Cumartesi, Şubat 05, 2011

"bütün sevgili anılar birgün geri dönecek"

"Yürümeye devam ediyordu Hikmet. Vazgeçe vazgeçe ilerliyordu. bir bakıyor çenesine kadar gelmiş su. Çünkü herkesi kendi gibi sandı. Herşeyi bu sanının üzerine kurdu. Başka birşey daha: Bütün sevgili anların, geçmişindeki bütün güzel yaşantıların bir gün geri döneceğine inandırmıştı kendisini. Yoksa, yani bu doğru değilse, yaşamanın anlamı ne? Burnu sızladı. Gözleri doldu. Hayat hızla boşaltıyordu içimi, ruhunun bedeinde gizlendiği her yeri. İçi boş bir...

Çevreden yetişip kaldırdılar Hikmet'i. Yorgancı kolonya getirdi. "Bir bardak su içsin" dedi bir başkası. Kolonya ile bileklerini ovdular. Koklattılar. Kokladı.

Kokladı Hikmet.

Bütün kokular ve bütün sevgili anılar birgün geri dönecek. "Bundan sonra seni hiç yalnız bırakmayacağız. Bizi hatırladıkça yapayalnız kalıyordun. Artık korkma, geldik işte, seninle birlikteyiz". Sonbaharlar, güneş vuran pencereler, odanın içinde uçuşan tozlar, annesinin dikiş makinesi, kapağı sürgülü tahta kalem kutusu, babaannesinin aldığı 'Mekap' ayakkabılar, anneannesinin evinin bahçesindeki dut ağacı, sobanın üzerindeki mandalina kabukları, karman çorman. (...)

Yürümeye devam etti. Evet doğruydu, hatırladıkça yalnızlaşıyordu, kendi geçmişinin içinde böyle yapayalnız inik bir plastik top gibi ya da küçük bir çocuk, gömleğinin cebinde hep bir parça beyaz peynir olan çünkü kalp hastası, doktor söylemişti yemesini.

Tandoğan'a geldiğinde saçı hala ıslaktı. bir sürü araba, bir sürü insan, gürültü evet motorlar, frenler, klaksonlar ve sürtünme yerle bizim aramızda bazen yararlı bazen zararlı eve dönerken.

(..)

Altgeçide girdi. Askerler için türlü malzemeleri satan dükkanlar arasında yürüdü. Kaşarlı tost kokusu aradı. Gara çıktı. Tavandan sarkan büyük saatlerden birine baktı: Güzel gönürünüyordu. Yuvarlak, sade, zamanı bütün bir şey olarak, mesela bozuk para gibi gösteren, avucumuzda. Avucumuzda tutarız onu ve sonra da avucumuzu yalarız."

(herkes herkesle dostmuş gibi.../barış bıçakçı/syf. 60-61)

Hiç yorum yok: