Cuma, Temmuz 01, 2011

"boşluk"

"akşam saatleri, hava henüz kararmamış, sıcak. Başak'ın üzerinde lacivert bir pantalon, kolları ve yakası lastikli şeker pembesi bir bluz var. saçını toplamış, at kuyruğu yapmış. yürürken kollarından birini daha fazla sallıyor, engebeli ibr yolda yürüyormuş da dengesini sağlamaya çalışıyormuş gibi. Başı hafifçe öne eğik yine de herşeye bakıyor. İnsanlara, ağaçlara,afişlere, duvar diplerine... Her köşe başında, daha önce orada sevdiği biriyle vedalaşıp ayrılmış gibi kederlenerek veya buluşacağı biritam da o anda orada değilmiş gibi küsere duraklıyor, ama sonra yürümeye devam ediyor. (...) Tanıdık bir koku aldığında başını yukarı kaldırıyor, mutlu mu mutsuz mu anlaşılmıyor, aradığını buldu mu anlaşılmıyor, çünkü Başak bu bazem kardeşçe dokunabilir yaranıza bazn de çapkınca gülümseyebilir uzaktan ama çok uzaktan, seslenir gibi, uzağımda dur yakını göremiyorum, diye seslenebilir gibi seviyor mu nefret mi ediyor belli değil. Çünkü Başak bu, bir işporta tezgahında dönüp duran oyuncak treni seyreden, alçıdan yapılma köpek, ördek, melek heykellerine bakan, çiçekçi kulübelerinin önünden geçerken içinde bir boşluk hisseden Başak. Baksa şehir yerinde değilmiş, gökyüzü yerinde değilmiş gibi bir boşluk (...) muhtemel bir ufuktan yoksun kalmış, üzülmüş bür süre yokuş aşağı, sokağın sonundaki kahveye doğru, darmdadağın olmuş sandalyeler çay bardakları, öyle bir boşluk, ta buradan oraya kemandan piyanoya şarkının başından sonuna."

(Barış Bıçakçı/Bir Süre Yere Paralel Gittikten Sonra/syf. 63-64)

Hiç yorum yok: