Salı, Nisan 13, 2010

farklı dünyalar

Biri dünyanın öteki tarafında, diğeri kendi dünyasında.

Demiş ki; "arjantin'in en kuzey'inden en güney'ine gelmiş bulunuyorum. en kuzeyi'nde paraguay ve brezilya'ya göz kırpma şansım oldu. şili'yi ise bugün uçaktan gördüm :) and dağları boyunca güneye indim. sub-tropikal iklim'den karasal iklime... 30 derece'den 5 dereceye... burası soğuk :( bariloche - el calafate ve ushuaia. değişik bir ülke, sen de eminim çok severdin."

gitmek'in üzerinde güzel bi sos gibi dursun.

"Gide gide Anadolu"yu teptik geçtik de And dağlarına gitmeyi henüz beceremedik. And olsun ki onu da yaparız. Ben o'na Van'dan, Erzurum'dan kartlar atarken, O Amsterdam ya da Roma postanelerinden "Anadolu romantiğini" selamlıyordu.

Bir yerde pek uzun soluklu olmayı beceremezken, oralara gitmek de çok zor olmasa gerek. Bir yandan, beni en fazla bağrına basan yerin bu gri kent olduğunu düşününce, sevinsem mi üzülsem mi bilemiyorum. Neyse ki sonu var bu aşkın da...

Bir çocukluk arkadaşım bile yok blogcuğum; anlıyor musun! Hiçbir çocukluk, arkadaşlık edecek kadar uzun sürmedi. Hiçbir kent bana çocukluk arkadaşı verecek kadar sabır göstermedi. Arkadaşlarımla çocukluk edebiliyorum ama bakalım çocuklarımla arkadaşlık edebilecek miyim? Çocukları sevmememin nedeni de kendi çocukluğumdur eminim. Hadi gülümse.

"Belki şehre bir film gelir" ve yeniden çocukluğumuza geri dönebiliriz. O zaman herşeyi daha iyi yapmak için yeterli zamanımız olabilir. "Yeniden doğup gelsem, çocuk kalır büyümezdim" deriz. Açılan penceremizden aşağı düşeriz.

Herkesin dünyası kendine. Dünyalar arası yolculuk henüz mümkün değil. Ama her yerde zaman akıp gidiyor. Öteki de beriki de, her biri kendi 365 günlerini, kendi eksenleri etraflarında tamamlıyor.

2 yorum:

Nisa dedi ki...

O hissi biliyorum, benim de hiç çocukluk arkadaşım yok.

Sherry dedi ki...

cok guzel yazi! huzunlu ama dahice!

"...acilan pencelerimizden asagi duseriz..."