Çarşamba, Şubat 13, 2008

günlerin (bilinç) akışı

(gün be gün mevsim dönümüne yaklaşırken ya da özlerken onu karakışın ortasında, eskilerden-Kasım 2005'ten- yayınlanmamış bir metin, klasörlerin derinliğinden internetin okyanusuna bir damla daha...)


Güneş üzerimize pis bir gölge bırakarak gidiyor kirli bir sarının içinde uzak ufukların ardına, batıyor ya da doğuyor orda yeniden, birbiri ardına, benim için batan onlar için doğum, bize bıraktığı renk skalasının zenginliğinden bir buket ve renklerin en acımasızı (siyah), yorgunluktan bitap düşmez mi batıp batıp doğmak yeniden küllerinden, yorulur insan yıldız olmak gerek bunun için ışık saçmak, belki, hafif bir rüzgar, denizden mi geliyor acep, içten içe yarışıyor pis gölgeyle, benden yansıyan, o kadar ağır ki kıpırdamıyor zırh gibi çökmüş üstümüze ama bizi fokurdatıyor-kaynatıyor sıcağıyla ruhuna işliyor, beni sessizliğe iten ne, mevsimlerin beni ezip geçişi mi, bu ağır örtü üzerime çektiğim, aidiyetsizlik mi...

Hiç bir şey yapmak istemiyorum batıp batıp doğamam yeniden, düzlük istiyorum, tek düzelik, durgunluk, zamanın geçişini izlemek, zamanın dışına çıkmak, bir an kendinden uzaklaşmak, zamanı yanında götürmek, zamanın seni alıp götürmesi, akan ya da duran biz miyiz, zamanı yarattığımıza göre, dalgalanıp durulan (eskisi kadar olmasa da) karaya yaklaşıyor muyuz yoksa, ruhum mu içine sığmayan, yetersiz, kifayetsiz, çıplak, kıyafetsiz, bir başına ortada, şekil ver şemal ver, şimalden yükselen yıldız yön belirler, takip et, kelimelerin yok olduğu bir düzlükte engebe yarat kendine, aş ve mutlu ol, aşık ol ve öl, doğum sancısı, "kasvete sıkıntıya selam dur". sonbahar bu, tüm yazın ağırlığı üzerinde, kışa hiç bir şey bırakmaz tüm enerjini çekip alır, kelimeler birikir yazı olmaz, ondan üşürsün kanın çekilmiştir, (güneş bile soğur), tutuyor beni kendi içimde, kusma hissi, içindekileri atma, bir konuşabilsem, kelimeler yetse, sesler yeter kimi zaman, kelimelere dönüşmese de, beklerim yeni bir baharı ki “ilk”tir o her seferinde, değişme, taşıma, aşınma, eski sen değilsin artık, başkalaşma, manyaklaşma! Dur durduğun yerde.

Yaptığın her tercih attığın bir adımdır, karanlık odada kara kedi arama oyununda sobelenirsen eğer bir an şaşırma. Yaz gelir geçer, tatil yerleri gelmez sana illa ki sen gitmelisin, beklersen kış gelir (parantez içine alınan günler), battaniye yerine yorgan, neden senin hareketine bağlıdır her şey kimi zaman da durmana bağlı olsa gelişmeler, itiş kakışlar, işteş fiiller, birliktelik anlatır sen birine biat edersen her şey yolundadır neden bilinmez iktidar insanın doğası mıdır?

Saptığın sokakta yetiştirilemediği için bozulan manzara, sürekli baştan kurulan dekorlar, her şey senin için insancık, havanın soğuması gibi, bir döngü benim gibi, yükselir ve alçalır, yaprakları düşürmek kolay mıdır sıkı sıkıya bağlıyekn yerinde, hiç düşmeyecek gibi niye saplanır oraya, işlerin bir gün yoluna gireceğine dair bir umut, çevrildiğinde alo denecek bir numara akıl okuyacak makina sana emek harcatmayan. Doğanın dengesi var neyse ki. (bu bir dengesizlik işi)

Alkole duyulan ihtiyaç, gevşeme, boşa alma, boşalma, sonucunda çene düşüşü, düşlerin düşüşü, “rüyası insana yalan söyledi”, hissiyat birikimi maddiyattan uzaklaşım duman. Zaman zaman yoluna girer, sisler içinde ancak bu kadar. Parasızlık yolu bağlar, madde asıldır maneviyat sadık dost, köpek gibi bir yaşam sonunda, kediler nankördür çünkü.

Kelimeleri kalıplarından çıkarıp başka bir diyara sürükleyebilmek. İkiye üç diyebilmek gibi. İkiyi üçün simgelemesi başka bir şey ya da kendimden çıkıp başka bir biçim almak gece olmak pencereden yansıyanı gece yapmak, kış ortasında yazı yaşamak, yanlışlıkla çiçek açan ağaçlar, sonra bir buz ve meyve veren ağacı taşlamak için bekleyenler birbirlerinin kafasını yararlar o taşla, denge alt üst oldu, insan insanın kurdu oldu, mevsimler birbirine girdi, insanoğlu girmez mi?

2 yorum:

sherlotte holmes dedi ki...

"beklersen kış gelir"
bunu okudum içim çok acıdı.

rodder dedi ki...

ne ayazı gördüm, ve nede tam yazı tattım. içime bastın be a'bey...