Kayıtlar

Iris Murdoch - Ağ

Ayrıntı'dan aldığım Iris Murdoch serisine başladım; evde Melekler Zamanı ve okulda Ağ ile... "uzun bir ayrılıktan sonra buluşulduğu zaman söylenen bütün sözlerin ölü şeyler gibi yere düşmesinden, bu ölülere can vermesi gereken ruhun havada dolanıp durmasından daha büyük işkence var mıdır? Bu ruhun varlığını ikimiz de duyumsuyorduk..." Ağ / syf 46.

bu aralar...

Bu aralar erkenden uyuyorum, kafamın içinden ve dışından kaçmak için; televizyon ve telefondan kurtulmak, dırdır eden zihnimi susturmak... Tabii beni gecenin köründe uyandırdığı da oluyor;bazı önemli kararları o anlarda aldığım oldu, bunlardan biri daha iyi bir insan olamayacağım gerçeği değil, başka bir şey. Ya da öğleden sonra biralarının etkisiyle erkenden sızıyorum, o zaman da baş ağrısının bana söyledikleri oluyor: damarında dolaşan gerçeklik artıyor, müdahale etmelisin. İçimdeki dev uyumuyor. Devirmek istiyor duvarları. Hayatımın bazı dönemlerinde çok farklı şeylerle ilgilenmişim, şimdi fark diyorum; o filmin ya da şu albümün çıkış tarihlerine baktığımda, o aralar ben ne yapıyorum diye sorduğumda, hayatımı değiştirmek için uğraşıyordum diyorum. Fazla kurcalamışım. Dağıttım ama toplayamadım. Salladım ama yıkamadım. Yıkamadılar. Öyle yamuk kaldım, tek ayak üstünde ceza. Devrilip gitti devran, duramadı. Dengesiz. Spora gidiyorum, kitap tanıtım videoları çekiyorum, montaj falan y...

Murat Menteş Kitapları

Bugüne kadar genelde önerdiğim ve sevdiğim yazarların kitaplarına dair tanıtım videoları çektim. Murat Menteş'e dair duygularım ise o kadar sabit değil. Korkma Ben Varım'ı çok sevmiştim ama son kitabı Antika Titanik'ten neredeyse nefret ettim. Tek kelimeyle "cozutmuş". Kitaplarına dair bir video:  https://youtu.be/ZUoB2dqbGjA

Barış Bıçakçı kitapları

Barış Bıçakçı özellikle Ankara günlerimde en sadık yoldaşımdı. Çevirip çevirip okuduğum, sağa sola hediye ettiğim, benim için Ankara'yla özdeşleşmiş bir yazar. Sakin ve kısa kısa anlatımlarına o kadar çok şeyi sıkıştırıyor ki... Belki yeni birileri de tanır ya da bilenler, "evet ya o kitap çok iyiydi" der mi acaba diye bir tanıtım videosu çektim; Seyrek Yağmur'dan da bir pasaj okudum:  https://youtu.be/tXH9G-er9Yo

Hasan Ali Toptaş Kitapları

Neredeyse bütün kitaplarını okuduğum yazarlardan biridir Hasan Ali Toptaş. Niye bu kadar sık yayınevi değiştirdiğini anlamasam ve yer yer kendini tekrar ettiğini düşünsem de mutlaka okunmalı. Şurada bir tanıtım videosu çektim:  https://youtu.be/O1fTrI05ask

Julian Barnes Kitapları

Önceki yaz okuyup oldukça etkilendiğim Julian Barnes kitaplarına dair bir video yayınladım: https://youtu.be/E6vxC1GZ4ok

Hüsnü Arkan Kitapları

Yakında yeni albümü ( Kanat Sesleri ) ve önce albümün çıkış şarkısı yayınlanacak olan Hüsnü Arkan'ın bizdeki kitaplarını tanıttım; sanatçınını yazar kimliğini de hatırlatmak istedim. Videoların yenisi :  https://youtu.be/6JP0Lo27Ebo

Yekta Kopan / Sıradan Bir Gün

Yekta Kopan'ın Sıradan Bir Gün kitabına dair kısa bir tanıtım videosu çektim. Kitabın 87. sayfasından bir pasajı da okuyorum; burada :  https://youtu.be/PPhQH_bO39g

Kitap Tanıtımları

Satmayan kitaplarımın geç kalmış tanıtımları; bu kez youtube ortamında... Kitap tanıtım videolarıma kendi derlediğim/katkı verdiğim kitaplarla başladım, kayda geçsin diye: İslam Çupi/Mağlubu Anlatmak https://youtu.be/cq-hRVQ5BV8 Adana Futbolu: https://youtu.be/cU1L8E4tEqM Sosyal Forum'dan Öfkeliler'e https://youtu.be/fXWWnVaoIcc

Muhasebe #18

Bir blog klasiği olarak yılın muhasebesi yazısı; diğerleri farklı sanki, bize her gün muhasebe ve her gün hesap kitap. Bütün yıllar aynı. Gün geçtikçe gazı kaçan hayatta tatsızlık baki. Bu yılın en çok uğraştıran işi, ekonomik krizdi. Her şeyin indirimini  ucuzunu aramaktan takatim kesildi. Hayat ucuzladıkça kalitesizleşti, ucuzlayan hayat kalitesizdi. Kelime oyunları karın doyurmaya yetmedi. Üzerine bir su içip kendimize geldik. Haftalık birayı azaltıp onda da ucuzu bulma dertlerindeydim. Belki de kaçacak delikler tükendi. Bunu hesap kitap başlığında incelemiştik zaten. Para kadar insanlar da dertti. Hep o twiti hatırladım, İsa'nın 30 yaşında nasıl dokuz arkadaşı vardı? İnsanlardan yana hayalkırıklıklarım hayata dair umutlarımı da azalttı. Mesleğim de keyif vermiyordu. Yazmaktan başka ne biliyordum? Belki toprağa yeniden dokunmak gerekiyor. Ben de babam gibi köyün yolunu mu tutacağım? Armut dibine mi düşer? Filmde olduğu gibi, Elmaların gideceği yer diğer elmaların yanı mıdır? ...

yeni müzikler

spotify'in bana önerdiği şarkıcıların/grupların aylık dinlenme oranları, her bir öneride düşüyor. 800'lerden 400'lere oradan 100 küsüre kadar indi. Her seferinde sanırım en düşük olanı buldum diyorum ama şaşırmaya devam. Kuzey Avrupa'nın evde (mi?) kaydedilmiş kimi caz albümleri... Dönüp dolaşıp benim kulaklarıma kadar geldi. Oradaki sıkıntılarla buradakiler bir mi? Can sıkıntısının caz albümü yaptırdığı gençler. Caz albümlerinin can sıkmadığı bünyeler. Yerli ürünler de var dikkatimi çeken. Memlekette bir şeyler üreten çokça genç var, ne güzel. Çoğu kolej/özel üniversite birlikteliği, İstanbul sokakları hovardalığı, 90 sonrası kuşağın dert olmayan dertleri... Uzaya gönderdikleri sesler, birilerine ulaşıyor. Tabii eğer kişisel albüm değilse, garip isimli her biri. Ansızın Bi' İnfilak, Gözyaşı Çetesi vb. Bunların dinlenme sayıları, kuzeydekilerden yüksek. Bi yandan da anlattıkları hayatları bana en az kuzeydekiler kadar uzak. Varoluşsal dertler artık ilgimi çekmese de...

hesap kitap

Boş duvarda takılı gözler ve bir muhasebe hesabı: 100 kaya hesabı kalbime; 200 kankalar hesabı beynime yazılsın. Girdiler ve çıktılar, gelenler ve gidenler, yatanlar ve çekilenler yerli yerine gelsin. Çekilip giden kanımın hesabını sonra vereceğim. Önce akanlar: nereye? Hüzünlü bir taşra sonbaharına, dökülüp giden yapraklara... Gelecekler mi geri? Yeniden olacak mı? Yeniden insan olabilecek miyim? Yatıp gidenler hesaba, kafalarına kadar çekmişler yorganı. Görünmüyor. Burada bir insanın hayatından kesitler sunulmakta. Farklı bir şey akla gelmesin. Kurguyla gerçek karışmış değil. Sadece olan biten anlatılıyor. Çıkan kısmın özeti sunuluyor. Sonuç: olan ve olmak istenen arasındaki açık büyüyor, hesaplarım tutmuyor.

patika

Evin önünden geçip giden ve ileri doğru uzayan bir toprak patika var. Bir tarafı hala bahçe, ağaçlar ve yeşillik, diğer tarafı koca binaların önünde onu taklit eden küçük bir çimenlik. Tam anlamıyla bir vaha. O sol taraftaki bahçeye ne zaman kazma vuracaklar endişesindeyiz. Toprak patika/yol romantizmi, iki taraf arasındaki sıkışmışlık, tabii ki hemen kendime döndürüp kullandığım bir metafor. Zaten kendimden bahsetmiyor muyum burada? Biraz benden bahseden kim kaldı? Yolun üzerine asfaltı döküp, bahçeye de inşaata başladıklarında, hıh tam bana benzedi diyeceğim. Eskilerden kalan bir esinti... Üşütük. Kim kaldı eskilerden? Ben ve metaforlarım, anaforlarım. Dönüp durduğum dalgalarım.  Patikanın çıktığı yerde kesemedikleri ceviz ağacı. O zaten başlı başına şarkı. Yolun beri yanında, bizim tarafımızda da ceviz ağacı var.  İki sınır işareti. Arada kavaklar ve bir yıkıntı. Büyük ihtimalle eski bir bahçe evi. Eskilerden kaçıp gelinen, belki hangi işlerin döndüğü, belki hiç bir şey yap...

kitaplar-devam

Ernest Hemingway-Klimanjaro'nun Karları ile klasiklere devam ettikten sonra yaz başında aldığım ama şans eseri okuma sırası sona kalan Elizabeth Harrower'ın Gözetleme Kulesi'ni okuyorum. Hemingway'in bedeni yaralı kahramanlarıyla Harrower'ın ruhu yaralı kahramanları arasında bağlantı kurabilirim. Aslında varoluşsal meseleler, kendi arayan insanlardan edebi anlamda sıkıldım; kendimden sıkıldığım gibi. O durum, zaten bir şey üretebilmenin temeli gibi, bunun üstüne çıkabilmek önemli. Bu temelin üstüne başka bir şeyler koyabilenleri beğeniyorum artık. Edebiyatta başka konular, farklı olaylar ilgimi çekiyor ki bu yazki kitaplar aslında bu açığımı kapattı. Kaçıp gidemeyip burada kalmış, kalakalmış, yaralanmış beden ve ruhlardan, karamsarlıktan başka bir şey yansıdığı zaman daha iyi oluyor o metin. Ayhan Geçgin'in Son Adım'ında da yine benzer bir yaralı hal, çekip gidememe, gidince de neyle karşılaştığını bilememe durumları vardı. Yani bir mevzunun içinde yer almal...

geçmiş ışıklar

Yıldızların altında, dağ başında, yıldızımın parlayacağı günleri beklerken bana gelen ışıkların çok eskilerden olduğunu biliyordum. Geçmişin parlak anları beliriyordu aslında önümde. En güzel günlermiş; geleceğim, kayan yıldızlardan biri olma ihtimalinde. Kurgularla aram metinleri kurgularken iyi değil. Her zaman gerçeğe yakın oldum, tersini istesem de. Bamya ya da salatalık toplarken batan dikenlerle o gerçeği hissettim. Elimi uzattığımda hep oradaydılar, beni hoş karşılamadı geleceğim. Aslında farklı hayatlar arasında salındım, tercih yapma şansım çoktu. Tercihlerimi yaşıyorum. Bu kadar geniş marjda dolanmak şizofrenik salınımlar yarattı, durumlara adapte olma yeteneği dengede kalmak kadar sürekli tedirgin kalmayı da beraberinde getirdi. Yıldızların yanıp duran sempatiklikleri bana bir mesaj mi vermek istiyorlar sorusuna dönüştü. Bir başıma kalıp düşündüğümde, bir başıma yapabileceklerimin bu olduğuna karar verdim: Geçmişten size ışıklar getirdim.

yaz geçişleri

Ayhan Geçgin'in etkileyici son adim'indan sonra klasik arası verip jack london-martin eden okudum. Kendini arayan insanin trajik sonlarına farklı zamanlardan farklı yorumlar... memleket batarken hala nefes alabildiğime şükredip biraz denizkiyisinda takıldım, kendi batışlarım sadece beni ilgilendiriyordu. karadan denize son temasları ve küçük gemilerin kendini suya atmalarını tekrarladım. Delisin. Şıpıdık terlik, tuz ve şort. Şimdi dağ başına çıkmak için uzun bir yolculuk öncesindeyim. Yaz geçişleri, sert ve derin. Farklı hayatlara temas. Deliyim.

Ayhan Geçgin/Son Adım

Oldukça etkilendim Ayhan Geçgin'in Son Adım'ından, baştaki durgunluk yavaş yavaş içine alıyor okuyanı.  "Niçin böyleyim diye soruyorsun, neyi göremedim? Yapamadığım, beceremediğin şey ne? Böyle birine nasıl dönüştüm? Bir kötürümlük, ama kötürümlük dediğinin gerçekte ne olduğunu dahi bilmiyorsun. Bir yıkım duygusu doluyor içine. İçinde bir şeyin bozulmuş olduğunu duyuyorsun. Bozulmuş? Nasıl bozulmuş? Bir arabanın, motorun ya da bir aletin bozulması gibi mi? Yoksa bir etin bozulması gibi mi? Bozulan yer neresi? Bunu nasıl onaracağını bilmiyorsun. Onarılabilir mi? Yoksa bu noktayı geçtin mi? Sana öyleymiş gibi geliyor: içinde bir şey onarılmayacak biçimde biçimde bozuldu." Syf 106

Platonov/Çukur

"Çiklin, uyuyanların ortasında oturmuş susKunca ömür sürüyordu; kimileyin sessizlikte oturup görünürde ne varsa gözlemlemeyi severdi. Düşünmek zor gelirdi ona ve bundan pek müteessirdi - ister istemez hissettiği ve içi sıra heyecanlandığıyla kalırdı. Ne kadar uzun süre oturursa hüzün o kadar kabarırdı hareketsizlikten, o yüzden Çiklin ayağa kalktı ve elleriyle barakanın duvarına dayandı, yeter ki bir şeyi itsin, kıpırdasın. Uyumayı hiç istemiyordu- aksine ... kırlara çıkıp çeşitli kızlar ve insanlarla dalların altında oynamak isterdi şimdi". Syf 46

yaz okumaları '18

Bu yazın ilk düzlüğünde kitaplarla aram iyiydi. Aradaki açığı kapama isteği midir yoksa mesleki deformasyonla tarama okuması yapmaktan mı bilmiyorum, edebi okumalar konusunda yaza hızlı bir giriş yaptım. Geçen yaz olduğu gibi Metis ve Ayrıntı'nın kendi sitelerinden almıştım kitapları. Daha önce Ola Bauer/Acemi Pezevenk ve Peter Carey/Bir Sahtekar Olarak Hayatım'dan pasajlar eklemiştim; aşağıda bulmak mümkün, diğerlerini de yavaş yavaş ekleyeceğim. Bauer ve Carey'nin kitaplarına notlarım 3/5. Bauer'inki bir üçlemenin parçası, kitabın başlarında denizci olan kahramanımızın sormadan Paris'te başladığı yeni hayat ve bu hayata adaptasyon çabası anlatılıyor.  Oldukça kısa cümlelerle anlatılan gerçekçi bir hikaye.  Carey'de ise takip etmesi daha zor bir kurgu var. Anlatıcının kurguları mı yoksa yaşanan bir olay mı kestiremiyorsunuz ki zaten mevzu da biraz buna odaklı; yaratılmış mı yoksa gerçekten var mı bilinmeyen bir karakterin hatıraları üzerinden edebi eserler da...

Peter Carey / Bir Sahtekar Olarak Hayatım

Yaz okumaları, devam. Takip etmek, neyin kimi anlattığını oturtmak zordu ama hikaye ilginçti. Gerçekten olup olmadığı belli olmasa da bir şairin başka bir karakter yaratarak ünlü olduğu iddiası. "Ne berbat bir şey bu, Christopher, bu noktaya gelmek. Ölümün hepimize geldiğini söyledim. Hayır, hayır. Şu lanet hayatım boyunca bir sanat eseri yaratmaya çalıştım. Ve şimdi sonum gelince, onu verecek yalnızca sen varsın. Eski düşmanım. .... Bu ne? Onu yok etmeyeceğine yemin et, dedi. Kitabın adını taşıyan ilk sayfasında o yırtıcı, alaycı, iğneleyici başlığı gördüm: Bir Sahtekar Olarak Hayatım. Onu yakmayacağına yemin et . Bu nedir? İnsan ruhu, dedi. Kendi kendiyle alay ettiğini sandım. Ne bekliyordum ki? Elbette sanat değildi. Yemin ediyorum, dedim ona, buna hiçbir şekilde zarar vermeyeceğime yemin ediyorum. Gerçeği söylüyordum. Bir paranoyak şizofrenin sabuklamaları da olsa -ki tam da öyle düşünüyordum- onu muhafaza edecektim." Syf 226.