Kayıtlar

günler

Şubat'ın son pazarı, tıpkı Temmuz'un son pazarı gibi önemlidir. Ya da Mayıs'ın ilk çarşambası veya Kasım'ın ikinci cuması gibi... Günlere acilen anlam yükleyip onlarla ilgili anılar üretiniz. Böylece hayata dair bir çerçeve edinirsiniz. Şimdi yapmanız gereken güzel bi resim bulmak; kır manzaralı ya da kar romantizmi veyahut yağmurda pencereye bakarken, hadi olmadı denizin ortasında salınırken... Günler, dönüp duran foto albümünün yeniden ve yeniden üretilmesinden ibaret. Foto üzerine foto ve anı üzerine anı; yıllar sonra yapılacak kazılarda, ilerlemenizi engelleyecek çanak çömlek kırıntıları.
Eski huylarımı, geçtiğim eski yollarda, hoşum gitmese de kurcalarken; hmm, aslında neymişim ve ne olumuşum diye kendimi yoklarken, kendi kendime uydurduğum cevapların sağlamasını yaparken... mevsim bahara dönüyor ve bu beni mutlu ediyor.

"bir sevgilinin kazandırabileceği..."

"bir sevgilinin kazandırabileceği şeyler: Üniversitenin tatsız tutsuz ortamında beslenen bir solculuk, şiir sevgisi, hafta sonu maçlara gitmeye dek varan Gençlerbirliği tutkusu, Kubrick filmlerine duyulan ölçüsüz hayranlık ve tabii Sakarya Caddesi'ndeki birahanelere devamlılık... (...) Ayrıca şu da var, hangimiz yaşamadık savruluşların sonunda bir yerde bizi bekleyen ismimize düzenlenmiş kimlik arayışını? Hangimizin kendini var etme sorunu olmadı?" (b.b./b.b.ç/146)

Asıl devrimci yanımız

"Belliydi, gündelik hayatın kalıplarına Nihal de girip çıkacaktı. Ona kişilik kazandıran tuhaf, aykırı yanlarını yontarak, yontulmasına izin vererek birer birer kalıpların biçimini alacaktı: Serbest yaşayan üniversite öğrencisi, kendini adamış aşık, militan, mezun, yüksek lisans öğrencisi, saygın bir kurumda uzman yardımcısı, uzman, evli, çocuk sahibi, Kartal, Pendik. Asıl devrimci yanımızın yaratılışımızdaki aykırılıklar olduğunu kim söylemişti Çetin?" (barış bıçakçı/bizim büyük çaresizliğimiz/syf.146-147)
aşk tefadüsleri sever'i izledik ve ardından bira içtik. kentin sonradan sonraya sinematografikleşmesinin benim gidişimin yaklaşmasıyla hiçbir alakası yok tabii ki. ben gittikçe burası daha iyi kent olmayacak. gittikçe kötüleşen zamanlardayız çünkü. olmayanı olur eden zamanlar. ulaşılmayana ulaşılır kılanlar. biz de gezeceğiz daha çok ve daha çok yerden ayrılacağız. böylece kıymeti bilinmiş ve bilinmemiş yerleri geçtikçe daha da anlamlı kılacağız. ben gittikten sonra ya da gitmeden önce kıymetinin bilinmiş olmasının pek de bir önemi yok. önemli olan kıyamete kadar sürecek bu bilinemezlikte kendi filmimizi iyi kötü çekmeye devam ediyor oluşumuz.

balzamin

sen el kadar bir kadınsındır, sabahlara kadar beyaz ve kirpikli... bazı ağaçlara kapı komşu, bazı çiçeklerin andırdığı, iş bu kadarla bitse iyi. bir insan edinmişsindir kendine, bir şarkı edinmişsindir, bir umut... güzelsindir de oldukça, çocuksundur da... saçlarınla beraber penceredeyken, besbelli arandığından haberli, gemiler eskirken, deniz eskirken limanda; sevgili. (cemal süreya)

"bütün sevgili anılar birgün geri dönecek"

"Yürümeye devam ediyordu Hikmet. Vazgeçe vazgeçe ilerliyordu. bir bakıyor çenesine kadar gelmiş su. Çünkü herkesi kendi gibi sandı. Herşeyi bu sanının üzerine kurdu. Başka birşey daha: Bütün sevgili anların, geçmişindeki bütün güzel yaşantıların bir gün geri döneceğine inandırmıştı kendisini. Yoksa, yani bu doğru değilse, yaşamanın anlamı ne? Burnu sızladı. Gözleri doldu. Hayat hızla boşaltıyordu içimi, ruhunun bedeinde gizlendiği her yeri. İçi boş bir... Çevreden yetişip kaldırdılar Hikmet'i. Yorgancı kolonya getirdi. "Bir bardak su içsin" dedi bir başkası. Kolonya ile bileklerini ovdular. Koklattılar. Kokladı. Kokladı Hikmet. Bütün kokular ve bütün sevgili anılar birgün geri dönecek. "Bundan sonra seni hiç yalnız bırakmayacağız. Bizi hatırladıkça yapayalnız kalıyordun. Artık korkma, geldik işte, seninle birlikteyiz". Sonbaharlar, güneş vuran pencereler, odanın içinde uçuşan tozlar, annesinin dikiş makinesi, kapağı sürgülü tahta kalem kutusu, babaann...

"herkes herkesle dostmuş gibi..."

"buralar hatıralar. buralar hatıralarla doluydu. İnsan böyle şeylere nasıl dayanır? Yılların geçip gitmesine ve her şeyin belleğin bir oyunuymuş gibi bir belirsizliğin içine batmış olmasına... Bu ben miyim? Bütün bunları yaşayan. Hayır seyreden. Karar ver, yaşayan mı, seyreden mi? Yaşayan değilmiş gibi. Geçmişte başka biri ama şimdi ben. Geçmiş olunca başka biri." (herkes herkesle dostmuş gibi/barış bıçakçı/syf. 48)

sessiz ve kokusuz

Uzun süre sonra sessiz ve kokusuz bir eve girip tatsız tutsuz bir iki akşam geçirince, kırdığım düzeni/düzensizliği hiç de özlemediğimi fark ettim. Atılan adımların içerideki karşılığı yerli yerine oturuyor demek ki. Hayat bana yanlış yapma şansı tanıdıktan sonra, sakince bu durumu düzeltti. Yoldan çıkma hevesim, merkezkaç kuvvetiyle bana yeni bir yol getirdi.

Faaliyet Raporu

* Sınırlı Demokrasilerin Sokakla İmtihanı (orjinal başlık; Hareket Sınırları Zorluyor'du.), www.bianet.org/biamag, 22 Ocak. * Adana Demirspor, 70 Yaşında , tr.eurosport.com, 10 Ocak.

evler ve yemekler

Geçenlerde kısa hayatımda geçtiğim evleri saydım da 11 tane etti. 30. yıla girerken düzineyi (fr. douze) tamamlamış olacağım. Şehirlerde de bir elin parmaklarına ulaşacağım. Henüz yeni yeni benimsemişken herhangi bir yerden olmayı, yeniden sürekli bir adres bulmam gerekecek. Demek ki köklerdeki göçerlik, hala bir yerlerde devam etmekte. Konar-göçer... BBC'de Akdeniz Mutfağı'nı anlatan adam, bizim oralara gelip de kebabı anlatmaya başladığında, bu göçerlerin yemeği, demişti. Hemen yapılan, hızlıca yenen yemekler... Tadı damağımda ama. Neyse ki yeni yeni insanlara da Adana'da kebap yedirtmeyi başarıyoruz! Selam Oza! Ben de ufak ufak brokolinin, karnıbahar salatasının düşkünü olmaya başladım. Ne rakı ne de kebap salatasız iyi olur. Kanıma yavaş yavaş karışırken yeni hayat, tadın damağımda dağılması ayrı bir keyif veriyor. Ayrıca ıspanağın iyisi hakkında da düşüncelerim var. İyi yapılan yemek, her zaman yenir. İyi yapılmış göçlerde, her zaman geri dönülür. İyi yaşanmış bi...

muhasebe #10

Kapkara bir kışın ardından yağmurlu ve düşünceli bir bahar; kavurucu yaz ve telaşlı sonbahar. Sorularla cevapları eşleştirmeye çalıştığım bir yıl oldu. Sorular kadar cevaplarla da ilgilenmem gerekiyordu. Onlara yoğunlaştım. Daha iyi bir adam olabilmek için kocaman bir adım... Oldum, diyemem; çabalıyorum. Ki çaba-iyi niyetli çaba, aslolan değil midir? Yıllar sonra bir odam ve masam oldu, sayesinde baya çalışma disiplini edindim; tez oldukça verimli gidiyor. Yüzüyorum, top oynuyorum, fransızca öğreniyorum. Hayatımı değiştirmeye devam ediyorum. Elden gelen bu...

cezaevimi müze haline getiriyorum

Kimseye hayatı zindan etmemek için, cezaevimi müze haline getiriyorum. İbret-i alem olsun diye duvarlarımı sergiliyorum. Hybrid-i alem olsun diye tüm karmaşıklığını dağıtıyorum. Yeni hayatımı ararken yolculuk yapamadan, kafamı ön koltuğun kül tablasına çarpmadan, ölüp ölüp dirilmiş, melekleşmiş ruhlarımı çağırıyorum. (Melekelerim yerli yerinde. Allah aza noksanlığı vermesin!) İçimde kalan ve dışarı çıkamayan her şeyi salıveriyorum. Yepyeni olmasa da en azında yep olabilen bir hayat arıyorum. Yepyep, kendini tekrar edip duran... Böylece yeni bir mekan öncesi eski cezalarımın suçlarını affediyorum. Kendime yep bir yıl diliyorum. Yenisini sonradan edinme potansiyeline sahip bir ön ek olarak, ardıllarımı merak ede ede...

Sanki yeni uyanmış da

Sanki yeni uyanmış da bir rüyayı hatırlamaya çalışıyor gibiyim. Uykunun mahmurluğu mu, sakinliğin huzuru mu; bilemiyorum. Sakinliğine kavuşup da kendime gelmiş biriyim. Kendimin sokaklarında el yordamıyla ilerliyorum. Kendimi böyle her seferinde yeniden tanımaya çalışmak, çocukça bir oyun. Halbuki her bir parkesinde emeğim var. Bile isteye konmuş, geride bırakılmış şeyler onlar. Sonra uyuyup uyanıp her seferinde yeniden kurduğum. Mahmurlukla mı mağrurlukla mı; bilemiyorum; sanki yeni uyumuş da bir rüyaya dalmak üzereyim. Ama henüz dışarıdaki sesler kulağımda. Beyin uykum gerçekleşmemiş. Derinliğine inip de yukarı çıkmış biriyim. Kendimin şakaklarında el yordamıyla ilerliyor gibiyim. Yukarı çıkıp suyun üstünde kalmak, yaşlandıkça bir sorun. Halbuki bir keresinde emeklemişliğim var. Bile isteye sürünüp geride bırakılmış şeyler onlar.

Yeni şarkılar dinlemek, yeni kitaplar okumak

Yeni şarkılar dinlemek, yeni kitaplar okumak istiyorum. Yapıyorum da; sadece istemekle kalmayıp; sonra daha önceki şarkıların ve kitapların daha iyi olduğuna karar veriyorum. Eskinin tadı; kıyıda köşede kalmış anıları, ayrı bir lezzet. Yaşlılık emaresi. Yeni insanlarla tanışıp yeni yerler görmek istiyorum. Sonra eskilerin kıymetini anlıyorum. Her "yeni" hevesi eskinin kıymetini çoğaltıyor. Yeniler eskiyene kadar, daha çok zamanları var. Zaman geçiyor ve tükeniyor aynı zamanda. Tükenip bitmiş olanın, badem gözlü oluşu... Her "yeni" adımda, eski adımların sağlamlığına sığınıyorum; ki oraya geri dönebileyim.

hem başarı hem sıkıntı

Zaman geçerken, tükeniyor da aynı zamanda... Aynı anda hem başarı hem sıkıntı geliyor; "zaferlere ödül yalnızlıktır". Değişim için atılan her adım, mutlu ederken yeni bir bilinmezliği de getiriyor beraberinde. Aynı anda hem huzurlu hem mutlu hem sakin hem kendinden emin olmak, çok zor. Birinden birini seçmek gerekiyor. Hayatında bir bölümü bitirip yenisini açarken, ne olacağını çok da bilmiyorsun. Tedirginlik... İlk değişikliğin ardından, Ankara günlerini sona erdirecek ikinci başarı da gittikçe yaklaşıyor. İkinci tedirginlik, ikinci mutluluk, ikinci hüzün, ikinci sıçrayış, ikinci düşüş.

yaratıcılık seviyem

Olan bitenin kargaşasından çok sakinliğine geçilen bu dönemde, yaratıcılık seviyemin düşmesi normal. Kendimle başbaşa kalmayıp kelimelere boğulmadığım için ve tabii daha az okuduğumdan, daha az çıktı üretiyorum. Daha öncekilerin, çıktı'dan çok dışkı olduğu söylenebilir mi? Kusmuk? Katran? Safra? Atıldı ve bitti. Şimdi yolculuk bitti. Sakin sularda inci tanesi arıyorum. Sakinim. Gereksiz gerginlikler üretip ortamı gerebilme yetim, sağlam. Gerginlikten besleniyorum. Önemli olan içimin rahat olması. Rutine binen hayat, şimdilik güven verici. Bir süre sonra sıkıcı olabilir, onun için de gerekli önlemleri almaya hazırım. Her şey olması gerektiği gibi...

Torosların ardı

Bayram için geçilen Torosların ardı pek de iç açıcı değildi; hem kendimle yüzleşmelerim hem beklenen bir ölüm haberine karşı tetikte olma hissi... Sonunda tam dönecekken alınan haber ve 'bizimkiler ölünce ne yapacağız' düşüncesi. Babam için yaylada bir şeyler yapmak isterim mesela... "her ölüm, erken ölümdür". Çocukluğumun figürleri, yavaşça yerini alıyor ayrılık güzergahında. Ölüm haberleri artık daha bir etkili oluyor bünyede. Onlar üzerinden kendimi tartmam gerekir mi? Aslında kendim üzerine düşünmüyorum bu aralar. Zaman mı olmuyor yoksa aslında düşünmek istemediğim bir şeyden kurtulmuş mu oldum bilemiyorum. Bazı şeylerin değişmeyeceği ve bunun kötü bir şey olduğunu hissediyorum sadece. Şimdilik bir kayıtsızlık var. Kaydetmeye geçince sıkıntı artabilir.

bu gün

Karanfil'de kahvaltı; Kuğulu'da kestane; Konur'da kahve; Ulus'ta maç... Bayramlık birkaç hediye ve evimizin duvarına foto-çerçeve. Güzel bir pazardı.

kapıyı çalarak

Yeni yaşıma, kapıyı çalarak giriyorum; anahtarlarım cebimde.