Çarşamba, Nisan 08, 2009

ağırlık ve hafiflik

"Yaşamımızdaki sarsıcı durumları dile getirmek istediğimizde, ağırlık belirten eğretilemelere başvurmak eğilimindeyizdir. Bir şeyin bizim için büyük bir yük olduğunu söyleriz. Ya taşırız bu yükü ya da beceremez okkanın altına gideriz, bu yükle didişir kazanır ya da kaybediriz. Ya Sabina -sahi ne olmuştu ona? Hiç. İçinden terk etmek geldiği için bir erkeği terk etmişti. Erkek onun peşinden mi gelmişti? Ondan intikam almaya mı çalışmıştı? Hayır. Sabina'nın dramı ağırlığın değil, hafifliğin dramıydı. Onun payına düşen yük değil, varolmanın dayanılmaz hafifliğiydi.

O zamana kadar ihanetleri heyecan ve neşeyle doldurmuştu için. Çünkü yeni ihanet serüvenlerinin önünü açıyordu önünde. Peki, ya bütün bu yolların sonu varsa? İnsan, ana-babasına, kocasına, ülkesine, aşkına ihanet edebilirdi ama ana-baba, koca, ülke, aşk elden gidince-ihanet edebilecek ne kalıyordu geriye?

Sabina çevresinde bir boşluk hissediyordu. Ya bu boşluk, bütün ihanetlerin varacağı yerse? (...)

Peşine düştüğümüz hedefler hep bir parça sisle örtülüdür. (...) Attığımız her adıma anlamını veren şey o adım hakkında hiçbir şey bilmememiz gerçeğidir. Sabina ihanet etmeye duyduğu isteğin ardında yatan hedefin farkında değildi. Varolmanın dayanılmaz hafifliği- hedef bu muydu?"

(Milan Kundera, V.D.H, syf. 130)

Hiç yorum yok: