Çarşamba, Haziran 30, 2010

hareket

Süngerleşen bedenimi ve gürgenleşen ruhumu yerinden kaldırmak zor olabiliyor. Ormansı bir durgunluk. Altı yaprak üstü bulut. Rutine binen hareketsizliği bozan değişimler, tedirginliğe yol açıyor. Bir zamanlar yolculuk yapmayı severdim... Geçen yaz ve sonbahar, epey dolaştığımı söyleyebilirim. Gitmek ve dolaşmak... Şimdilerde onun bana gelmesini bekliyorum. Belki bunun da üstesinden gelebilirim. İlk hareketi yaptıktan sonra gerisi geliyor. Örneğin, binbir direnişe rağmen, bileti almak. Asıl sıkıntı, can sıkıntısı. Eskiden herşeyi tek yapma hevesi ve gücüne sahipken, kimsenin programına tabi olmak istemezken, şimdi "ya nasıl olacak nasıl yapacağız o işi" telaşı... Çok öteye değil zaten, şuracığa İstanbul'a; bir zamanlar haftasonu vapura binelim diye trene atlayıp gittiğimiz yer. Sonisphere'den de parasızlık dışında aynı nedenle uzak durdum: Ne işim var o kalabalığın arasında! Evde karpuz-peynir yerken mtv seyrettim. Hava gitarını eksik etmedim. Havamı aldım.

Şimdi, tez falan, motive olmaya çalışıyorum. Hareket çalışıp, hareketsizliğimi inceliyorum. Velhasıl, ASF'ye gidiyorum, döneceğim.

Hiç yorum yok: