Salı, Kasım 10, 2015

yaşayıp gidiyorum. hiç bir yere...

Dönüp dolaşıp geldik aynı yere, 1 yıllık turumuzu tamamladık, her şey olması gerektiği gibi. Bu klişelerle birlikte yaşamaya devam. "Yaşıyorum, ölüyorum".

5 lt'lik yağ ne kadar yeter, bu ay kredi kartı ne kadar gelecek, yeni bir ayakkabı alsak mı yoksa biraz daha mı idare etsek... Felsefi soruların yerini alan hayat tartışması. Ben Memur Bey, nasılım? Daha çabuk yoruluyorum ve daha derin uyuyorum. Daha derin meseleleri dert edemiyorum. Neyse ki eski yanlarımın bir kısmı hala ayakta. Kurtlarla savaşta hala beceriksiz ve telaşlıyım. "Beceriksiz ve korkak bir hayvandır." Üzerime biraz gelinince, panikle paranoyalara savruluyorum. Bu gerginliği aşmak için belki yersiz espriler, kahkahalar ve komediye daha çok dönüyorum yüzümü. Ben deli değilim! Sadece sizlerle idare etmeye çalışıyorum. Beni kendime bıraksanız o kadar da güleç değilim. Sizin yüzünüze gülmekten başka çarem yok. Ama içim gülmüyor. Halbuki eskiden sadece içim vardı; içip içip dertlendiğim. Şimdi bir de mecburen dışım; öldüğüm, süründüğüm.

Velhasıl yaşlanıyorum, gerçek hayattan yoruluyorum. Gerçek/ten sıkılıyorum. Geçen sene sorduğum hani benim yaşlılığım nerede merakım yorgunluk olarak kendini gösteriyor. Tatlı yorgunluklar arayışıyla kendimi avutuyorum. Tatlı bir yaşlı, tonton bir dede olur muyum, bilmiyorum; bu aralar sadece yaşayıp gidiyorum. Şimdilik hiç bir yere. Burada takılı kaldım çünkü. Çekip gitmek lazım diyorum. Ergenlikten beri. Zamanı gelecek biliyorum; bu aralar sadece bekliyorum. Her zaman olduğu gibi. Yaptığım işi daha iyi yapmak derdindeyim.


Hiç yorum yok: