadıyla bir keşkül yiyemeden masadan kalkacaklardır. hayattan çıkarı olmayanların hayatı, çıkmaza sürüklenecektir. kendini beğenmişliğin cezasını daha bu dünyadan çekmeye başlaya...

bir ben var içimde:

(disconnectus erectus): Beceriksiz ve korkak bir hayvandır. İnsanboyunda olanları bile vardır. İlk bakışta, dış görünüşüyle, insana benzer.Yalnız, pençeleri ve özellikle tırnakları çok zayıftır. Dik arazide, yokuşyukarı hiç tutunamaz. Yokuş aşağı, kayarak iner. (Bu arada sık sık düşer).Tüyleri yok denecek kadar azdır. Gözleri çok büyük olmakla birlikte, görmeduygusu zayıftır. Bu nedenle tehlikeyi uzaktan göremez. Erkekleri, yalnız bırakıldıkları zaman acıklı sesler çıkarırlar.Dişilerinide aynı sesle çağırırlar. Genellikle başka hayvanların yuvalarında (onlardayanabildikleri sürece) barınırlar. ya da terkedilmiş yuvalarda yaşarlar.Belirli bir aile düzenleri yoktur. Doğumdan sonra ana, baba ve yavrular ayrıyerlere giderler. Toplu olarak yaşamayı da bilmezler ve dış tehlikelere karşıbirleştikleri görülmemiştir. Belirli bir beslenme düzenleri de yoktur. Başkahayvanlarla birlikte yaşarken onların getirdikleri yiyeceklerle geçinirler.Kendi başlarına kaldıkları zaman genellikle yemek yem...