Cumartesi, Kasım 22, 2008

"ve bir can sıkıntısı, herşeyi ama herşeyi silen"

"Bizler küçük, yalnız bir tren yolunun yavan bir istasyonunda oturuyoruz. Sonraki trenin gelmesine daha dört saat var. Çantamızda bir kitabımız var, yine de okuyacak mıyız? Hayır. Ya da bir sorun dolayısıyla bir takım sorular düşünecek miyiz? Bunu yapamayacağız. Oradaki tarifeleri ya da bu istasyonlara uzaklıkları veren tarifeyi okuruz. saate bakarız, yalnızca onbeş dakika geçmiştir. Sonra ana caddeye çıkarız, bir yukarı bir aşağı yürürüz, sanki yapacak bir şeyimiz varmış gibi. Ama bunun hiçbir faydası yok. (...)

Bu bırakılmışlık veya terk edilmişlik, çevremizdekilerin bize kayıtsız kaldığı, aynı zamanda bizim hiçbir eyleme geçme olanağımızın bulunmadığı ve bizim onlardan kendimizi kurtaramadığımız can sıkınıtısının temel deneyimidir.

Canı sıkılan insan, kendisini hayvan esaretine 'en yakın yakınlığın' içinde bulur. İkisi de en düzgün halleriyle yakınlığa açıktır, ikisi de inatla kendini reddeden birşeye bütünüyle teslim olurlar."

(Heidegger-Agamben)

Hiç yorum yok: