Çarşamba, Temmuz 18, 2012

"soluk bir an"

"insanlara kendini bilmeyi öneren erdem çağrıcılarına küfretti. Kendini bilmekmiş, hah, bildikçe tutsak ediyoruz kendimizi. Kavga ettiği sevgilisine, 'sen de böylesin zaten' diyerek onu kaskatı, sabit bir çembere sıkıştıranlardan ne farkı vardı kendini bildiğini iddia edenlerin? Onlar da kendilerini bir başka çembere sabitliyorlar. Yıllardır yaptığı bu değil mi? Başkalarının kendini bilmeyip saçmaladığını ya da çelişkiye düşüp tutarsız davrandığını gördüğünde şişinip övünmez miydi kendi dönük dikkatiyle? Babadan kalma kendini seyredip durma saçmalığını hayırlı bir şeye dönüştürdüğünü sanmıştı yıllardır. Beyefendi kendini didik didik edermiş, kendini kandırmazmış, kendisinin peşindeymiş her an. Al, gör hayrını. Gıdım kımıldayamaz bu mahluk. Boşa dönen teker, sürekli patinaj; öbür tekerlerle, aksla bağı yok, debelenip duracak, kan ter içinde kalacak, bir de bakacak, bir arpa boyu bile değil, olduğu yerde aşınmış durmuş"

(behçet çelik/soluk bir an/syf.140)

Hiç yorum yok: