Salı, Kasım 18, 2008

tehlikeli oyunlar

"(...)Allah kahretsin, insan anlatmak istiyor albayım; böyle budalaca bir özleme kapılıyor. bir yandan da hiç konuşmak istemiyor. Tıpkı oyunlardaki gibi çelişik duyguların altında eziliyor. Fakat benim de sevmeğe hakkım yok mu albayım? Yok. Peki albayım. Ben de susarım o zaman. Gecekonduma oturur, anlaşılmayı beklerim. Fakat albayım, beni nasıl bulup anlayacaklar? Sorarım size: Nasıl? Kim bilecek benim insanlardan kaçtığımı? Ben ölmek istiyorum albayım, ölmek. Bir yandan da ölümümün nasıl karşılanacağını seyretmek istiyorum. Tehlikeli oyunlar oynamak istiyor insan; bir yandan da kılına zarar gelsin istemiyor. Küçük oyunlar istemiyorum albayım. 'Canım bugün üzgün görünüyorsun' demek istemiyorum. 'İstemiyorsan buluşmayalım' dedi geçen gün. Buyrun bakalım. Ben de çekilmez huysuzluklar etmiştim; bu sonuca katlanmalıydım. Ben ne yaptım? Neyse geçelim albayım. Fakat beni anlıyor. Bütün geçmişimi anlattım ona, hep haklı çıktım. İşte böyle anlarda çileden çıkıyorum albayım: Kendimi unutup zafer sarhoşluğuna kapılıyorum. Oysa bütün bir ilişki can sıkıntısı yüzünden başlamıştı."

"Kendini yakıp bitiriyorsun oğlum Hikmet" dedi Hüsamettin Bey. "Değil mi albayım?" Kağıdı sehpadan aldı. "İnsanlık öldü. Belki de hiç yaşamamıştı. Belki de benim insanlığım diye birşey yoktu. Ben hücremde yanlış hayallere sürüklenmiştim. Korkaklığımı insanlık saymıştım. Yalnızlığımı insanlık saymıştım. Batıda böyle şeylere önem vermiyorlar albayım. Biliyorlar bütün bunları: İnsanın ruhunu okuyorlar. Fakat onlar da mutlu değil albayım. Ne var ki boş hayallere kapılmamayı biliyorlar. Kaç asrın tecrübesi kolay mı?"

(Oğuz Atay-Tehlikeli Oyunlar-syf 259-260)

Hiç yorum yok: