Cumartesi, Aralık 26, 2009

muhasebe#1

Aslında 2009 iyi bir yıl oldu. Aslı astarı garipliklerle doluydu; ama astarı yüzünden pahalıya gelmedi neyse ki. "Ölmek pahalıydı, bazen ucuzlardı"; biz o kampanyalara denk gelemedik, o yüzden hayatta kalmaya devam ettim. En büyük başarım bu oldu.

Çukurova Mavi'yle başlayan hareketlilik, Air France'a kadar ulaştı; Renault Symbol'den, denizdeki tekneye kadar her türlü ulaşım aracını kullandım. Kimi zaman günlerce evdeydim, varlığım kapımın önündeki çöp poşetiyle kanıtlandı, kiminde yaz ortasında buz gibi denizin içindeydim; bir ara dışarıda dolu varken küçücük çadırda sıkışıp kaldım, sonra üç yıldızlık bir otel odasında bazı seslerle uyandım.

İmaj imparatorluğum yeni yerler keşfetti; vergi toplamak için gönderdiğim memurlar geri gelmedi, anlaşma yapıp Eflak Boğdan'ı yeniden onlara verdim. Tarihçiler doğal sınırlarıma dayandığımı yazdı. Sınırlarda yeni şeyler keşfettim. Birçok yabancıya kendini hatırlattım. Kendimle oynarken onları da oyuna aldım. Bazısı buna sevindi ama birçoğu da kızdı ve Eflaklıları bana geri gönderdi. Mülteci kabul edecek yerim olmadığı için onları ilgili kuruma devrettim. Sınırları sürekli geri çekmekten tellere para yetiştiremez olmuştum. Eflaklılardan bir sınır oluşturdum ve yüzümü doğuya çevirdim. Yeni hedefi Suriye olarak belirledim.

Bütün bahar, aynı düşle geçti; sonra çeviri çeviri çeviri... Eşyaların Singapura gitmemesi sevindirici bir gelişmeydi. Eyfel'e karşı şarap içmek de öyle... Firenze ve Bologna sokakları; Casalecchio kırsalı. Yağmur çamur ve eve dönüş. İnsanoğlu kuş misali... Cebinde paran varsa ister albatros olursun ister martı.

Hiç yorum yok: