Salı, Nisan 24, 2012

istanbul ve ankara

Bir istanbul-ankara gelgitinin sonuna geldik. Bu sefer iki yakada da sınırları zorladık. Beşiktaş-Baltalimanı yürüyüşünün gidişi iyi ama dönüşü zulümdü. Biz değil, dönüşte yürümeye mecbur bırakan İstanbul trafiği suçlu! Öte yakada Anadolukavağı ile de yeni bir noktaya daha çıpa diktik. Asıl hedef orasıydı zaten ama 3 günün sounda ancak ulaşabildik zirveye. Nedeni, bizim zaman-mekan algımızın ankara endeksli olması. Biraz yürüyelim sonra biner gideriz diyince, koca bir nah çekti o güzelim kent suratımıza; hiç yakışmadı. İlk gün zaten arabayla Beykoz'a kadar zorlayabilmiştik... Çengelköy ve Anadoluhisar'ı molaları iyi geldi. İkinci gün, nah ile karşılaşınca karşıdaki hisara sığındık; Rumeli'den seyrettik Karadeniz çıkışını. Bir daha anladık ki istanbul birbirinden ayrı noktalardan oluşurken, o noktaların herbirini aşmak için uzman olmak gerekli. bağımsız-bağlantısız noktalar, ancak boğazdan geçince bir bütün haline geliyor.

istanbul üzerine şiir-şarkı-özlü söz üretecek değilim. sadece durdum ve izledim. neler olmuş, neler olacak merak ettim. bu kargaşanın, bir tarih olduğunu sezdim. ama sezmek, zamanın ruhunu anlamaya yetse de pratiğini vermiyor.

khalkedon'lu iki seyyah, tabanları patlayıncaya, cepleri boşalıyıncaya, kemikleri sızlayıncaya kadar gezmeye devam edecek.

Hiç yorum yok: