Pazartesi, Ağustos 06, 2012

Aslında Ankara...

Ankara aslında evimin içiydi, kafamın içiydi, canımın içiydi. İçin için sevdik kendini. Çok evler, çok sokaklar gördük. Benimki gibisi yoktu. Karı, soğuğu çoktu. Her saatinde yürüdük. Yürüdük de yürüdük. Uzun mesafeler kat ettik. İçimizde. Sonradan taksiye alıştık. Oturganlaştık. Oturaklaştık. Daha az hareket eder olduk; hararet daha az yükseldi. Günlerce kapımı açmadığım zamanlardı Ankara; kapımın çalınmadığı; arkadaşlarla küs olunan günlerdi. Sonra güneş açtı, yeniden keşfedildi Ankara Frig istilacılarla. Kapılar, perdeler açıldı. Aslında sürekli döndüğüm yerdi Ankara; bazen boşa döndük şarkıda dediği gibi. Kendi içimde dönüp durdum. Arada bir durdum nefes aldım. Bazen çok derin nefes aldım, başım döndü. Islak çimler ayağımı üşüttü. Ankara manzarası boynumu büktü. Aslında Ankara saçlarımın dökülmesiydi, bitmeyen eylül ayında Adana'ydı, tren yollarıydı, dağlara paralel ve dikine uzanan, otobüs biletleriydi, otobüs koltuğuydu, mola yerleriydi, gece içilen çorbaydı, eve gitsem de uyusamdı. Aşk peşinde koşmaktı. Can sıkıntısıydı. Oyun bozanlıktı. Oyuna ayak uydurmaktı. Oyunu kuralına göre oynamaktı. Yalnız uyanmaktı. Birlikte uyanmaktı. Çift kişilik yaşama alışmaktı. Çift kişilk yatağa alışmaktı. Sabah beraber uyanmaktı. Sabretmek ve kendinle savaşmaktı. Uzun mesafeler kazandık yürüyüşümüzde. Olgunlaştık. Aferin Ankara sana!

1 yorum:

Onur BİÇER dedi ki...

http://cizgilervenotlar.blogspot.com/2012/08/sen-simdi-git-bu-sehirden.html

Sen şimdi git bu şehirden