Kayıtlar

mektup

yıllar sonra mektup yazdım; askere; vertumnus'a... kırılmaları düşündüğüm gün; kendi kırılmasını yaşarken... okunacağı için, tedbirli; benden, bizden ve başkalarından bahsettim, seviyeli; bir nefes gecesi samimiyetinde değil, belki mülkiyeliler öğleden sonrası olabilir. bacak arasından attığım golden bahsettim, belden aşağı indiğim tek an o olabilir. sonra hemen yukarılara çıktım; kalemden ve kalpten, sesten ve sözden, yollardan ve yolculuklardan, uzaklardan ve 38/1'den. yazarken bunu dinlemiyordum ama şimdi bu daha iyi geldi, onlar ve biz, aşağı ve yukarı, siyah ve mavi, sonunda dön dolaş hepsi aynı, kelimelerin savaşında herkes tektip: us and them and after all we're only ordinary men. me and you. god only knows, it's not what we would choose to do. forward he cried from the rear and the front rank died. and the general sat and the lines on the map moved from side to side. black and blue and who knows which is which and who is who. up and down. but i...

faaliyet raporu

Şeker, Tekel ve Sendika (www.radikal.com.tr, Tartışı-yorum). Sosyalist Politika, Demokrasi ve Türkiye'de Yeni (Bir) Sol Projenin İmkanları Üzerine (Birikim, 249).

failü meçhulun

Resim
yanındaki çocukları gördüm geçen salı selamlaştık caddelerde... sen bağırıyordun, zıkkım iç diyordun ama ben yıkılmadım, bak hala ayaktayım. sakin bir pazardı, güzel bir kahvaltı gazetede gördüm birden o güzel insanı... failün mefailün failü meçhulün yeter artık yeter bu kaçıncı ölümüm? kaptan yeter artık bu kaçıncı ölümüm? (Kesmeşeker/İnsulin/Failun Meçhulun)

kırılma

geçen iki yıllık sürenin bir yerlerinde bir kırılma yaşanmış olabilir. paralel evrende olaylar ilerliyordur belki. ama ben fark etmedim. olaylar başka şekilde yaşanabilirdi de ben o fırsatı değerlendirmemiş olabilirim. olasılık dahilinde. tam da o yüzden her şey olması gerektiği gibi. güzel bir yaz ardından uzun bir sonbahar. bir gün bir film çeker ya da kitap yazarsam, geride bıraktığım olası kırılmaları seçip ondan sonrasını kurgulayabilirim. hasılatın, diğer iki kitaptan fazla olacağını düşünmüyorum. önemli olan tarihe not düşmek. düştüğümüz yerde tarih olabilmek. tarihin derinliklerine düşmek. Soul Kitchen'in ardından 500 days of summer'ı da izleyince, böyle romantik-komedilere ilgimin arttığını hissediyorum. onlar kendi kırılmalarını film yaptığı için olabilir. olasılık dahilinde. herkesin kırılması kendine... herkesin cumartesi akşamı kendine... herkesin istediğini yaşayıp, buna kader demesi de kendi kaderine... bütün bu üç noktalar, münasip yerlere.

bir serüvenin tanımı

hiç bir zaman yenilmedi geceye sevincim de, inancım da... doğru diye bildiğim güzellikler hiç birgün kendinden uzak bir şeye değişmedi. hiç birgün yolda koymadı beni güvencim ve direncim düşerim sandılar dönüp baktılar gülerek geçip gittim evet ben tek başımaydım, onlarsa çok yalnızdılar . (şiir:Afşar Timuçin/beste:Işığın Yansıması)

pankart

"gençler geçti, ellerinde yalnızlığa geçit yok pankartları..." cenk taner

böyle şeyler...

param olsaydı gelir miydin benimle? bu şehirler, bu kasabalar sonuna kadar. konuşabilirdik, sevişebilirdik... böyle şeyler işte, böyle şeyler ... ayrıca bknz. param olsaydı .

bir hafta

yeni yılın ilk haftası, bir şey yazamamanın verdiği sıkıntıyla geçti. halbuki aklıma hasan ali toptaş'ı getirmeye çalışıyorum sürekli. küçük amfi'de sessiz sedasız konuşurken ya da konuşmaz da sadece mırıldanırken, ninniler söylerken, bizi masallara inandırırken, aslında orda yokmuş da biz onu hayallerimizde yaratmışızcasına, "bir odada yazıp sonra diğer odaya geçip aa ne güzelmiş diye okurum" diyor. delirmemek için yazan, yazdıkça yazan, kıskanç bir hevesle yazan toptaş... yeni yıla yeni bir şey yaparak gireyim dedim ve evde oturdum. böylece bütün dünya ayaklarıma geldi. yeni bir şey daha: atlas aboneliği. o da bugün ayağıma geldi. ben de havuza gittim yüzdüm, metin kurt'a gittim konuştum, soul kitchen'a gittim güldüm; karşılık olarak. hayatı karşılıksız bırakmamak gerek. ah, bütün aksiliklere rağmen güzel biten filmler! tutkularının ğeşinden sürüklenen insanlar... 200.000 avro borç veren sevgililer; az biraz beni de görseniz de gidiversem sınırın öte yanın...

söyleş bakalım 3 günlük ömrünle

"... söyleş bakalım 3 günlük ömrünle , herkes memnun kendinden öyle ya da böyle ne testler çözdük biz ne yanlışlar bulduk ne özetler okuduk da ne çoktan seçildik bu yalnızlar liginde, her sene üstüste şampiyon olmuşuz da kupalara doymuşuz da üstelik tanışmışız da bir kadıköy akşamında gidebilir miyiz dersin buradan uzaklara iş sahibi olursun, bir sevgili bulursun. ana haber, sana yeter günün birinde... bir mucize beklersin sessiz evlerde törpülenir cesaretler zaman içinde..." ( cenk taner/buradan uzaklara/izin vermedi yalnızlık )

muhasebe#2

Bu yıl çokça ürün aldım. Emek verdiğim kitaplarım çıktı. Birçok yazım yayınlandı. Ama ben neredeyse hiçbirinden tat almadım. Ağız tadı olmayınca, alınan nefesin de pek anlamı olmuyor. Anlam olmayınca, bağlam da olmuyor. Bağlam olmayınca, salınıp duruyorum. Duruyorum. Tarihe not düşmekle kaldık. Tarih olduk. Tarih yaptık. Yaparken iyiydi de geride kalınca kötü oldu. Anladım ki sonuç almayı değil, sonuca gitmeyi seviyorum. Ama hiçbir zaman sonuca giden yol puan almaz. Hoca salladığımı anlamasın diye küsüratlı sonuç yazsam da bir şey değişmez. Atıp tuttuğum yazılar, ben öldükten sonra anlaşılır artık. Yüzüme söylenemeyenler, ardımdan söylenir. Yanlış, yanlıştır. Eksik, eksik. Yol önemsizdir. Gittiğin yol, yol değil. O kadar yol tepsem de anlayamadım gitti: Vardığım yer, kitapçıların kuytuları; arşivlerin tozları. Bu yıl az film seyrettim sinemada. Ama seyrettiklerimin hepsi iyiydi. Evde seyrettiklerimin çoğu benim tercihim değildi. Kendi tercihlerim olmayınca, daha iyisi oldu. Onun te...

muhasebe#1

Aslında 2009 iyi bir yıl oldu. Aslı astarı garipliklerle doluydu; ama astarı yüzünden pahalıya gelmedi neyse ki. "Ölmek pahalıydı, bazen ucuzlardı"; biz o kampanyalara denk gelemedik, o yüzden hayatta kalmaya devam ettim. En büyük başarım bu oldu. Çukurova Mavi'yle başlayan hareketlilik, Air France'a kadar ulaştı; Renault Symbol'den, denizdeki tekneye kadar her türlü ulaşım aracını kullandım. Kimi zaman günlerce evdeydim, varlığım kapımın önündeki çöp poşetiyle kanıtlandı, kiminde yaz ortasında buz gibi denizin içindeydim; bir ara dışarıda dolu varken küçücük çadırda sıkışıp kaldım, sonra üç yıldızlık bir otel odasında bazı seslerle uyandım. İmaj imparatorluğum yeni yerler keşfetti; vergi toplamak için gönderdiğim memurlar geri gelmedi, anlaşma yapıp Eflak Boğdan'ı yeniden onlara verdim. Tarihçiler doğal sınırlarıma dayandığımı yazdı. Sınırlarda yeni şeyler keşfettim. Birçok yabancıya kendini hatırlattım. Kendimle oynarken onları da oyuna aldım. Bazısı bun...

nasıl geldim buraya?

nasıl geldim buraya? hangi yollardan geçtim? hangi deniz kıyılarından düştüm bu çöle? hangi yeşilliklerden kondum bu stepe? kim getirdi beni buraya? kim bırakıp kaçtı? kim attı gökyüzünden, cennetin bahçesinden? hangi yanlışın sağlamasıyım? hangi boşluğun dibiyim? hangi şaheserin defosuyum? kimin bedduasıyım? ne zaman uyandım rüyadan? "pişmanlıktan kaçan bir yanılgı, tarihin tozlu dosyasında... zaman bir girdap gibi, kaderin kör dizaynında "

film

Kıskanmak-bornova bornova-vavien üçlemesi ile, 2009 yılını sinemasal açıdan iyi bitiriyorum. Memlekette iyi işlerin yapılması, böyle aklı fikri derin adamların inatla istedikleri işleri yapabilmek için uğraşması, biz yeni yetmelere de umut veriyor. Bu üçlüde benim dikkatimi çeken ortak bir nokta vardı: Cinnetin eşiğinde olmak. Üçünde de alabildiğine sessiz-sakin insanların, taşranın ya da kenar mahallelerin, kendi halindeki karanlık dünyaların içinde çakan bir kıvılcım; ve geçen onlarca zamanın biriktirdiği tortunun aslında ne kadar yakıcı olduğunun ortaya çıkması... Biriktikçe tehlikeli hale gelen sessizliğin, ne derecede etkili olabileceği... Hayır, bunların benim sessizliğimle hiçbir alakası yok tabii ki... Yıllar önce parkelerin altına sakladığım oksitlenmez usturamın ışıltısını görmemek için bütün perdeleri açıp ışığı içeri alıyorum. 2009'un "muhasebesine durmak", bu ışıklı sahnenin üstünde olacak.

on the road again

Resim
Torosların ardına yeni bir yolculuk; karlı dağların ardına, inadına bir koşu... ( İstanbul Blues Kumpanyası/On the Road Again/Sair Zamanlar )

gölgem

Resim
yükümü yüklenip koltuklarıma, gölgemi düşürdüm demir yollara. uzadıkça uzadı derdim, gün gibi battım, eridim; daha neler neler derdim ama ayıp filler kuruyor dilim... " gölgeme bak gölgeme amma aşık, amma divane oturmuş kanepesinde gurbet elin kendini seyreder gözlerimde amma aşık, amma divane. gölgene bak senin gölgene amma fakir, amma biçare ceplerini elleriyle doldurmuş aynı kanepesinde gurbet elin amma fakir, amma biçare. ya öbür adamın gölgesi, öbür amma hinoğlu hin, amma hergele ayıp fiiller kuruyor belli kulakları toprağın üstünde kocaman amma hinoğlu hin, amma hergele. gölgelere bak gölgelere amma işsiz güçsüz, amma avare şarkılara inanıyorlar bütün gün hepsi de aynı şarkının insanları amma işsiz güçsüz, amma avare..." (cemal süreya)

şekillenmeye yüz tutmuşken...

"Efendimiz acemilik. Bir taş alacaksınız, yontmaya başlayacaksınız. Şekillenmeye yüz tutmuşken atacaksınız elinizden. Bir başka taş; bir başka daha. Sonunda bir yığın yarım yamalak biçimler bırakacaksınız. Belki başkaları sever, tamamlar. Ama her taşa sarılırken gücünüz, aşkınız, korkunuz yenidir, tazedir. Başaramamak endişesinin zevkiyle çalışacaksınız." (Turgut Uyar/1956)

fal

2010 kahve falım oldukça renkliydi. Telvenin rengi ve kokusu bana huzur verdi. Söyleyen mi yoksa söyleten mi yetenekliydi bilemiyorum ama duyduklarım beni mutlu etti. Zaten bizim oralara her gidişimde, bu gel-giti sonlandırmaya biraz daha yaklaşıyor gibi hissediyorum. Bu kadar farklı hayatlar arasında savrulmanın artık bir sonu olmalı. Ortak bir zeminde buluşmalı insanlarla... Onlarla konuşmaya konuşmaya, uzaklardan gelmiş ve dilini henüz çözememiş biri olmaktan yoruluyorum. Böylece burnum büyüdükçe büyüyor. Halbuki kendime söylendiğim ve ayna karşısında pratik yaptığım zaman bir sorun olmuyor. Kendime kızdığımda, o oldukça anlayışlı davranıyor. Ama fallarda kendim çıkmıyor karşıma. İçip içip bitirdiğim dertlerim çıkıyor. Ben onları tükettim sanıyorum ama onlar tortu olarak bekliyor. Sonra birileri ona anlam ve şekil yüklüyor. "Bak görüyor musun" diyor; "şuracıkta oturmuş bekliyorsun". İçim kabarmış oluyor. Dertlerim fincanın altından taşıyor. Kısmetim taşıyor. Gökt...

kaptan

"(...) kaptanınız konuşuyor: korsan bizi kaçırıyor; kemerler bağlansın, anılar hatırlansın... biryer var biliyorum, evet seni seviyordum, ışığa baktım, içine daldım, şimdi neyleyim?" ( kesemeşeker/kaptan/içinde içindekiler vardır )

bu puslu sabahlarda...

"(...) bu puslu sabahlarda, adını unutmaya devam ediyorum. bir maçın son anında, kasti tekmeler diyarında, koşuyorum; kırmızı kartlara doğru, kaçıyorum; şahsi verkaçlarla, festival zamanı istanbul’da, bizimkisi resital olsa olsa... bu acil servislerde, adını unutmaya devam ediyorum." (c.t./a.u.d.e)

doping

"(...) vakit çaldım, yalan attım. doping de yaptım, şike de... her yol mübahtı bilirsin, aşk cinnetlerinde... çalışmıştık yıllarca, okullarda-evlerde... acılar sislendi hep tekellerde. (...)"