Çarşamba, Mart 24, 2010

dayı#2

4 dayım var. Onların hikayelerini kitaplaştırsam, Adana Futbolu'ndan çok satar eminim.

En büyüğü, mühendis. Tarsus'tan çıkıp üniversite sınavında derece yapmış, ailenin gurur kaynağı. ODTÜ-İTÜ, güreş, çapkınlık, kariyer, zenginlik derken aileyle bağlar kopmuş. Adana'da yaşıyor; yengemin tabiriyle annemin bıyıklısı. Uzun süredir görmüyorum ama masmavi gözleriyle, kıkır kıkır gülüşüyle hatırlıyorum.

Bir sonraki, tam tersi; haylazlığın kralı. Sık sık sınıfta kaldığı için dedem ayağından tavana asmış bunu. Nenesi, ağzından bok gelecek çocuğun diye kükremiş dedeme. Bunun hikayeleri iki gruba ayrılır. Çoğunluğu "ya ilkokul 1'deyim ya 2'de" diye başlayan köy hikayeleri ya da mavraları, ikincisi meslek hikayeleri: Berberlik. Özellikle askerlikte meslek bilgisiyle yan gelip yatması, ordu evlerinde komutan eşleriyle makaraları... Şimdilerde babamın yayla yoldaşı; envai çeşit bitkinin otun suyunu çıkarıp çay niyetine içer ya da yağını yapıp sürer. Bi ara baş ağrısına karşı, kafasını ezdiriyordu bana. O zaman daha 60 kilonun altındaki bünye, ne kadar tepinse de beynin tıkanan damarlarını açamazdı tabii; sallandı bi ara ama yıkılmadı.

Üç numara da haylazlık ikincisi, abisinin yolunda... Yüzüne patlayan düdüklü tencere mi dersiniz kafalara giren oklavalar mı, yarı şaka yarı mavra... Daha lisede Kuleli için memleketten ayrılınca bi üzüm kamyonuyla, hayat üniversitesinden çift anadallı. Aile fotoğraflarında teğmen kıyafetli. Darbe mağduru; mavraları anason kokulu. Bi ara kolesterolü o kadar yükseldi ki makine ölçmedi. Liseden kalma tekerlemelerini ve laf oyunlarını yeğenlerince kullanılmasına keyiflenir; ve her seferinde "sen biliyon mu bunu" diyerek yenisini üretir. Sanırım beni en çok bu etkiledi. 10 yıldır eşiyle dünyanın gezmediği yeri kalmadı. "Araba benim cebimde olsun" mottomun sahibi.

Sonuncusunu, 98-99'dan beri görmüyorum. Kahverengi murat 131'yle gittiğimiz deniz maceraları, omzuna alıp bizi suya fırlatması, sanırım bize yüzmeyi öğreten şey oldu. Karışık özel hayatı, aileden kopardı. Bir ara güvenimi toplayıp gitmeye niyetliyim yanına.

Bu dördünün ortak özelliği, Fenerbahçeli ve birbirleriyle küs olmaları. Önce farklı kombinasyonlarla, ardından hepsi birden... Hepsi çok bilmiş, saf ve temizler; suçsuzlar!

Bu kadar lafı etmemin nedeni, benim de birinin dayısı olmam. Doğumunu not düşmüştüm. Şu anası kılıklı; Ece Sultan:



Ona da bir blog açtım. O büyüyünce, blog, bizim eski kocaman fotoğraf albümlerine döner; belki şimdi bizim yaptığımız gibi döner döner bakar-güler.

3 yorum:

geyik1940 dedi ki...

Maşallaaah:) Saçlar aynı sen, gözler de mi benziyor yoksa...

Sherry dedi ki...

cok guzel bi yazi...cok guzel bi bebek.

mustava dedi ki...

ece sultanın blogu hayırlı olsun :) kardeş sitelere bizi de eklemişsiniz, sağolun. ben de sizi ekleyeceğim sevgili ececik.

benim dayım yok. aslında varmış ama daha bebekken ölmüş. adı, benim için yokluğunu daha da trajik hale getiriyor: mustafa...